Gazeteci Ünsal Ünlü, tam 10 yıldır X, Facebook ve YouTube üzerinden gündemi “Patron kızar mı?” demeden konuşuyor. 1982 yılında Radyo Çocuk Saati’nde başladığı yayıncılığa 1990’dan itibaren haberci olarak sürdüren Ünlü, Mülkiye’den mezun olduktan sonra TRT, CTV, NTV ve Habertürk televizyonlarında; spiker, muhabir, editör ve Ankara Temsilciliği görevlerini üstlendi. Zamanla kutuplaşarak ‘yandaş’, ‘muhalif’ olarak adlandırılan medya dünyası içinde ana akımdan kopmak zorunda kalan Ünlü, gazetecilikteki ısrarını sürdürdü. Günümüzdeki gibi sosyal medya mecralarının gelişmediği bir atmosferde ise gündemi sadece kendini takip edenlere haberleri ve doğruları aktarma sorumluluğuyla aktarmaya başladı.
Ünsal Ünlü, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda 10. yılını kutladığı dijital yayıncılık deneyimine ilişkin şunları kaydetti:
“Ben 10 yıl önce bir mesleğime, gazeteciliğe devam edebilmek için bir hayal kurdum. 37 kişinin izlediği bir yayınla yola çıktım. Azken çok olduk, yüzbinlere ulaştık bugün... Patronsuz Yayın bugün 10 yaşını doldurdu. Eğmeden, bükmeden, kötüye 'kötü' iyiye 'iyi' demek için taraf tutmadan, izleyicisinin dışında hiçbir yere sırtını dayamadan... 10 yıldır yayın kapanışında söylediğim Brecht'in meşhur dizeleri artık Türkiye'nin her yerinde bağırarak söylendiğine göre "bir arpa boyundan" çok daha fazla yol yürümüşüz birlikte... Güzel kutlama mesajlarınıza tek tek yanıt veremediğim için lütfen bağışlayın beni. Dost ellerini omuzumdan eksik etmeyen herkese çok teşekkür ederim. Nice nice yıllara, hep birlikte. Çünkü: "Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz!"
Ünlü hafta içi her sabah, Rahman Altın’ın bestelediği jenerik müziğinin ardından dünyanın farklı dillerinden günaydın diyerek kitap ve ödüllerle dolu çalışma odasına izleyicilerini çalışma odasına misafir ediyor. Her sabah 9’da başlayan gündem yayınlarının ardından ise izleyiciler Abdurrahman Tarikçi’nin jenerik müziğiyle ‘Gazetelerin yazdıkları-yazAmadıkları’ bölümüne hazırlanıyor. Yılmaz Aslantürk nam-ı diğer ‘Otisabi’nin çizdiği vinyetteki gazete okuyan adamın da müjdelediği gibi Ünsal Ünlü, farklı gazetelerin gündemi nasıl gördüklerini veya göremediklerini paylaşıyor izleyicileriyle. Türkiye gibi gündemi yoğun olan bir ülkede, unutkanlığa karşı ise Ünlü, güncelde yaşananların geçmişteki olaylarla bağlantısını anımsatmayı unutmuyor izleyicisine. Ünlü, Uğur Mumcu’nun ‘Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olunmaz’ sözünü tekrar doğrularcasına, izleyicilerinin canlı yayındaki sorularını anında yanıtlayarak siyasi, sosyal ve ekonomik anlamda bu günlere nasıl geldiğimizi hatırlatıyor. Tüm bu gündem yayınlarının yanında ‘Okumalar’ ve ‘Klasikler’ başlıklı serilerde yayınların arka planını oluşturan zengin kütüphanesindeki kitapları paylaşıyor Ünlü. Sadece izleyicilerin maddi destekleri ile yayınlara devam eden Ünlü’nün 22 Eylül 2025 itibarıyla toplam 172 bin abonesi, 4 bin 622 videosunun bulunduğu kanalının toplam görüntülenmesi ise 53 milyon 578 bin 228 olarak kayıtlara geçti.
10 yıl içinde sosyal medyanın ve patronsuz olmanın olanaklarını değerlendirmenin yanında olanaksızlıklara karşı da gazetecilik ısrarını sürdüren Ünsal Ünlü ile “patronsuz yayını” konuştuk.
Ünsal Ünlü'nün "Periscope üzerinden ilk Patronsuz yayını" açıklamasıyla başladığı yayının üzerinden tam 10 yıl geçti
Birçok yerde anlattığınızı tahmin etsem de “Patronsuz Yayın”ın başlangıcını sizden rica ediyorum.
Aslında benimki tamamen çaresizlikten oldu. 45 yaşıma kadar; editörlükten spikerliğe, Ankara temsilciliğinden parlamento muhabirliğine kadar haber televizyonculuğunun her alanında çalıştım. Tekelleşen ve iktidar güdümüne giren ana akım medyada iş yapmanın artık imkânsız hale geldiğini gördüğümde de istifa edip kendi yolumu açtım. Yıl 2015’ti ve dijital yayıncılık henüz habercilik alanında başlamamıştı, başlattım.
Her yayının başında hiç aksatmadan farklı dünya dillerinden “günaydın” diyorsunuz. Bu da dinleyiciye “Evet bu dünyadayız, bizi ayrıştırmaya çalışan tüm politikalara rağmen günaydında birleşiyoruz” düşüncesi uyandırıyor. Sizden de duymak isterim, farklı dillerden “günaydın” niçin önemli?
Şöyle, bu sadece Türkiye’de yaşayan ve tarafsız haber izlemek her kökenden insanlara yönelik gibi görünse de temel amaç artık unutulan asgari nezaketi hatırlatmaktı. İnsanların birbirine “günaydın, iyi akşamlar, afiyet olsun vs…” nezaket sözlerini duymamak beni çok rahatsız ediyor çünkü. Bir de tabii dijital yayının avantajı olarak onlarca ülkede izlenen bir program benimki ve izleyen/ dinleyenler her sabah yaşadıkları ülkede o dilleri kullanıyor selamlaşırken. Güne, dünyanın neresinde olurlarsa olsunlar birlikte başlayalım istedim.
10 yıl önceye baktığınızda hem gazetecilik hem de yaşama bakış açısından nasıl bir “Ünsal Ünlü” görüyorsunuz? Gazetecilik pratiğinize neler eklendi?
Aslında gazetecilik açısından eklenen çıkan bir şey yok, ben yine işimi ve mesleğimi yapıyorum ama tek fark evden yapıyor olmak. Hatta şöyle de tuhaf bir durum çıktı ortaya: 36 yıllık gazetecilik hayatımda en uzun süre çalıştığım yer evim oldu 10. yılımı doldurunca.
Ünlü yayınları ile Karşıyaka Belediyesi ve İzmir Gazeteciler Cemiyeti'nin ‘Basın Özgürlüğü Ödülü’nü de kazandı
10 yıl önce yayınlarda teknik olarak yapamayacağınızı düşündüğünüz fakat şimdi kolaylıkla hallettiğiniz teknik süreçler neler?
Yayına başlayıncaya kadar bilgisayarla aram açma/ kapama tuşunu kullanmakla sınırlıydı. Oysa mecburiyet nedeniyle artık, dijital yayıncılığın gerektirdiği pek çok şeyi yapabiliyorum. 45 yaşından sonra bunları öğrenmek varmış kaderde.
“Patronsuzluk hem büyük bir konfor hem de çok büyük bir korunmasızlık”
Yayınlarınızda televizyonlardaki tartışma programlarındaki yorumculardan ziyade olay ve olguların geçmişten günümüze neden sonuç ilişkisine dayanarak anlatıyorsunuz. Bu da sizi izleyenlerin yaşananları anlamlandırmasını daha kolay kılıyor diye düşünüyorum.
Böyle düşünmenize çok sevindim çünkü yapmaya çalıştığım tam olarak bu. Yorumda neden- sonuç ilişkisi kurmanın yanı sıra – ki onu zaten yapan birçok kişi var- ben tarihsel bağlamını da 36 yılına bizzat şahit olduğum yakın siyasi tarihle bütünleştirerek anlatmayı tercih ediyorum. Böylece izleyenlerin hafızası da diri kalıyor. Gazetecinin evrensel etik kuralları çerçevesinde haberin öznesi ya da tarafı olmaması gerektiğini unutmadan, tarihsel bir bütünlük içinde değerlendirme yapmaya çalışıyorum.
Birçok farklı kurumda çalıştınız. “Patronsuz yayın” çalıştığınız diğer kurumlara nazaran size hangi imkânları sundu?
Bana sunulan demeyelim de bu yayın nedeniyle yarattığım imkânlar var elbette. Bunların en başta geleni yayının adına yerleştirdiğim “patronsuzluk” hem büyük bir konfor hem de çok büyük bir korunmasızlık. Burada da meslek örgütlerinin -ki en başta da büyük desteğini gördüğüm Gazeteciler Cemiyeti’ni anmam gerek- önemi çok fazla. Bir diğer artısı uzun yıllar başkalarının da sorumluluğunu taşımak zorundayken artık sadece kendi gayretimle habercilik yapmak. Yaptığım işin sorumluluğu tamamen ve sadece bana ait. Seviyorum bunu.

Ünlü 2025 Medya Konferansı'nda yaptığı konuşmada dijital dünyayı dinamite benzeterek, "Bunun nasıl kullanılacağına insan karar verecek" dedi
“Nasıl ‘vatandaş hakimliği’ yoksa ‘vatandaş gazeteciliği’ de olmaz”
Günümüzde internet üzerinden gerçekleştirilen yayınlar arttı. Gündeme, güncele dair yorumda bulunan kişi sayısı da arttı. İnternet mecrasında yayın yapan, haberlerini paylaşan gazetecileri sizce bu kişilerden ayrı kılan unsurlar neler?
Söz ettiğiniz insanların çoğu gazeteci değil, başka işler yaparken sosyal medyadaki takipçilerine güvenerek görüş beyan eden insanlar ama gazeteciliğin evrensel kuralları vardır ve bunları taşımayanlara mesleğimizin adı verilemez. Sanırım tam bu noktada “vatandaş gazeteciliği” denilen saçmalığı anmamız gerekiyor. Nasıl ki “vatandaş doktorluğu” ya da “vatandaş hakimliği” olmazsa vatandaş gazeteciliği de olmaz.
Yayınlarınızda okuduğunuz kitaplara da yer veriyorsunuz. Siyasi gündemi ele almanın yanında okuduğunuz/ dikkatinizi çeken kitaplara yer vermeniz niçin önemli?
Okuma alışkanlığının azalması toplumsal gerilemenin sebeplerinden biri bence ve artık kitap tanıtımları da samimiyetle değil parasal ilişkiyle yapılıyor ağırlıklı olarak. Benim buradaki farkım sanırım izleyici/ dinleyicimi samimiyetime inandırmam. Herkes biliyor ki adı, satış rakamı, yazarının şöhreti ne olursa olsun, sevmediğim ve çok daha önemlisi de gerçekten okumadığım hiçbir kitabı önermem. Bir de tabii ben gündemden bunalan kafamı dinlendirmek için okumayı sevdiğim için yayınlarımı takip edenlere de bir çeşit “kafa soğutma” yöntemi olarak öneriyorum kitapları.
Yayınlarda okuyucu yorumlarını da naklen aktarıyorsunuz. Radyo Çocuk Saati’nden beri talimli olduğunuzu tahmin etsem de takipçilerin anlık tepkilerini hem takip etmek hem de yayında aktarmak nasıldı sizin için?
Garipsemedim çünkü bu da planlıydı. Karşılıklı etkileşim ya da bugün çok sık kullanılan söyleyişle interaktivite bu yayının ilk anından beri olmazsa olmazıydı. Yayının çatısını ben kuruyor olsam da izleyicinin/ dinleyicinin içinde olmadığı bir yayın bana çok tatsız gelir her zaman. Yayının takipçileri de bunu çok sevdi. Ben 1983 yılından beri yani tam 42 yıldır radyo ve TV yayını yapıyorum. Sadece tek kişinin konuştuğu bir şeyi ben takip etmeyeceğim için izleyicilerime de sunamazdım.
"Gazeteci haber saklamaz. Saklıyorsa gazeteci değil iş takipçisidir"
Yayınlarda bir vinyet de mutlaka size eşlik ediyor. Burada da aslında salt habercilik değil adeta bir gazetenin karikatür köşesi geleneğinin yaşatıldığını görüyoruz. Vinyet fikri nasıl ortaya çıktı ve yayınlarınız için neden önemli?
Konuşma balonu çok nadiren oluyor çizimlerde ve güldürme amacı taşımıyor. Daha çok yayına görsel bir destek ve benim fikrim değildi. Türkiye’nin en önemli çizerlerinden Yılmaz Aslantürk yani Otisabi, yayının izleyicilerinden biriydi ve o önerdi. Müthiş sevindim ve sonuç da ortada. Şimdi Yılmaz çoğu zaman benden önce gündemi takip ederek hazırlıyor ve benim yayın için ön çalışmamla da bire bir uyuyor.

Gazeteciler Cemiyeti'nin düzenlediği bölgesel eğitimlere de katılan Ünlü dijital yayıncılık deneyimlerini paylaştı
Serbest uçuş, dertleşme yayınlarının da sizin önem verdiğiniz muhabirlik ruhunun bir yansıması olduğunu düşünüyorum. Halkın tepkisini görmek, konuşmak, paylaşmak gibi anlamlarda. Gazetecilik pratiğiniz anlamında serbest uçuş, dertleşme size neler kattı?
Doğru, bu aslında ay boyu yaptığım her şeyin sağlaması ve eğer eksik bir şey kaldıysa konuşarak telafi etmek üzere alınan bir Z Raporu. Ayrıca her ay sonu; yayının abone sayısı, toplam izlenmesi ve etkinliği gibi şeylerin istatistiklerini de paylaşabiliyorum. Çünkü yayına başlarken izleyicilere “Ben ne biliyorsam, siz de bileceksiniz, çünkü gazeteci haber saklamaz. Saklıyorsa gazeteci değil iş takipçisidir” demiştim.
İşin maddi boyutu ayrı bir öneme sahip. İnternet üzerinden yayın yapan gazetecilerin, gazetelerin bu işi bedelsiz yapmasının beklendiğini görüyoruz kamuoyunda. Yani genel olarak bir gazete/dergiye abone olma geleneği yaygın değil. Bu kapsamda bir gazeteci olarak mesleğinizi icra ederken hangi zorluklarla karşılaştınız?
Maddi zorluk yayına başlarken yaşayacağımdan yüzde yüz emin olduğum bir şeydi. Yayınım sadece reklam geliriyle yaşıyor, herhangi bir sponsorluk falan yok. Dolayısıyla da izlenmek kadar dijital yayın platformlarından destek de çok önemli. Sağ olsunlar bunu yapan izleyicilerim var, sayılarının artmasını bekliyorum. Bakalım, o da olur umarım.




