Ekonomim gazetesi yazarı Zeynep Gürcanlı, Arnavutluk’ta ABD Başkanı Donald Trump’ın damadı Jared Kushner’in kıyı projesine karşı başlayan kitlesel eylemleri köşesine taşıdı. Gürcanlı'nın analizine göre; Tiran sokaklarındaki protestolar, Washington koridorlarında Kushner’in Körfez sermayeli şirketine yönelik yürütülen soruşturma hazırlıkları ve Türkiye dâhil birçok ülkedeki "siyaset-servet" ilişkileri, demokrasilerin şeffaflık ve dayanıklılık sınavını yeniden gündeme getirdi.

Thumbs B C 6E728Ece1Fbc128327D727C0228A43C4

Arnavutluk, son bir haftadır başkent Tiran başta olmak üzere birçok kentte binlerce kişinin katıldığı kitlesel protestolara sahne oluyor. Göstericilerin tepkisinin merkezinde, ABD Başkanı Donald Trump’ın damadı Jared Kushner’in Arnavutluk kıyılarında hayata geçirmek istediği milyarlarca dolarlık turizm projesi yer alıyor.

Kıyı kesimindeki kamusal alanları kapsayan projeye karşı sokaklara çıkan eylemciler, siyasal nüfuz kullanılarak doğal mirasın uluslararası sermayeye açılmasını protesto ediyor. Başbakan Edi Rama hükümetinin koruma altındaki kıyı bölgeleriyle ilgili mevzuatı değiştirdiği ve çevresel koruma statülerinin yatırım projelerine göre yeniden düzenlendiği iddia edilirken; muhalefet, sürecin "siyasi güç ile ekonomik çıkarın iç içe geçtiği yeni bir düzenin sembolü" olduğunu savunuyor.

Trump ailesinin yatırımları ve kongre kıskacı

Arnavutluk’taki "tatil köyü" projesi tartışılırken, ABD Kongresi’ndeki Demokrat vekil ve senatörlerin Jared Kushner hakkında Orta Doğu bağlantıları nedeniyle resmi bir soruşturma başlatmanın eşiğinde olduğu belirtiliyor. Kushner’in yatırım şirketi Affinity Partners’ın milyarlarca dolarlık sermayesinin önemli bölümünün Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi Körfez ülkelerinden geldiği biliniyor.

Zeynep Gürcanlı, ABD siyasetindeki bu tabloyu şu sözlerle aktarıyor:

"Kushner’in hem yabancı devlet fonlarından milyarlarca dolar alıp hem de Başkan Trump’ın görevlendirmesiyle, o ülkelerle ilgili diplomatik süreçlerde etkili olması büyük tartışma konusu. Bugünlerde sadece Kushner değil, Trump ailesinin tümünün attığı mali adımlar, yatırımlar, borsadaki hareketleri mercek altında. Donald Trump Jr.’ın savunma sektöründeki yatırımları ve Pentagon ile iş yapan şirketlerle bağlantıları, Eric Trump’ın teknoloji ve savunma alanındaki girişimleri, Trump ailesinin kripto para ve gayrimenkul yatırımları da Amerikan medyasının ve Washington’daki muhalif çevrelerin sürekli gündemde tuttukları soru işaretleriyle irdeleniyor."

Hunter Biden’dan "çifte standart" tepkisi

Benzer güç istismarı iddiaları birkaç yıl önce Joe Biden’ın başkanlığı döneminde oğlu Hunter Biden için de yöneltilmişti. Hunter Biden’ın Ukraynalı enerji şirketi Burisma’daki görevi ve Çin bağlantıları uzun süre Cumhuriyetçiler tarafından sorgulanmıştı.

Güncel durumda ise Hunter Biden, sosyal medya paylaşımları üzerinden Trump ailesini hedef almaya başladı. Kendi mali ilişkilerinin yıllarca medya tarafından incelendiğini hatırlatan Hunter Biden, Jared Kushner’in Körfez sermayesinden milyarlarca dolar toplamasının ve Arnavutluk’taki tartışmalı projelerinin aynı ölçüde sorgulanmadığını savunuyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan: "Bizim güçlü olmak dışında bir seçeneğimiz yoktur"
Cumhurbaşkanı Erdoğan: "Bizim güçlü olmak dışında bir seçeneğimiz yoktur"
İçeriği Görüntüle

Dünyada "güç yozlaşması" ve Macaristan örneği

Yazıda, siyasi iktidar ile ekonomik güç arasındaki mesafenin daralmasının küresel bir eğilim haline geldiği vurgulanıyor. İtalya'da Berlusconi dönemiyle görünür olan, Rusya ve Çin'de de izleri bulunan bu modele dair Macaristan’daki güncel tartışmalar örnek gösteriliyor:

"Macaristan’da da Orban sonrası döneme ilişkin tartışmaların merkezinde yalnızca siyasi iktidarın el değiştirmesi üzerinde durulmuyor. Asıl tartışma, Orban’ın Başbakan olduğu son onbeş yılda devlet ihalelerinden medya sektörüne, enerji yatırımlarından bankacılık sistemine kadar uzanan geniş bir ekonomik ağın nasıl şekillendiği ve olası bir iktidar değişiminde bu yapının nasıl dönüştürüleceği üzerine yoğunlaşıyor."

Muhalefet çevreleri bu yapının kalıcı bir etki yarattığını savunurken, Orban yanlıları ise bunun güçlü bir ulusal sermaye sınıfının ortaya çıkması anlamına geldiğini öne sürüyor.

Analizde, güç zehirlenmesi ve şeffaflık tartışmalarının Türkiye ayağına da değiniliyor. Türkiye’de ana muhalefetteki CHP’li belediye başkanlarının "yolsuzluk" gerekçesiyle görevden alındığı anımsatılırken, iktidar cephesine yönelik iddialara erişim engelleri getirilmesi eleştiriliyor.

Gürcanlı, medyadaki çifte standardı ve gazetecilerin durumunu şu ifadelerle özetliyor:

"Türkiye’de muhalefetin yolsuzluğuna ilişkin iddiaları gündeme taşıyan gazeteciler teşvik edilirken, iktidara yakın kişi ve kurumlar hakkındaki iddiaları araştıran gazeteciler, sosyal medya paylaşımları gerekçe gösterilerek gözaltına alınıyor, tutuklanıyor. Son olarak Alican Uludağ ve İsmail Arı’nın yaşadıkları tam olarak da bunun örnekleri."

Süreç, Kasım 2026'da ABD Kongresi için yapılacak ara seçimlerin ardından Trump yönetiminin karşı karşıya kalacağı en büyük siyasi sınavlardan biri olmaya aday olarak gösteriliyor.

Kaynak: Haber Merkezi