Çağla Ulusoy, 2023 yılındaki "SANDYMANSIONAL" sergisinin ardından, Dirimart’taki ikinci kişisel sergisi "Gardenscapes" ile sanat pratiğinde yeni ve daha dışa dönük bir dönemin kapılarını araladı. 22 Ekim – 23 Kasım 2025 tarihleri arasında Dirimart Dolapdere’de izleyiciyle buluşan sergi, alışıla gelmiş doğa tasvirlerinin ötesine geçerek bahçeyi "psikolojik ve estetik bir alan" olarak yeniden kurguladı.

Çağla Ulusoy1

Kitaptan mekâna taşınan bir kurgu

Serginin çıkış noktası, sanatçının Mayıs 2025’te yayımlanan sanatçı kitabı OVERWORKED’a dayanıyor. Ulusoy, sergiyi kitabın fiziksel bir uzantısı ve bir deneyim alanı olarak tasarladı. Kitaptaki kolaj mantığının mekâna yayıldığı sergide, izleyiciler Versailles bahçelerini anımsatan simetrik bir düzende, kitabın kapağındaki metalik dokuyu yansıtan zeminler üzerinde hareket ediyor. Bu metalik doku, mekâna dijital bir his verirken, izleyiciyi resimlerin sunduğu sıcaklığa sığınmaya yönlendiren bir tezatlık oluşturuyor.

Çağla Ulusoy3

İzleyiciyi "çiçeklendirmeye" davet eden bir oyun alanı

"Gardenscapes", izleyiciyi sadece gözlemci olmaktan çıkarıp sürecin aktif bir parçası haline getirdi. Girişte ziyaretçilere verilen sticker’lar, tıpkı kitaptan çıkan parçalar gibi, galeri zeminine yapıştırılarak mekânın zamanla dönüşen, kolektif bir bahçeye evrilmesini sağlıyor. Ulusoy, bu yaklaşımıyla sergiyi "keskin sınırlar içerisinde kişiselleştirdiğimiz hayali bir özgürlük alanı" olarak tanımladığı bahçe kavramıyla örtüştürüyor.

Sergide yer alan sahte çimler, yeşil hortumlar ve denim dokusu gibi gündelik nesneler, sanatçının hiyerarşi tanımayan malzeme anlayışının birer göstergesi olarak öne çıktı. Ulusoy, röportajında bu durumu şu sözlerle özetliyor: "Beğendiğim bir şeker ambalajı ile bir müze duvarında sergilenen resim arasında benim için fark yok; ikisi de aynı şekilde ilham veriyor."

Çağla Ulusoy 3

Dijital ve fiziksel belleğin kesişimi

New York’ta Renk Alanı resminin öncülerinden Pat Lipsky ile çalışma fırsatı bulan ve Londra Royal College of Art’ta eğitimini tamamlayan Ulusoy, bu sergisinde dijitalleşen yaşamın zıtlıklarını sanatsal pratiğinin merkezine yerleştiriyor. Görsel hafızayı "fiziksel" ve "dijital" olarak ayırmadığını belirten sanatçı, resimlerindeki imgelerin her iki dünyadan da beslendiğini vurguluyor.

Serginin finalinde yer alan, görsel tasarımcı Yasin Arıbuğa ve ses sanatçısı Kutay Soyocak iş birliğiyle hazırlanan video ve ses yerleştirmesi ise bu deneyimi bütünsel bir boyuta taşıyor. Karanlık bir mekânda, animasyon şeklinde belirip kaybolan imgeler ve hikâyesi olan ses tasarımı, izleyiciye sanatçının düşünce yolculuğuna tanıklık etme imkânı sunuyor.

Ulusoy; yağlıboya, akrilik, jüt, balmumu ve kum gibi materyalleri bir araya getirerek oluşturduğu katmanlı dokularda farklı malzemeleri bir araya getirmedeki yetkinliğini de izleyiciye sunuyor. Ulusoy, malzemeyi bazen yabancılaştırarak, bazen de birbiriyle çatıştırarak izleyicide merak uyandıran derinlikli yüzeyler inşa ediyor. Çağla Ulusoy sergiyi 24 Saat'e anlattı.

Çağla Ulusoy 1

"Gardenscapes, doğal bir sığınaktan ziyade "psikolojik ve estetik bir alan" olarak tanımladığınız bir bahçe fikrinden ilham alıyor. Bu bahçeyi; kendi iç dünyanızdan parçalar, hafızanın izleri ve gündelik hayatın kalıntılarıyla nasıl inşa ettiniz?

"Gardenscapes” fikri, doğal bir bahçeden çok, zihnin kendine ait bir ara mekân kurma ihtiyacı üzerine şekillendi. Bu sergi, Overworked kitabımın yayımlanmasının hemen ardından ortaya çıktı; kitabın bir uzantısı, fiziksel bir deneyimi gibi düşünülebilir.

Kitapta gerçekleşen okuma deneyimini birebir taşımaktansa, kitabın önerdiği fikir ve düşünce dünyasından yola çıkmak istedim. Overworked üzerinde çalışırken, kitabın doğası beni sınırlar üzerine düşündürdü.

Resimlerimin de kitaptaki gibi keskin sınırlardan oluştuğunu ve bu sınırların içinde, insan zihninin bir kaçış ve özgürleşme alanı aradığı için bu obje ile ilişki kurduğunu fark ettim.

Bahçe kavramı böyle ortaya çıktı. Bahçe, keskin sınırlar içerisinde kişiselleştirdiğimiz hayali bir özgürlük alanı.

Bu fikirden yola çıkarak önce mekanı tasarladım. Sergiyi bir oyun alanı gibi kurguladım. Stickerlarla izleyiciyi sürecin aktif bir parçası haline getirdim; zamanla değişen, ziyaretçinin katkısıyla dönüşen bir bahçe oluşturmak istedim.

Resimler ise bu bahçenin içindeki kişisel geçitler olarak düşündüğüm nesneler. İzleyicinin bir anlığına başka bir yere gitme arzusunu tetikleyen, ona bir kaçış ihtimali sunan portal gibi imgeler.

Çağla Ulusoy2

Serginin; doğal ile yapay, fiziksel ile dijital, gerçek ile hayal arasındaki çizgileri bulanıklaştıran fantastik bir kurgu ortaya koyduğu belirtiliyor. Günümüzün görsel kültürü ve dijitalleşen yaşamın bu zıtlıkları sanatsal pratiğinizde nasıl bir karşılık buluyor?

Sergi ve kitabın yapısı, günümüzün görsel kültürünü ve dijitalleşen yaşamı doğrudan yansıtıyor. Ben görsel hafızayı “fiziksel” ve “dijital” olarak ayırmıyorum; çünkü zaten o sınırların sürekli bulanıklaştığı bir dünyaya doğdum. Dijitalin olmadığı bir gerçeklik deneyimlemedim, bu yüzden resimlerimdeki imgeler hem fiziksel hem dijital dünyadan besleniyor.

Kullandığım referanslar ve renkler, içinde yaşadığım çevrenin birer yansıması. Beğendiğim bir şeker ambalajı ile bir müze duvarında sergilenen resim arasında benim için fark yok; ikisi de aynı şekilde ilham veriyor ve yaratıcı sürecimi besliyor.

Beni en çok ilgilendiren, etrafımızı saran görsellerin ve renklerin bizde hangi duyguları uyandırdığı ve hangi hafıza ya da çağrışımlarla bağdaştığı. Bu yüzden işlerime mümkün olduğunca çevremdeki her şeyi dahil etmeye çalışıyorum; hiyerarşi ve sınır tanımadan.

Ç A Ğ L A U L U S O Y5

Dünyaca ünlü Gorillaz İstanbul’da sahne aldı
Dünyaca ünlü Gorillaz İstanbul’da sahne aldı
İçeriği Görüntüle

Sergi, Mayıs 2025'te yayımlanan OVERWORKED sanatçı kitabınızla açılıyor. Kitabınızda yer alan kolajların serginin mekânsal kurgusu ve eserlerindeki imge inşası üzerindeki etkisi nedir?

Serginin açılışı ile OVERWORKED kitabının lansmanı yakın tarihlerde gerçekleştiği için, kitabın fiziksel olarak deneyimlenmesi fikri doğal olarak gelişti. Kitabın her kolajı kendi başına bir mekân ve birden fazla imgelerden oluşuyor. Birbiriyle doğrudan ilişkili olmayan imgeler, temsil ettikleri resimde beklenmedik bir ahenk içinde buluşuyor.

Sergimde de aynı mantıkla ilerledim: Ziyaretçi, Versailles bahçelerini anımsatan simetrik bir mekâna giriyor ve zemin, kitabın kapağının metalik dokusunu yansıtıyor. Kitaptan çıkan sticker’lar gibi, girişte ziyaretçilere verilen sticker’ları yere yapıştırarak bahçeyi birlikte “çiçeklendirmeleri” mümkün oluyor. Bu metalik doku hem dijital bir his veriyor hem de kolajları anımsatıyor; izleyiciyi mekânın soğukluğundan resimlerin sıcaklığına sığınmasını sağlıyor.

Etrafta sahte çimler, yeşil hortumlar, denim dokusu gibi evrensel veya internetten tanıdık olabilecek nesneler bulunuyor. Tıpkı kitapta olduğu gibi, bunlar belirli bir sınıflandırmaya girmeyen ama bağlayıcı imgeler olarak işliyor.

Serginin sonunda, görsel tasarımcı Yasin Arıbuğa ve ses sanatçısı Kutay Soyocak ile hazırladığımız video, aynı fikirleri animasyon ve sesle yeniden canlandırıyor. Böylece resimlerimin inşa süreci, mekânsal deneyim ve tasarlanan ses birleşerek, katmanlı bir deneyim sunuyor.

Çağla Ulusoy 4

Serginin son bölümünde yer alan video ve ses yerleştirmesi, deneyimi bütünsel bir boyuta taşıyor. Bu son bölüm, izleyiciyi "Gardenscapes" deneyimini kendi zihninde yeniden kurmaya nasıl davet ediyor?

Serginin son bölümünde yer alan video ve ses yerleştirmesi, deneyimi bütünsel bir boyuta taşıyor. Bu bölüm, izleyiciyi Gardenscapes deneyimini kendi zihninde yeniden kurmaya davet ediyor.

Video, tüm duyusal deneyimleri bir araya getirme amacı taşıyor. Bu benim en son yaptığım iş olduğu için, hem kitabın hem de serginin bir özeti niteliğinde. Kurgulanmış bir bahçenin içinde resim yaparken, animasyon şeklinde imgeler belirip kayboluyor; buna hikayesi olan bir ses tasarımı eşlik ediyor.

Videoyu izlediğiniz odada, resmin bitmiş hâli de sergi mekânında duruyor. Böylece izleyici, hem oluşmuş bir resmin sürecine dahil oluyor, hem de sanatçının düşünce yolculuğuna ve ses aracılığıyla düşünme esnasındaki duygulara tanıklık ediyor.

Bu açıdan video, benim için sergiye anlamlı bir son dokunuş niteliği taşıyor.

Ç A Ğ L A U L U S O Y7

Soyut ile gerçeklik arasında gidip gelen zengin, katmanlı kompozisyonlar kuruyorsunuz. Özellikle yağlıboya, akrilik, jüt, balmumu ve kum gibi farklı malzemeleri bir araya getirme tercihiniz, eserlerinizdeki "terk edilmiş mekânların ve anıların kırılganlığını" yansıtan derinlik ve dokuları nasıl inşa ediyor?

Malzeme kullanımı, işin hangi yönde ilerleyeceğini belirleyen temel etken; işin omurgasını oluşturuyor. Ancak işin yalnızca malzemeden ibaret olmasını ya da malzemesiyle hatırlanmasını istemiyorum. Bu nedenle kullandığım malzemeyi bazen yabancılaştırarak seyircide merak uyandırmaya çalışıyorum. Örneğin akriliği suluboya gibi ince uygulamak veya akrilikle kumu karıştırmak gibi müdahalelerle malzemenin doğasını farklı bir biçimde deneyimletiyorum.

Malzeme, fiziksel dili belirleyen bir araç; ana konu olmamalı, ama bir diyalog yaratmalı. Bunun için çelişki ve kontrast oluşturmak çok önemli.

Okuldayken bir heykel hocam, “Bir şeyi özünden koparıp dönüştürdüğünde ancak sanat yapmış olursun; karşındakini düşündürürsün” demişti. Bu söz beni çok etkiledi ve o günden beri malzemeyi dönüştürmeye özen gösteriyorum.

Dolayısıyla bu dönüşümü gerçekleştirirken, hem malzemeden hem de resim ettiğim şeyden yabancılaşmaya çalışıyorum. Ancak hiç gitmediğim bir mekan veya nesne ile karşılaştığımı hissettiğim zaman duruyorum ve işin doğru yönde ilerlediğini hissediyorum.

Ç A Ğ L A U L U S O Y6

New York'ta, Renk Alanı resminde öncü sanatçılardan Pat Lipsky ile çalışma fırsatı buldunuz. Kendisiyle geçirdiğiniz bu iki yıllık süreç, sanat tekniğinizin ve sanatsal dilinizin oluşumunda nasıl bir rol oynadı?

Pat ile tanışmak ve onunla çalışmak, benim için büyük bir şans oldu ve kariyerimin başlangıcında belirleyici bir rol oynadı. Temel bilgilerin çoğunu, usta-çırak ilişkisi içinde ondan öğrendim: renk, form ve kompozisyonu hem teknik hem kavramsal olarak deneyimledim.

Ayrıca bir atölyenin nasıl yönetileceğini, sunumların nasıl yapılacağını ve koleksiyonerlerle iletişimin inceliklerini de ondan öğrendim. Amerika’nın resim sanatının en önemli yıllarında yetişmiş sanatçıların hikayelerini ve teknik sırlarını bizzat dinleme fırsatım oldu.

Aylarca tek bir rengi doğru olana kadar karıştırdım; bu süreç malzemenin önemini ve anlamını kavramamı sağladı. Her gün farklı bir müze ve sergi gezip işleri tartıştıktan sonra atölyeye geri dönüp çalışmaya devam ediyorduk. Yaklaşık üç yıl boyunca bu yoğun eğitim sürdü. Ardından yüksek lisansa hazır olduğumu düşündü ve haklıydı; o dönemde çok prestijli ve sınırlı sayıda ressamın kabul edildiği Royal College of Art’a kabul edildim.

Çağla Ulusoy6

"Gardenscapes", Dirimart Dolapdere'deki ikinci kişisel serginiz. 2023'te Dirimart Pera'da gerçekleşen ilk kişisel serginiz "SANDYMANSIONAL"dan bu yana sanatsal pratiğinizde gözlemlediğiniz en önemli değişimler neler oldu?

İlk sergimin oluşum süreci oldukça farklıydı; atölyemdeki resimleri bir araya getirip, ardından konsepti ve ismi oluşturmuştum. O sergi benim için daha gizemli ve içe dönüktü; ismi de bana, kumdan yapılmış gizemli odaları olan bir malikaneyi çağrıştırıyordu.

Bu sefer ise daha deneyimli ve organize bir şekilde ilerledim. Zamanımız çok kısıtlıydı ama üç ay içinde 22 iş ve bir video üretmeyi başardım. Elim daha açık, hareketlerim daha özgüvenliydi ve işler arasındaki bağlantıların daha farkındaydım. Bunun işlere yansıdığını ve işlerin daha özgürleştiğini hissedebiliyorum.

İlk serginin aksine, bu sefer her şey daha dışa dönük ve açık, hatta bazı anlarda fazlasıyla açıklayıcı olsun istedim. Biraz da bu nedenle bahçe fikri doğdu. İki yılda çok büyük bir yol kat ettiğimi düşünüyorum.

Ç A Ğ L A U L U S O Y10

İstanbul'da yaşıyor ve çalışıyorsunuz. İçinde bulunduğunuz coğrafyanın bıraktığı izler ve kültürel duyarlılıklar, resimlerinizde nasıl bir karşılık buluyor?

Tuvallerimde gördüğünüz resimler, aslında bir tavrın, bir hareketin izi. Çevremizde gördüğümüz tanıdık renklerin, nesnelerin ve hislerin bir araya gelmesinden oluşuyorlar. Her kültürün yaşama şekli farklı olduğu gibi, beden dili ve renk skalası da farklı.

Her ne kadar birçok ülke değiştirmiş olsam da, İstanbul benim doğduğum ve beni ben yapan şehir. Dolayısıyla nerede olursam olayım, işlerimde İstanbul’un izlerini hissettirdiğine inanıyorum. Yurt dışında okurken, bu durum bana sık sık söylendi; renk seçimlerimden geldiğim coğrafyanın okunabildiği ifade edildi. Bu benim için gizemli ve değerli bir gözlem.

Ç A Ğ L A U L U S O Y8

Serginin, ziyaretçileri çevrelerindeki dünyayı "yenilenmiş bir dikkatle algılamaya" davet ettiği belirtiliyor. Çağla Ulusoy olarak sizin, bu sergiyi ziyaret eden birinin en çok hangi duygusal ya da düşünsel alana odaklanarak ayrılmasını istersiniz?

Seyirciyi özellikle yönlendirmek hiç bir zaman amacım olmadı. Bu sergide, ilk sergimin aksine, mümkün olduğunca dünyamı açmak istedim. Hem kitabın hem de videonun açıklayıcı doğası bu niyeti güçlendirdi. Işıklar ve malzemelerin parlaklığı, bu açılmanın sembolü oldu; kapalı bir mekâna açık hava hissi verdik ve seyirciyi oyun aracılığıyla sürece dahil ederek, onun serginin bir parçası olduğunu hissettirdik.

Mekânı ve pratiğimi davetkâr ve erişilebilir kıldım. Amacım, kendi dünyama onları davet etmek, başka dünyalara kaçabilecekleri bir alan yaratmak ve bu özgürlüğü hatırlatmak oldu.

Muhabir: Ahmet Çağatay Bayraktar