2020 geride kalırken…

Herhalde 2020 yılı insanlığın büyük çoğunluğu tarafından pek hayırla anılacak bir yıl olmayacaktır. Muhakkak çok güzel olaylar da yaşanmıştır 2020’de. Birçok başarılara da imza atıldı 2020’de. Evet Covid-19 salgını sosyal ve ekonomik global sonuçları yanı sıra sevdiklerimizin canına mal olmuş bir felaket olarak sone ermiş değil henüz. Ancak, bu büyük salgına karşı hepimizde hayret ve şaşkınlık duyguları yaşatan sadece birkaç ayda bir, iki değil onlarca başarılı aşı çalışmalarının tamamlanması da elbette ki ileride insanlığın azminin ve yaşam kararlılığının göstergesi olarak kutlanılacak, anılacak bir destandır.
KKTC’deki Cumhurbaşkanlığı seçimi, mesela, teslimiyetçi bir cumhurbaşkanının dönemini kapattı. Kutlanılacak bir gelişme. Yerine seçilen yeni cumhurbaşkanı bugün beklentilere tam cevap veremiyor diye eleştirilebilir. Normaldir. Ancak, kanımca olumlu veya olumsuz yorum öncesinde bir zaman tanımak, yanlış adım durumunda ikaz etmek daha sağlıklı olacaktır. Her halükarda kendi halkından ziyade Rum tarafıyla empati geliştirmeyi görev edinen Mustafa Akıncı’nın def edilmesi kutlanılacak bir olaydır.
Farkına varmadık pek. 27 Aralık gününde tüm Avrupa Birliği ülkelerinde Covid-19’a karşı vatandaşlara aşı yapılmaya başlanıldı. Aşılanan insan sayısı çok düşük ve global korunmanın gerektirdiği insanlığın yüzde 60 ve üstü oranda aşılanmış veya antikor üretmiş olma hedefine varmaya daha çok var. AB’n tüm üye ülkelerinde eş zamanlı olarak aşılanmanın başlamasının tabii ki bir de sembolik anlamı vardı: Biriz, beraberiz, yarına birlikte yürüyeceğiz. Keşke Türkiye, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti de böyle bir birlikteliğin içerisinde, ortak norm, değer ve standartlarla, demokratik kurumlar ve adaletin üstünlüğü ve herkesin adalet önünde eşit ve hesap verebilir olduğu ilkeleriyle yürüyor olabilseydik.
Yerel hukuk ve uluslararası hukukun, adaletin siyaset kurumunun vesayeti altında olmadığı bir ülke olmak hedef değil yaşanılan gerçek olmalı. Şeffaflık, hesap verilebilirlik demokratik yaşamın temel gerekliliklerindendir.
Oysa, iki tane ikinin, ve iki tane de sıfırın bir araya geldiği simetrik, güzel bir rakamdı 2020. Dünyanın kaç ülkesine kaç çift ikiler ve sıfırlardan oluşan günlerde evlenmek için uğraşmışlardı, kim bilir? Muhakkak ileride de insanlığın her zaman yaptığı gibi kötü anıları bir kenara koyup unutacaklar o yaşadıkları güzel anlarla anmaya çalışacaklardır 2020’yi. Üstelik, az önce dediğim gibi salgın sona ermedi henüz. Aşıların başarısı ne olacak daha tam olarak belli değil. “Bana kime aşı yaptıramaz. Benim aşı olmama hürriyetim var” gibi takıntılı hak anlayışının önüne nasıl geçilebilecek acaba?
Daha birkaç gün önce yeni salgın önlemlerini protesto eden “kişisel haklarından ödün vermeyen” bazı arkadaşlar ülkenin birçok yerinde, hatta Kuzey Kıbrıs’ta sözüm ona partiler düzenlemediler mi? Neydi o Girne’deki “plaj partisi” mesela?
Ben yine de söyleyeyim, yeni bir dünya doğuyor. Tamam belki tüm insanlık Türkiye’de olduğu gibi her an nerede, ne yaptığını kayda geçiren “Hayat Eve Sığar” (HES) uygulamasını kabul etmeyecek. Ancak nasıl neredeyse her elektrik direği üzerinden bizleri “büyük birader” gibi gözetleyen, insan haklarına aykırı, kameralara nasıl alıştırılabilmiş isek, belki bu yeni önlemlere de hep beraber alışacağız. Bu yeni dünyada pasaportlarımızdaki çiplerde kişisel bilgilerimiz arasında aşı durumumuz da yazacak, tıbbi geçmişimiz de. Vizesiz dünya beklemekle geçti hayatımız, ama bu saatten sonra kontrolsüz seyahati kimse beklemesin. Halen bazı ülkeler vize işlemlerinde aşı kaydı şartını getirmeyi düşünürken, bazı uçak şirketlerinin müşterilerine, özellikle uzun seyahatler için, bunun kaçınılmaz olduğu yorumunu yaptıklarını da dikkate almak gerekli.
Doğrusu neredeyse 10 aydır kişisel hak ve hürriyeti elektronik haberleşme ve evin dört duvarı arasına sıkışan, arada bir o da sıkı önlemlerle ofise gidebilen birisi olarak kişisel olarak alınacak güvenlik önlemlerine, hatta seyahatlerde aşı kartı gerekliliğine, itiraz etmeyi aklımdan bile geçirmem. Yeter ki bu dönem geride kalsın.
2021 de zor bir yıl olacak. Libya, Suriye, bölücü terör meseleleri yanı sıra Amerika Birleşik Devletleri ile müttefik ilişkisine sığmayan kriz, Avrupa Birliği’nden ikide bir yaptırım tehdidi, Doğu Akdeniz ve Kıbrıs görüşmeleri… Hangisini ele alsak sıkıntı ve cerahat akıyor adeta. Belli ki “Biz ne yapıyoruz” değerlendirmesi yapmanın tam sırası. Mesela, anlaşıldığı kadarıyla Şubat gibi yeni bir Kıbrıs görüşme süreci, en azından o meşhur beş+bir zirve toplantısı gerçekleşecek. “Bir adım önde olmak” ya da “masadan kalkan biz olmayacağız” mantalitesi ile ciddi sıkıntı içerisine girilebileceğini söylemek hakin olunmasını gerektirmez herhalde.
Neyse, 2020 herkese geçmiş olsun. Umarım 2021 daha iyi bir yıl olur.