Git artık!

Yaşadıklarımızı bilim kurgu filmlerinde görsek yok artık bu kadar da olmaz diyerek inanmayacağımız, dünya tarihine geçecek, acayip bir o kadar da garip 2020 yılını geride bırakıyoruz. Çin’in 12 milyonluk Wuhan kentinde başlayıp tüm dünyayı saran virüs salgınında dünyanın dört bir yanında 80 milyon vaka yaşandı, 1 milyon 800 bine yakın insan yaşamını yitirdi. Birinci Dünya Savaşı sonrası baş gösteren 50 milyon insanın öldüğü “İspanyol Gribi” kadar can almadı ama dünyanın düzenini alt üst etti. Görünmez bela Covid-19 ülkemizde de ekonomik ve sosyal yaşamı derinden sarstı. Test yapılan 25 milyona yakın kişide, 2 milyonun üzerinde vakaya rastlandı, 20 bine yakın insanımızı yitirdik. Alınan tüm tedbirlere rağmen ne yazık ki her gün bir uçak dolusu insanımızı yitirmeye devam ediyoruz. Dünyanın pek çok ülkesinde aşılama başladı ancak ne kadar süre koruma sağlayacağı, aşının her yıl yeniden uygulanması gerektiği gibi konularda tartışmalar ve kafa karışıklığı sürüyor. Aşının ilk sonuçlarını ise en erken bahar aylarında alabileceğiz.
Ticaretten iş hayatına, sosyal yaşama, turizmden eğitime, aile yaşamına hemen her alanda hayatımız alt üst oldu. Maske-mesafe-hijyen derken, insanlar evlatlarını, torunlarını, sevdiklerini, dostlarını kucaklayamaz, göremez oldu. Evlerimize kapandık, işimizi kaybettik, bütçelerimiz sarsıldı. Ülkeler ise, dış dünyaya kapılarını kapatmaya başladı. Tamamı 1 gram ağırlığındaki görünmez virüs, dünyayı kasıp kavurdu, sosyal yaratık insanoğlunu hiç de alışkın olmadığı biçimde dört duvar arasına hapsetti.
İnanması güç, bilimkurgu filmlerini aratmayacak bir yıl yaşadık. Hepimizi bunaltan, ülkemiz için de çok kötü diyebileceğimiz bir yılı geride bırakıyoruz. Hiçbir zaman insanoğlunun yaşamamasını dileyeceğimiz bu çirkin yılda yaşadıklarımızı, yitirdiklerimizi unutamayacağız. İşin kötü tarafı 2020 sadece Korona salgınıyla da sınırlı kalmadı.
OCAK ayında 6.8 büyüklüğünde Elazığ depremini yaşayarak başladı belalı 2020 yılı.
ŞUBAT’ ta Van’da çığ facialarında 41 insanımızı yitirdik, pistten çıkan uçağımızda 179 kişi yaralandı. İdlib’ de konvoyumuza saldırıda 33 askerimiz şehit oldu.
MART ayında Mehmetçiğin Bahar Kalkanı Harekatı başladı.11 Mart’ta Covid-19 virüsünün yurdumuzdaki ilk vakası resmen açıklandı.
NİSAN’ da tüm eğitim kurumlarımızda eğitime ara verdik, sokağa çıkma yasaklarıyla ilk kez bu ayda tanıştık.
HAZİRAN ayında turizm sezonu nedeniyle normalleşme başladı. Kuzey Irak’taki terör yuvalarını Pençe Kartal Operasyonuyla vurmaya başladık.
TEMMUZ’ da Çanakkale’de 450 hektar ormanlık alanında çıkan yangında büyük yara aldık.
AĞUSTOS’ ta ise, Giresun’dan gelen sel felaketi haberiyle sarsıldık.
EYLÜL ayında Ermeni güçlerinin tahrik saldırılarıyla Dağlık Karabağ’da çatışmalar başladı, Türkiye Azerbaycan’a tam destek verdi. Türk İHA ve SİHA desteğindeki Azeri ordusu büyük bir başarıya imza atarak 30 yıl önce işgal edilen topraklarını geri aldı. Azerbaycan ordusu, Dağlık Karabağ’da topraklarını işgalden kurtarmak için yürüttüğü operasyonda 2 bin 783 şehit verirken, 2020 yılında belki de tek sevindirici, moral verici olay işgal altındaki toprakların özgürlüğe kavuşturulması oldu.
EKİM ayında Seferihisar depremi yaşandı. İzmir’in bazı ilçelerinde 117 vatandaşımızı yitirdik.
KASIM’ da Pandemi vakaları pik yapıp her gün iki yüzün üzerinde yurttaşımız vefat edip, vaka sayısı 2 milyona dayanınca Bilim Kurulu tavsiyeleri doğrultusunda 18 Kasım’da yurt genelinde hafta sonları 56 saatlik sokağa çıkma yasaklarıyla 65 yaş üstü ve 18 yaş altındakilere hafta içinde kısıtlamalar başlatıldı.
2020 ARALIK’ ayında ise, Amerika Birleşik Devletleri’nden gelen bir haber başkent Ankara’nın siyasi kulislerini sarstı. Washington yönetimi Türkiye’yi “ABD’nin hasmı ya da düşmanı” ilan etti. CAATSA yaptırımları olarak bilinen 12 maddelik “ABD’nin Hasımlarıyla Yaptırımlar Yoluyla Mücadele Yasası’nın” 5 maddesi uygulanmaya başlandı. Stratejik ortaklık, BOP eş başkanlığı derken, “ABD’nin hasmı” oluverdik! 2020’nin son günlerinde İngiltere’den gelen “virüs mutasyona uğradı” haberleriyle, aşının nasıl olacağı ve koruyuculuk düzeyi tartışmaları da canımızı iyice sıkmaya başladı.
Virüs salgını, yağışsız geçen ayların getirdiği büyük kuraklığı, depremleri derken 2020 yılı neresinden bakacak olursak, elle tutulabilecek bir iki olay dışında ülkemiz için de insanlık için de “kayıp bir yıl olarak” tarihteki yerini alacak. 2020’den kurtuluyoruz artık, bitti gidiyor gitsin de! Başta büyük bir özveri ile canları pahasına çalışırken görevleri başında yitirdiğimiz doktorlarımız, sağlık çalışanlarımız olmak üzere, yaşamını kaybeden canlar için rahmet, hasta yatağındakilere acil şifalar diliyoruz.
Zaman yaraları sarma ileriye bakma, ekonomik ve sosyal yaşamı yeniden tesis etme, kavgaları, tartışmaları geride bırakma zamanıdır. 2021 yılına bu gözle bakıp, umudumuzu yitirmemeliyiz. Sanırım hepimiz sağlığımızın, sokaklarda, doğada özgürce dolaşmanın, sevdiklerimize korkusuzca sarılmanın ne büyük nimet olduğunu bu acı tecrübe sonucu anlayabildik.
Ulusal düzeyde ise, gelişen iletişim ve ulaşım ağıyla dünyanın küresel bir köy haline geldiği yüzyılımızda, aşı, gıda, hammadde peşinde koşuştururken, ülkelerin birbirine muhtaç olduğunu, dünyanın en ücra köşesinde yaşanan salgın-açlık-felaket benzeri büyük sıkıntıların artık tüm dünyanın sorunu olduğunu gördük. Hiçbir halk ve ülkeyi ötekileştirmeden çok daha fazla işbirliğine muhtaç olduğumuzun farkına varmaya başladık. Irk, dil, din ayrımı yapmaksızın birlikte yaşamanın vazgeçilmez olduğu gerçeğiyle yüzleştik.
2021 yılının, kibir, menfaat, çatışma, düşmanlık, husumet, şiddet, ötekileştirme, ırkçılık ve kötü emellerin son bulacağı, kişisel ve siyasi çıkarların her şeyin önünde olmadığı, tüm ülkelerin insanca bir yaşam için işbirliği yapıp, doğal kaynak ve zenginliklerin daha adil biçimde paylaşabileceği yeni bir anlayışın doğacağı bir yıl olmasını dileğiyle.