Utku ŞENSOY Avrupa Parlamentosu (AP), Türkiye ile Avrupa Birliği arasında yürütülen “katılım müzakerelerinin askıya alınması” kararını Ankara beklenildiği üzere, “yok hükmünde ve geçersiz” olarak niteledi. Peki bu karar ne ifade ediyor? Karar yok hükmünde kabul edilebilir mi? Bunun için Avrupa Parlamentosu’nun ne iş yaptığına, neye yaradığına bakalım. Öncelikle Lizbon Antlaşması’nın yürürlüğe girmesinin ardından 28 AB üyesi ülkeden seçilen 751 parlamenterin oluşturduğu Avrupa Parlamentosu’nun kararlarının doğrudan bağlayıcılığı veya yaptırımının olmadığını belirtmemiz gerek. Hatta AB' nin karar organı konumundaki AB Konseyi' nin de parlamentonun kararlarını izleme yükümlülüğünün bulunmadığını ifade etmemiz lazım. Keza, gerek AB Konseyi’ nin gerekse Avrupa Komisyonu’ nun, herhangi bir fasıl açılmasa bile şimdilik Türkiye’nin üyelik müzakerelerinin kağıt üzerinde de olsa devamından yana olduklarını belirtelim. Ancak, unutmayalım ki, Avrupa Parlamentosu; “Avrupa Birliği’nin karar mekanizmasında önemi giderek artan en meşru kurumudur”. Hatırlanacağı üzere, parlamentonun geçen yıl Türkiye ile müzakerelerin “dondurulması” yönünde aldığı karar Hollanda ve Belçika gibi bazı ülkelerin ulusal parlamentoları için örnek teşkil etmişti. AP NE DEMEK İSTEDİ “ASKIYA ALMA” NE ANLAMA GELİYOR Oysa Avrupa Parlamentosu’ nun Kasım 2016’da aldığı, Türkiye ile üyelik müzakerelerinin “dondurulması” çağrısı hukuki mesnetten yoksun bir kavramdı. Ancak, müzakerelerin askıya alınması yönünde alınan bu son karar, Ekim 2005’te kabul edilen “Türkiye İçin Müzakere Çerçeve Belgesi” nde öngörülmektedir. Bu belgedeki şu cümleye dikkat! “Türkiye’de, Avrupa Birliği’ nin temelini oluşturan özgürlük, demokrasi, insan haklarına ve temel özgürlüklere saygı ve hukukun üstünlüğü ilkelerinin ciddi ve sürekli olarak ihlal edilmesi durumunda, Komisyon kendi inisiyatifiyle veya üye devletlerin üçte birinin talebi üzerine müzakerelerin askıya alınmasını tavsiye eder” Avrupa Parlamentosu’ nun müzakerelerin askıya alınması kararının ana dayanağını bu ifade oluşturuyor. Bir kez daha anımsayalım neydi Avrupa Parlamentosu’ nun çağrısı? “Türkiye ile AB arasında yürütülmekte olan katılım müzakerelerinin, 16 Nisan’da referandumla kabul edilen anayasa değişikliğinin mevcut haliyle yürürlüğe girmesi halinde askıya alınması…” AP Türkiye raportörü Kati PİRİ de, anayasa değişikliği paketinin iptalini değil, hukuk devleti ve temel hak ve özgürlüklerle ilgili Avrupa değerlerine uyarlanmasına vurgu yapıp; “anayasa değişikliğinin mevcut haliyle yürürlüğe girmesi halinde” diyor! AP kararında 15 Temmuz darbe girişimi kınanırken, sorumluların yargı önüne çıkarılıp, adil yargılanma ilkesi temelinde hesap sorulmasının Türk hükümetinin görev ve sorumluluğu olduğunun altı çizilirken, darbe girişimi sonrası ilan edilen OHAL’e vurgu yapılıyor ve bu kapsamdaki önlemler için “orantısız” tanımlaması yapılarak, on binlerce kişinin işine son verilmiş olması ve tutuklanan milletvekili ve gazetecilerin durumuna dikkat çekiliyor. İşte tüm bunlar AP içinde Türkiye›nin imajını son derece olumsuz etkilemiş durumda. BUNDAN SONRA NE OLACAK? AP’nin aldığı karar sonrası dikkatler Avrupa Komisyonu’nun hazırlayacağı Türkiye ilerleme raporunda. Komisyon normal olarak bu yıl sonunda yayımlayacağı Türkiye raporunu erteledi. Demokrasi, insan hakları ve hukuk devleti alanlarında yeniden reform sürecine dönmek için hükumetin önünde gelecek bahara kadar süresi var. Bu alanlarda beklenen adımların atılmaması durumunda AP'nin bu kararının, Avrupa Komisyonu için örnek oluşturması riski mevcut Dolayısıyla bu konu “yok hükmündedir” ifadesiyle geçiştirebileceğimiz kadar basit bir şey değildir.