Çankaya’da Tarihi Mehmet Kınacı Bağ Evi müze oluyor
Çankaya’da Tarihi Mehmet Kınacı Bağ Evi müze oluyor
İçeriği Görüntüle

UrlaDam, 16 Eylül – 10 Ekim 2025 tarihleri arasında Kalıntı Gölgeler sergisine ev sahipliği yaptı. Küratörlüğünü Ayşegül Sarıgül’ün üstlendiği sergi, Sinan Logie, Nuri Kuzucan ve Suat Akdemir gibi çağdaş sanatın önemli temsilcilerini bir araya getirdi. Sergi, sanatçıların eserlerinden oluşan seçki ile birlikte, ilk kez izleyiciyle buluşacak yenilikçi çalışmalarına da yer veriyor.

UrlaDam’da düzenlenen 'Açık Bir Kapı Sergileri' serisinin üçüncü halkası olarak, mekân ve zaman kavramlarının izlerini süren Kalıntı Gölgeler’de her bir sanatçının eseri, sadece gözle görülen mekânı değil, aynı zamanda o mekânın izlediği gölgeleri, yansıma katmanlarını ve izdüşümlerini ele alıyor. Kalıntı Gölgeler, izleyiciye mekânın derinliklerine inme, gözle görünmeyeni keşfetme fırsatı sunuyor.

Serginin başlıca amacı, mekânın ve zamanın farklı düzlemlerde dönüştüğü halleri izleyiciye aktarmak. Ayşegül Sarıgül’ün küratörlüğünde bir araya gelen bu üç sanatçı, farklı biçimlerde mekânı sorgularken, bu sorgulamayı izleyicinin algısına da sunuyorlar. Sinan Logie’nin soyut geometrik dilinden Nuri Kuzucan’ın mekânın derinlikleri üzerine yoğunlaşan çalışmasına, Suat Akdemir’in düzlemler arası geçişlerde kurduğu estetik ilişkilere kadar her bir iş, mekânın sadece fiziksel sınırlarını değil, zamanla katmanlaşan hafızasını da gözler önüne seriyor.

A Y Ş E G Ü L S A R I G Ü L

Sarıgül, serginin amacını şu şekilde açıklıyor: "Sanatçılar, kent ve doğa arasındaki geçişken sınırları, mekânın izlediği gölgelerde ve yansımalarda görüyor. Bu yansıma, sadece dış dünyayı değil, içsel bir mekânın da izini taşıyor."

‘Kalıntı Gölgeler’de, mekânın izleri, geometrik formlar, dokular ve yüzey çalışmaları aracılığıyla soyut bir şekilde biçim buluyor. Logie’nin soğuk geometrisi, kentin estetiğiyle ve yapısal simetrisiyle doğrudan ilişki kurarken, Kuzucan’ın çizgisel formları, doğanın organik yapısının soyut bir yansıması olarak ortaya çıkıyor. Akdemir’in eserleri ise, mekânın fiziksel yapılarından soyutlanarak, gölge ve ışık üzerinden mekânın derinliklerini keşfe çıkıyor.

Sergi 1

İşler, hem mekânın somut yansımalarını hem de onun soyut izlerini sorguluyor. Mekânın duvarlarında, zeminlerinde ve katmanlarında, dış dünyanın yansımasıyla içsel bir yolculuğa çıkmak mümkün. Buradaki gölgeler, sadece fiziksel varlıkları değil, aynı zamanda mekânda yankı bulan zamansal izleri de içeren bir hafıza haritası oluşturuyor. Bu bakış açısıyla, sergi sadece görsel bir deneyim değil, aynı zamanda izleyiciyi mekânın derinliklerine çekip düşündüren bir zihinsel keşif olarak da öne çıkıyor.

Ayşegül Sarıgül, sergiye dair şunları söylüyor: "Bu sergi, mekânın yansımasıyla zaman arasındaki ince dengeyi gözler önüne seriyor. İzleyici, zamanın ve mekânın farklı katmanlarıyla hem gözsel hem de duygusal bir diyalog kuruyor. Sergide, sadece görünen değil, gizli olan ve iz bırakmış olan da açığa çıkıyor."

Bu bağlamda, sergi mekânın geçici halleri, yansımaları, izleri ve iz bırakmışlıkları üzerinden derinlemesine bir hafıza sorgulaması gerçekleştiriyor. Bir anlamda, mekânın geometrik formasyonları ve soyut izleri, zamanla hafızada şekillenen birer görsel yansıma halini alıyor. Bu sürecin izleyiciyi kendi içsel haritalarına götürdüğü söylenebilir.

Urla’nın kültürel yaşamına katkı sağlayan bu sergi, aynı zamanda bölgedeki sanatseverler için önemli bir kültürel olay olma özelliği taşıyor. Sarıgül, UrlaDam'ın bu anlamda bir merkez haline geldiğini vurguluyor: "Urla, hem tarihsel hem de kültürel zenginliğiyle sanatın doğasında var olan derinliği yansıtıyor. Bu mekânın, sanatseverlere daha fazla kapı açması, kültürel belleğimizin zenginleşmesine katkı sağlıyor."

Sergi Kalıntı Gölgeler

Sergi, 'Kalıntı Gölgeler' ismiyle de izleyiciyi yalnızca görsel değil, aynı zamanda zihinsel bir yolculuğa çıkarmayı vaat ediyor. Kalıntı Gölgeler sergisini serginin küratörü Ayşegül Sarıgül 24 Saat’e anlattı.

"Açık bir Kapı" serisi fikrinin nasıl doğduğundan bahseder misiniz? Urla'da sanatçılara dair bir boşluk olduğunu düşündünüz mü? Bu fikir ne zaman ve nasıl şekillendi?

Başlangıçta, Urla'da "Açık Bir Kapı" adlı bir sergi serisi fikri ile yola çıktık. Urla'da yaşayan bir küratör olarak, sanat dünyasının büyük ölçüde İstanbul merkezli olduğunu gözlemliyordum. Artık sanatı yalnızca İstanbul'da görmek yerine, farklı yerlerdeki sanatçılara da yer vermek istedim. Çünkü ben de sıkça İstanbul'a gidip sergilere katılan birisi olarak, burada benzer bir etkinlik yapmayı düşündüm. Urla'da bu tür sergilerin eksik olduğunu fark ettik ve "Acaba burada da İstanbul’daki sanatçılara yer verebilir miyiz?" sorusuyla sergi fikri doğdu.

Sergi 2

Sergi serisinde birçok sanatçı yer aldı. Sanatçı seçiminde hangi unsurlara dikkat ettiniz?

İlk sergimizde on sanatçı yer aldı, bu sanatçılar üç farklı şehirden katıldılar. İkinci sergide beş sanatçı yer aldı, üçüncü sergide ise üç sanatçıyı bir araya getirdik. ‘Kalıntı Gölgeler’ sergisi, bu sergi serisinin özel bir parçası oldu.

Önceki sergilerde daha genç sanatçılarla çalıştım. Onların galerileri de vardı, ancak yaş, deneyim farkı gözetmeden çalışmalarını bir araya getirdik. Bu sergide ise biraz daha kariyerlerinde ilerlemiş sanatçılarla bir araya geldik. Her sergi farklı bir tema etrafında şekilleniyor, bu sergi de mekân algısı üzerine yoğunlaştı.

Sergi temalarını belirlerken, özellikle mekânın duygular üzerindeki etkisini inceliyorum. Bu sergi de, sanatçıların işlerinde mekânın soyut bir şekilde yansımasını bulduğum bir seçki oldu. Sergiye özel olarak üretilen işler olmadı. Diğer sergilerde olduğu gibi, sanatçılar mevcut eserlerinden seçkiler sundular, ancak sergi mekânında bu işler kendi dilini oluşturarak izleyiciyle buluştu. İşlerin diyalog yaratmasını çok seviyorum.

Sergi 3

Sinan Logie, Nuri Kuzucan ve Suat Akdemir işlerinin bir arada sergilenmesiyle oluşan bağlamı nasıl tanımlarsınız? İzleyiciler bu işler arasındaki konuşmayı nasıl deneyimleyebilir?

Bu sergi soyut işler üzerine odaklanmıştı, dolayısıyla izleyiciye daha farklı bir deneyim sundu. Özellikle soyut eserler, izleyicinin kendi yorumunu getirmesini zorunlu kılıyor. Buradaki hedef, sadece sanat koleksiyonerleri ya da eğitimli sanat izleyicilerine hitap etmek değildi. Sergi, her kesimden insanın ilgisini çekmeye yönelikti. İnsanlar, soyut sanatla karşılaştığında bu eserlerin anlamlarını kendi hayatlarına, kendi algılarına göre çıkarım yaparak çözüyorlar.

Sergideki işlerin birbiriyle konuşması, işlerin renkleri ve formlarının uyumu üzerinden oldu. Sinan’ın ve Suat’ın soyut çalışmaları, özellikle mekânın ve çevrenin yansımaları üzerineydi. Sinan’ın mimari bakış açısı, Suat’ın geometrik işlerinin de mekânla olan ilişkisini düşündürdü. İzleyicilere burada şunu sorduk: "Bu işler sizin için ne anlama geliyor?" Bunu açıklarken sanatçılara da bir alan bırakmaya çalıştık. Sergilerde genellikle her sanatçıyı kendi adına sınıflandırıp ayrı bir bölümde sergileyebilirdik. Ancak burada sanatçılar arasındaki bağları açığa çıkarmak istedik.

Sergi 4

Urla’daki sanat ortamı hakkında ne düşünüyorsunuz? İzmir ve Urla gibi şehirlerde kültürel etkinliklerin artması, sanatçılar ve izleyiciler için ne gibi fırsatlar sunuyor?

Urla’daki sanat etkinliklerinin önemini vurgulamak istiyorum. İstanbul'daki kültür ve sanat yaşamının merkezi olma durumu, aslında büyük bir tekel oluşturuyor. Urla ve İzmir, geçmişte sanatla çok iç içe olmasına rağmen günümüzde daha az ilgi görüyor. Bu durum, İstanbul dışındaki şehirlerde sanatın daha az değer gördüğü bir algıyı doğuruyor. Urla, hem bir sanatsal birikime sahip hem de son yıllarda çok fazla etkinlik düzenlenmeye başlanmış bir yer. Bu bağlamda, burada sanat etkinliklerinin yapılması, İstanbul’dan uzak kalmış olan sanatseverler için çok değerli bir fırsat oluyor.

Sanatçılar için de Urla'da sergilenmek, gerçekten çok anlamlı. Özellikle Urla ve İzmir’de işlerini sergilemek isteyen sanatçılar, İstanbul’daki galeri pazarından biraz daha uzak kalabiliyor. Urla'da ise böyle bir sanatsal ortam yaratmak, onlara bir alternatif alan sağlıyor. Birçok sanatçı Urla'da veya İzmir’de hiç sergilenmemiş işler sunma şansı buluyor. Bu da onlara çok güzel bir deneyim sunuyor.

Sergi 5

Bağımsız bir küratör olarak Urla’da sergi yapmak ve sanat dünyasına katkı sağlamak nasıl bir deneyim?

Ben Urla'ya geldiğimde, burada bağımsız bir küratör olarak çalışmaya başladım. Daha önce bir galeride çalışıyordum, ancak zamanla kendi projelerimi hayata geçirmeye karar verdim. Urla’da sanatı bir adım ileriye taşımak adına çok güzel fırsatlar sunduğuna inanıyorum. Sanatçılarla kurduğum ilişkiler ve burada gerçekleştirdiğimiz etkinlikler bana çok şey kattı.

Urla'daki sanat ortamı, şehirdeki küçük nüfus nedeniyle sınırlı bir çevreye hitap ediyor. Ancak yine de burada bir şeyler yapmak mümkün. Galeriler burada sürdürülebilirlik açısından zorlanıyor, çünkü piyasası küçük. Ancak burada bir sanat kompleksi oluşturduğumuzda bu işlerin çok daha verimli olabileceğini düşünüyorum.

Sergi 6

Gelecekte başka sergiler ya da projeler üzerine planlarınız var mı?

Bu sergi, 2025 yılına kadar sürecek bir projeydi. Şu an için bir sonraki sergilerimiz hakkında kesin bir plan yok, ancak devam etmeyi düşünüyorum. Sergilerimizin devamının da gelmesini istiyorum. Her sergiden sonra bir kitap çıkarıyoruz. Bu kitapları sanatçıların işleriyle ve sergi temasına dair yazılarla zenginleştiriyoruz. Bu sayede, her sergiyi daha kalıcı bir hale getiriyoruz. Aynı zamanda arşiv niteliği de taşıyor bu kitaplar ve serginin kaybolup gitmemesini sağlıyor. Şu an üçüncü serginin kitabını hazırlıyoruz, ancak içerik sürpriz olacak.

Sergi 7

Sergi serisinin genelini düşündüğümüzde sanatçılar işlerinin Urla’da sergilenmesini nasıl karşıladı?

Sanatçılar Urla’daki sergilerinden çok memnunlar. Bazı sanatçılar, Urla'da ilk kez sergileniyor ve bu onlara büyük bir fırsat sunuyor. Hem Urla’daki izleyicilerle hem de İstanbul dışındaki sanatseverlerle buluşma şansı yakalıyorlar. Urla, giderek daha fazla ilgi gören bir yer hâline geldi. Bu da buradaki sanatçılar için çok önemli bir fırsat. Urla’daki sanat ortamının gelişmesini görmek beni çok heyecanlandırıyor. Galeriler açılmaya başladı, inisiyatifler kuruldu, ancak bu sürecin henüz başlarındayız.

Sergi 8

Fotoğraflar : M. Cevahir Akbaş

Muhabir: Ahmet Çağatay Bayraktar