Cumhurbaşkanı Celal Bayar'ın Türk sanat müziğimizin büyük ismi Muazzez Abacı'yı nasıl keşfetmişti? Merak etmiştim. Sanatçı Abacı'nın yaşama gözlerini yummasıyla birlikte görsel ve yazılı medya da bazı haberler görmüştüm.
Konuyu bilimsel araştırmaları ile tanınan Cumhurbaşkanı Bayar'ın torunu Celal Bayar Vakfı Başkanı Profesör Emine Gürsoy Naskali Bayar’a sordum. Kendisi de bana geçen hafta içinde bazı tarihi belgeler gönderdi.
Ankaralı bir sanatçı olan Abacı'nın öyküsünde mekân hep başkent Ankara’ydı. Hatta ailesine vasiyet ederek Ankara’da toprağa verilmişti. Gelin öyküye bir göz atalım. Takvimler 18 Aralık 1975’i gösteriyordu. Cumhurbaşkanı Celal Bayar'ın İstanbul Çiftehavuzlardaki kapısının zili postacı tarafından çalındı. Cumhurbaşkanı Bayar gelen postaları kendisi açardı postanın üzerinde uzun zamandır abone olduğu gazete küpür derleme ajansın ismi yazıyordu: Bahaettin Ulugöz Bunt (şimdiki interpress ajans).
Cumhurbaşkanı Celal Bayar bir merak ile zarfı açtı. İçindeki gazete küpürüne bir baktı. Hürriyet Kelebek ekine Türk Sanat müziğimizin büyük ustası Abacı özel açıklamalar yapmıştı. Başlıkta "Beni Cumhurbaşkanı Celal Bayar keşfetti” diyordu. Bayar yanında bulunan Kızı Nilüfer Gürsoy'a vefa bir mahalle adı değilmiş dedi. Bakalım Türk Sanat Müziğinin Büyük Ustası Muazzez Abacı Hürriyet Gazetesinin 18 Mart 1975 tarihli Kelebek Ekine verdiği söyleşide neler anlatmış:
“Sekiz yaşında zamanın Cumhurbaşkanı Celal BAYAR önünde verdiğim konser hayatımın yönünü değiştirdiği. Babam boksördü ben Sarı Bela Oktay’ın kızı Muazzez ABACI’yım…
Ben, bir zamanlar Ankara’da demir yumruğu ile ün salmış, mertliği, yüreği ve bileği ile herkese kendini sevdirip saydıran “Sarıbela Oktay’ın kızı Muazzez ABACI…”
Sizlerle bir süre beraber olacağım. Çok sevdiğim Kelebek okurlarıyla Sarıbela OKTAY’ın kızı Muazzez ABACI olarak konuşmak istiyorum. Bütün sıfatlarımı, bütün başarılarımı bir kenara bırakıyorum. Sizin gibi, sizden biri olarak beni görün, tanımaya çalışın. Ve iyice dinledikten sonra hakkımda hüküm verin.
Niyetim ne edebiyat yapmak ne de sizin gözünüzde sempatik görünmek. Melek yüzlü biri gibi görünmeye uğraşmayacağım… Her şeyi tüm içtenliğimle, tüm iyi niyetimle anlatacağım. Kusurlarımı bile açıkça söyleyeceğim. Hatta bana kızsanız, hakkımda yanlış yorumlar yapsanız bile. Allah her şeyi biliyor. Ona güveniyorum, ondan güç alıp ne yapalım diyorum. Gerçeklerin kamuoyuna açıklanması için de bunları yapmam gerekli. İki yıldır devamlı karşınıza çıkan ve maalesef çok değişik bimr şekilde tanıtılan Muazzez ABACI’yı sanırım bundan sonra daha başka izleyip, daha başka düşüneceksiniz. Belki daha çok sevecek, belki de hiç sevmeyeceksiniz. Dedim ya ben gerçekleri anlatayım, siz karar verin.
Önce şunu söyleyelim. Siz alın yazısına, şansa inanır mısınız? Belki hemen hayır diyenleriniz var. Ama ben bu soruya “Evet” diyeceğim. Ve hayatta her şeyimin bu alın yazısı çizgisinde gittiğini söyleyeceğim.. Siz yine isterseniz insan “Kaderini kendi yaratır, kendi çizer” deyin.
Sizlere her şeyi anlatacağım demiştim. Bunun için de ilk baştan, taa doğumumdan başlıyorum anlatmaya.
12 Kasım 1948 yılında Ankara’da doğmuşum. Babam Makine Kimya endüstrisinde çalışıyormuş. Annem ise ev kadını. “Sarıbela Oktay” namı ile tanınan babam iyi bir boksörmüş. Ankara’da bir çok şampiyonluklar kazanmış. Bunları ben bilmiyorum annem anlatıyor. Çünkü daha ben 1,5 yaşında iken babam vefat etmiş. Öldüğü zaman yaşı 35 imiş. Baba sevgisini annemin ikinci eşi fabrikada çalışan Muhsin Urtuğrul’da tattım. Beni çok seven üvey babamı, ben de çok seviyordum. Onu hiçbir zaman üvey olarak görmedim. Gerçek babam kadar sevdim. Benim hayatımdaki önemi büyüktür.. Sesimi çok küçük yaşta farkeden ve beş yaşında iken Ankara Musiki Cemiyetine kayıt ettiren üvey babamdır. Bu kişiye ömrüm boyunca minnettar kalacağım.
Rüyamda görsem inanmazdım
Neyse, her çocuk gibi düşe kalka büyüdüm. Demin söylediğim gibi beş yaşında müzik dersleri almaya başladım. Küçücük ellerimle dizlerimin üzerinde tempo tutarken rüyada görsem inanmayacağım bir olayla karşılaştım. Küçüklüğümden aklımda kalan olaylar, işte bugün başlar. Anıttepe İlkokulu’nda ikinci sınıfa giderken bizi dinlemeye gelen devrin Cumhurbaşkanı Celal Bayar’ın bakışları ile karşılaştım. Yıl sanırım 1956 idi. Bakın nasıl oldu.

Rahmetli babamın ve üvey babamın çalıştığı Makine Kimya Endüstrisinin Celal Bayar onuruna verdiği yemekte şarkı söylemem istendi. Beni hazırlayıp Bayar’ın huzuruna çıkardılar. Sekiz yaşında ya vardım, ya yoktum. Bayramlık elbiselerim, taranıp örülmüş saçlarımla bir anda kendimi bir kalabalığın önünde buldum. Saçlarımdan sarkan kırmızı kurdeleyi ellerimle tutup “Baharın Gülleri Açtı” şarkısını okurken kimseyi göremiyordum. Heyecandan olacak tir tir titriyordum.
Şarkı bitti zaman öylesine alkışlanıyordum ki. Çok şaşırmıştım. İkinci, üçüncü şarkı derken beş şarkı söyledim. Sonra birisi yanıma gelip ellerimden tutup Bayar’ın masasına götürdü. Adımı kimin çocuğu olduğumu, hangi okula gittiğimi sordu…
- Üsküdar’a Giderken Bir Mendil Buldum şarkısını biliyor musun? Dediği zaman hemen atıldım.
- Biliyorum söyleyeyim mi?
- Yanında beyaz mendilin var mı? dedi. Bir an durdum.. Yanımda yoktu, nasıl bulurum diye düşünüyordum. Benim cevapsız durduğumu görünce cebinden kar gibi bir beyaz mendil çıkarıp “Al” dedi. Sonradan yaveri olduğunu öğrendiğim bir subayın getirdiği kutudan çıkardığı lokumları mendilin içine doldurdu. Mendilin dört ucunu tutup tekrar elime sıkıştırdı. “Hadi bakalım şimdi git söyle” dedi. Elimde lokumlu mendil sahneye tekrar döndüm.

Bir baktım ki benimle birlikte söylüyor Katibim’i… Şarkı bittiği zaman yanındaki beye bir şeyler söyledi. O beyin de, o günlerin gözde kişilerinden Mümtaz Tarhan (dönemin Çalışma Bakanı) olduğunu öğrendim. Ve ertesi yıl Ankara Maarif Kolejinin (bugünkü ismiyle TED Koleji) üçüncü sınıfına kaydım yapıldı. Artık kolej öğrencisi idim. Hem de cumhurbaşkanlığı kontenjanından. Sesim sayesinde kazandığım ilk başarı veya ödül bu idi. Galiba alın yazımın da başlangıcı idi”