Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’na dahil olan partiler raporlarını hazırladı. AKP ve MHP’nin raporlarındaki görüşler, DEM’lilerde soğuk duş etkisi yarattı. İktidar temsilcilerinin bakış açısı DEM’lilere, ‘hayal dünyasından beri gelin’ tavsiyesiydi aynı zamanda.
Çünkü ortada deli saçması istekler dolaşıyor. ‘Anayasayı değiştirin, Lozan’ı delin, ana dilde eğitim verin, yerele özerklik sağlayın, teröristlere anıt mezar yapın, terörle mücadele edenleri yargılayın…’ gibi…
Yahu bunlar önerilebilecek istekler olabilir mi?
Valla böyle pervasızlıklara bu kadar sabır gösterecek başka bir ülke olamaz. Belki bu raporlar sayesinde uzaydan dünyaya gelir arkadaşlar.
İktidar temsilcilerinin raporlarında özetle; terör örgütünün silah bırakması, kendini tasfiye etmesi ve varlığının sona erdirilmesinin devlet tarafından tespit ve teyit edilmesinin sürecin en önemli noktası olduğu kaydedildi. Bu tespit edilmeden adım atılmayacağı vurgulandı.
Yine, PKK'nın bölgedeki ve Suriye'deki bütün unsurlarının, “örgütün bileşen ve uzantıları oldukları gerçeğinden hareketle, tasfiyesi ve Şam yönetimi ile imzaladıkları 10 Mart Mutabakatı'nın gereğini bir an evvel yerine getirmeleri gerekir”ifadeleri de kararlı şekilde duyuruldu.
AKP’nin hazırladığı raporda yer alan, “Toplumsal hassasiyetleri istismar etmeyi amaçlayan girişimlerin hukukun ve devlet otoritesinin kararlı müdahalesiyle karşılanması gerektiği” cümlesi de, “azıtanlar devletin kaya gibi duvarına çarpar”uyarısıydı.
İşin bir başka yanında gelişmelerden hoşnut olmayanların garip sesleri vardı. Onlardan biri AKP Milletvekili Galip Ensarioğlu’ydu. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın, SDG'ye, “Gecikme, çarpıtma, yerine getir” uyarısı yapmasından rahatsız olmuş. Görevden alınması tavsiyesinde bulunuyor.
Ensarioğlu’na yanıtı da başka bir AKP’li eski vekil vermiş. Şamil Tayyar şöyle diyor:
“Altını çizeyim, Cumhurbaşkanımız ve Fidan arasında bu konuda görüş ayrılığı yok. Bu tavır, hem AK Parti hem MHP’nin çözüm raporunda aynen korunuyor. Onun için iki rapordan da rahatsızlar, öfkelerini Fidan’dan çıkarıyorlar.”
Tayyar devam ediyor:
“DEM/PKK ve işbirlikçileri, kardeşlik hukuku ve toplumsal huzuru istiyorlarsa; Türkiye’ye Yugoslavya muamelesi yapmaktan vazgeçmeleri, toplumun sinir uçları ve devletin kuruluş değerleriyle oynamamaları gerekir. Hele Öcalan’ın köhnemiş ideolojik fantezilerini, yeni devletin inşası gibi sunmasınlar. Eğer, bir ayara ihtiyaç varsa, o Fidan değil süreci sabote eden DEM’dir.”
Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Vedat Demiröz’le Meclis kulisinde sohbet ederken dile getirdiği görüşlerin kötü niyetli çevrelere esaslı bir ders niteliğinde olduğunu gördüm. Vedat Bey’in şu sözlerini çerçeveletip her yere asmak gerekiyor:
“Odacı bir babanın 7 çocuğundan biriyim. Kürdüm, ‘kürtlerin önü kesiliyor’ diyenlere bakmayın siz. Onlar emperyalizmin, siyonizmin uydurmaları…”
Avrupa önce günahlarını temizlemeli
Avrupa yeni dünya düzenine hazırlıksız yakalandı. Amerika bir yandan Rusya diğer yandan tokatlıyor ve çaresiz kalıyorlar. Türkiye’yi yıllarca AB’ye üye yapmayan Avrupalılara, bugün içine düştükleri acizlik nedeniyle ‘oh olsun’ desek mi acaba?
Avrupalılar özellikle İngilizler, ‘hile, sabotaj, bel altı vuruş’ yöntemlerini sahnelemede maharetlidir. Rusya ile Ukrayna arasındaki savaşı durduracak İstanbul barış sürecini İngilizler baltalamıştı. Avrupalıların yine benzer kurnazlıklar sergilediklerini gözlemliyoruz. Şu aralar Türkiye ile Rusya’nın arasını bozmaya uğraşmakla meşgul oldukları anlaşılıyor. Rus menşeli 3 İHA’nın Türkiye sınırlarına girmesinin temelinde bu planın yattığı değerlendiriliyor.
3 İHA’nın sınırlarımızı geçerek üç farklı adrese düşmesi -ki birini F16 ile biz vurduk- ‘zaaf’ şüphelerini gündeme getirdi doğal olarak. ‘Bir ekip oluşturulması, zaman zaman düşmanmış gibi test amaçlı saldırılar yapması, bu sayede sistemlerimizin uygulamadaki performansının test edilmesi’ naçizane önerim olacak.
Böylece tehlikelere karşı üst düzey hazırlık seviyesine ulaşma sağlanabilir.
Avrupa’ya dönelim…
AB üyesi bir Türkiye güçlerine güç katacaktı. Ama kibirleri, basiretsizlikleri ve ideolojik bakış açıları yüzünden bunu öngöremediler. Tehlike kapıya dayanınca Türkiye’ye sokulmaya başladılar. Türkiye’yi yönetenlerin Avrupalılara, ‘önce şu günahlarınızı temizleyin bakalım’ demesi gerekiyor.
Ne var o günahların içerisinde?
Kıbrıs var, gümrük birliğinin güncellenmesi var, İsrail ve Yunanistan aracılığı ile uygulanan Hibrit savaş var, AB üyeliği var…
Avrupa arındıktan sonra karşılıklı çıkarlar ekseninde ilişkiler geliştirilebilir.
Avrupa’nın yaptığı diğer bir uyanıklık da, NATO ve ABD ordusunu Rusya ile savaşa dahil etmek. İngilizler 2. Dünya Savaşı’nda bunu başarmış ve o sayede Hitler’in elinden kurtulmuştu.
Avrupalıların yaygarasının aksine, ABD istihbaratı, Rusya’nın NATO ile savaşmayı düşünmediği kanaatinde. ABD istihbaratının diğer bir tespiti ise Rusya’nın Ukrayna’nın tamamını kontrol etme kapasitesinin olmadığı yönünde. Hal böyle olunca Ukrayna’yı bile zapt edemeyecek bir Rusya’nın koskoca Avrupa coğrafyasını nasıl fethedeceğini sormak gerekiyor?
Putin geleneksel yıl sonu medya toplantısında sarf ettiği sözlerle ABD istihbaratının verilerini doğruladı. Rus Lider, Batı’nın NATO’nun ‘genişlemeyeceği’ sözünü tutmadığını hatırlattı. Putin’in, “Bize saygıyla yaklaşırsanız, çıkarlarımıza uyarsanız, bizim de sizin çıkarlarınıza saygı göstermeye çalıştığımız gibi davranırsanız, hiçbir operasyon olmayacak. Bizi NATO'nun genişlemesi konusunda aldattığınız gibi aldatmazsanız” ifadeleri dikkat çekiciydi.
Artık farklı bir dünya var ve problemlerin konuşarak, uzlaşarak halledilmesi en akıllı yöntem. Zaten Putin de, “Sorunları diplomasiyle çözmek istiyoruz” diyor. Mecbur kalmaları halinde, müzakere kapısı kapalı kalırsa, Rusya’nın ‘tarihi topraklarını askeri yöntemlerle kurtaracağını’ belirtiyor. Tabi ‘tarihi topraklar’ ifadesiyle Ukrayna’yı mı, yoksa eski Sovyet İmparatorluğu’nun sınırlarını mı ima ettiğini bilemiyoruz. Eğer Sovyet İmparatorluğu rüyası görüyorsa ‘Çar’ olamayacağını söylememiz lazım. Ukrayna savaşı Putin’e bu dersi vermiştir herhalde…
Ah be Varank!
Meclis 2026 bütçe maratonunu tamamladı. Parlamenter sistem dönemindeki gibi heyecan yoktu. Engin Altay kulisteki bir sohbetimiz sırasında ‘statik geçiyor, hiç heyecan yok’ deme gereği duydu. Milletvekilleri ‘bir an evvel bitse de gitsek’havasındaydılar.
Ama son çalışma gününde bu tabloya nazar değdi. Önce CHP’li Gökhan Günaydın’ın sert sözleri, ardından AKP’li Musatafa Varank’ın gösterdiği reaksiyon Genel Kurul’da arbedeye yol açtı ve saksılar, mikrofonlar devrildi.
Varank, eski bakanlardan, iktidar temsilcisi. Güç ve iktidar sahiplerinin daha hoşgörülü, sabırlı olmaları gerekiyor. Varank’ın tahammülsüzlüğü bir çuval inciri berbat etti. Ben öteden beri Meclis’in saygınlığına öncelikle milletvekillerinin dikkat etmesi gerektiğini söylerim. TBMM’nin itibarına gölge düşürecek eylemlerden uzak durmakta yarar var.