Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Guterres, Rusya'nın Ukrayna'da devam ettirdiği masum insanların yaşamını alt üst eden savaşın tarım ürünlerinin fiyatlarını arttırdığını belirterek, "Savaşın ve fiy...
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Guterres, Rusya'nın Ukrayna'da devam ettirdiği masum insanların yaşamını alt üst eden savaşın tarım ürünlerinin fiyatlarını arttırdığını belirterek, "Savaşın ve fiyatlardaki artışın devam etmesi halinde küresel gıda krizi yaşanabilir" uyarısında bulundu.
Dünyanın yıllarca sürebilecek bir kıtlıkla karşı karşıya kalabileceğini belirten Genel Sekreter, özellikle yoksul insanların büyük sıkıntılar yaşayabileceğine dikkat çekti.
Ukrayna'daki ay çiçek yağı ve buğdayın, gerek limanların kapalı olması, gerekse bu yılki ekimlerin durma noktasına gelmesinden dolayı, birçok üründe dünya genelinde fiyatlarda yüzde 30’lara varan fiyat artışları yaşandı. Hindistan’ın, aşırı sıcak ve kuraklık nedeniyle buğday ihracatına getirdiği yasağın ardından küresel arz sıkışıklığı daha da arttı. Keza Türkiye'nin ortalama 20 milyon tondan fazla olan üretimi geçen yıl 18 milyon tonun altına düşmüş, bu yıl da gerek bölgesel kuraklık gerekse yüksek maliyet nedeniyle çiftçinin tarlasına atamadığı gübre nedeniyle ciddi bir rekolte kaybı bekleniyor.
Tüm bu olumsuzluklar, ülkemizi de ciddi bir tahıl krizi ile karşı karşıya bırakabilir. Yüksek maliyetler nedeniyle zor durumda kalan çiftçimiz, dekar başı maliyeti bin 850 lirayı bulan buğdayı bin 500 liraya satabildiği için, mahsulden zarar etmeye başladı. Buğdaydaki iç karartıcı tablo ne yazık ki mısırda, ay çiçeğinde, pancarda ya da pamukta pek de farklı değil. Bunun sonucu canım Anadolu’muzun milyonlarca dönümlük topraklarına tohum atılmıyor, ekin yapılmıyor boş kalıyor! Çiftçimizi küstürmeyelim, vakit daha da geç olmadan gereken her tür desteği verelim, kaçan ekim sezonunun ardından son pişmanlık fayda etmez.
***
GENÇ İŞSİZLİĞİ
Genç işsiz sayımız alarm veriyor. Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu Araştırma Merkezi’nin Türkiye İstatistik Kurumu verilerine dayanarak hazırladığı rapora göre, iş bulmaktan ümidini kesip, iş aramaktan vazgeçerek işgücü dışına çıkan gençlerin sayısında ciddi bir artış var. TÜİK 2021 yılı verilerine göre, gençlerde dar tanımlı işsizlik oranı yüzde 21’i, geniş tanımlı işsizlik oranı ise yüzde 41’i geçti. Daha da çarpıcı olanı ise, ülkemizde her iki genç kadından biri işsiz! Genç işsizliği G7 ortalamasında yüzde 9, OECD ortalamasında yüzde 11, AB ortalamasında ise yüzde 14. Türkiye, yüzde 21’lik genç işsizliği ile dünya ortalamasının çok üzerinde. Ülkemizde Tıp Fakültesi mezunları dışında mühendislik fakülteleri de dahil üniversite mezunu gençlerin önemli bir kısmı ne yazık ki asgari ücret civarında bir ücretle çalışıyor.
Hal böyle olunca gençlerimizin gözü kulağı yurt dışında oluyor. Genç işsizlere bir çözüm bulunmazsa, genç değerlerimizi kendi ellerimizle başka ülkelerin “kucağına” iter, bunun bedelini ilerde çok ağır öderiz.
***
“ATATÜRK” ADI KALACAK MI?
Atatürk Havalimanı pistlerinin iş makineleriyle ortadan kaldırılması toplumda tartışmalara neden oldu. İstanbul’un Londra-Paris benzeri büyük kentlerin aksine sadece 2 hava limanıyla yetinecek olması sosyal medyanın da gündemindeydi. 16 milyonluk mega kenti 2 hava limanıyla sınırlayıp, metro bağlantısı da olan hava limanının, Büyük Önder Atatürk’ün adının da kaldırılarak Millet Bahçesi’ne çevrileceği ve etno spor sahalarının yapılacağı yönündeki iddialar büyük tartışmaları da beraberinde getirince hükümet kanadından yumuşama sinyalleri geldi. Atatürk adının korunarak, kısa pistin yıkılmayıp içinde hastane, fuar alanı, müze, gençlik merkezi ve yaşlı bakım merkezi gibi tesislerin de yer alacağı kapsamlı bir projenin yapılacağı açıklandı.
Köklü medeniyetlerde yaşayanlar, 1-2 asır öncesi atalarının yaşadığı mahallesine gittiğinde bile evini, okulunu, parkını bulabiliyorken, bizde bir kaç istisna dışında 20-30 yıllık geçmişimizden iz bulamak mümkün değil. Cumhuriyet tarihimizden, yakın geçmişimizden referans olabilecek her şey neden bir, bir yok ediliyor? Oysaki göçebe toplumunun yarattığı yaşam biçimini Anadolu’yu yurt edindikten sonra asırlar önce geride bırakmadık mı? Mevcudu restore edeceğimize yıkıp yok etme gibi kötü bir alışkanlıktan ne zaman kurtulacağız?
***
KOMŞUNUN ÇELİK DUVARI
Suriye sınırımızın büyük bölümüyle, İran sınırımızın bir kısmını Güney ve Doğu’dan akın akın gelen mülteci dalgalarını durdurmak için beton duvarla kapatıp, “kalekollar” yaptık. Bu sınır güvenliği hamlemize rağmen ülkemizdeki mülteci sayıları resmi açıklamalarda bile milyonlarla ifade ediliyor. Oysaki Türkiye’nin aldığı bu önlem salt kendi sınır güvenliğimiz için olmayıp aslında Avrupa’nın da sınır güvenliği içindi. Türkiye’ye karşı tarih boyunca hasmane tutumunu sürdüren Yunanistan, bu önlemimizi yeterli görmemiş olacak ki, sınırımızı çelik çitlerle çevirmeye başladı. AB’nin bu şımarık çocuğu Brüksel’den aldığı yardımla Batı Trakya’da Dedeağaç mevkiindeki dev çelik beton çiti 80 kilometre daha uzatma kararı aldı. Atina yönetimi, geçtiğimiz yıl Meriç Nehri kıyısında 28 kilometrelik çelik-beton çit yapıp, sınıra ses dalgaları yayan ultra ses sistemleri yerleştirmişti.
Yakında Meriç’e timsah atarlarsa şaşırmayalım. Atina yönetimi sağda solda gereksiz yaygara koparıp, saldırgan tutum sergileyeceğine Ankara ile iyi komşuluğun gereğini yerine getirmesinin kendi lehine olacağını ne zaman idrak edecek? Bu şımarık komşumuz, korkunun ecele faydası olmadığını hala anlayamadı mı?
[caption id="attachment_242889" align="aligncenter" width="700"]

Yunanistan çelik duvarı uzatıyor[/caption]