Gazeteciler Cemiyeti Basın Evi’nde düzenlenen 9. Köy Söyleşilerinin bu haftaki başlığı “Dış Politika ve Ekonomi Çerçevesinde Türkiye Değerlendirmesi” oldu.
Çok sayıda basın mensubu ve elçilik çalışanının katıldığı söyleşide, kamuoyu araştırmacısı ve ekonomist Can Selçuki tarafından Türkiye’nin güncel siyasi ve ekonomik görünümünü uluslararası gelişmeler bağlamında aktarıldı.
Selçuki, Türkiye’nin seçim atmosferine giden süreçte dış politika dengelerini, ekonomik programın sınırlarını ve olası siyasi senaryoları değerlendirdi. Türkiye’nin önümüzdeki yıllarını şekillendirecek kırılma noktaları aktarıldı.

Etkinliğin açılış konuşmasını yapan Gazeteciler Cemiyeti Yönetim Kurulu Üyesi Zeynep Gürcanlı, Selçuki’ye teşekkür ederek söyleşilerde gündemi ve günü yakalamayı amaçladıklarını belirtti. Gürcanlı, “Can Selçuki, kamuoyu araştırmalarında adı çok geçen, siyasetin nabzını tutan isimlerden biri. Türkiye’de neler oluyor diye bir uzmandan dinlemek istedik” dedi.
Selçuki: Türkiye’nin üç büyük gündemi ekonomi, açılım süreci ve Cumhurbaşkanlığı seçimi
Türkiye’nin ekonomik kırılganlıklarını, seçim sürecine giderken şekillenen siyasi tabloyu ve dış politika fırsatlarını aktaran Selçuki, Türkiye gündeminin yoğunluğunu değerlendirirken öncelikle genel tabloya odaklanmak gerektiğini vurguladı:
“Türkiye’de medyaya bakınca her gün büyük bir şey oluyormuş gibi görünüyor. Ama bu gürültüde ana trendleri ayırt etmek zorlaşıyor. Ekonomiden açılım sürecine, Suriye’deki gelişmelerden seçim dinamiklerine kadar her şey bu büyük resmin parçaları.”
Siyasetin ana ekseninde üç başlığın öne çıktığını söyleyen Selçuki, bunları ekonomi, açılım süreci ve Cumhurbaşkanı Erdoğan sonrası tartışmaları olarak sıraladı. Selçuki, “2023 mayısından itibaren bir yola girdik ve bugün sonunun nereye gideceğini kestiremiyoruz. Diğer konu, açılım süreci. Bunun Suriye’de ve Türkiye’de olan biten tarafları ve bunların siyasete yansımaları var. Seçime doğru giderken yavaş yavaş saflar netleşmeye başlıyor. Tüm bu gürültü içinde Türkiye’yi meşgul eden bir diğer konu ise Erdoğan’ın ardından göreve kimin geleceği. Konuda çeşitli isimler geçiyor. Şu anda gerçekten böyle bir tartışma olmadığını düşünüyorum. Cumhurbaşkanının aklı ve fiziki durumu müsaade ettikçe siyasetin içinde olacağını düşünüyorum” dedi.

“Düşük faizin işe yaramadığını yaşayarak gördük”
Türkiye’nin ekonomik programına ilişkin değerlendirmelerinde Selçuki, özellikle 2023 seçimlerinden sonra uygulanan politikalara dikkat çekti:
“Düşük faizin işlemediğini gördük. Ekonomiyi sadece faiz değiştirerek yönetemeyeceğimiz ortada. Bunun bedelini hep birlikte fakirleşerek ödedik.”
Mehmet Şimşek ve Merkez Bankası yönetimiyle birlikte ekonomi yönetiminde daha ortodoks bir çizgiye geçildiğini hatırlatan Selçuki, buna rağmen programın eksik uygulandığını vurguladı:
“Bugün IMF’nin 2001’deki programına benzer bir mutabakat zemini yok. Hükümet içinde dahi tam bir uzlaşıdan bahsedemeyiz. Bu nedenle sadece para politikasıyla bir yere kadar gidilebilir” diyen Selçuki, 2026’nın ikinci yarısının daha normal enflasyon rakamlarının görülebileceği bir dönem olabileceğini vurguladı.
Selçuki, “Enflasyonun yüzde 15–20 bandında dengeye oturması mümkün. Bu iyileşme seçim kazandırabilir, ancak Türkiye’yi kalkınma hikâyesine taşıyacak yapısal dönüşümden uzak” diye konuştu.
Ekonomik koşulların toplumsal sonuçlarını da değerlendiren Selçuki, Türkiye’de uzun süredir yüksek enflasyon ve baskılanmış ücretlere rağmen geniş çaplı toplumsal hareketlerin ortaya çıkmamasını şöyle analiz etti:
“Türkiye’de ödemeler dengesi krizi koşullarında bile memleketi taşıyan büyük bir gayri resmî ekonomi var. İşsizliğin ve enflasyonun birleştiği bir ortamda sokak hareketi beklenirken bunun görülmemesi, bu kayıt dışı düzenin etkisiyle açıklanabilir.”

Dış politikada “fırsat penceresi”
Türkiye’nin jeopolitik alanlarda önemli fırsatlara sahip olduğunu belirten Selçuki, dış politikanın ekonomik etkilere dönüşebileceğini ifade etti.
Selçuki, “Suriye’nin yeniden inşasında Türkiye’ye ciddi bir rol düşüyor. Ukrayna–Rusya krizinde Türkiye’nin ekonomik payı büyüyor. Ermenistan sınırının açılması da ticari bir kapasite oluşturabilir” dedi. Ancak çözüm sürecine ilişkin beklentilerin karmaşık olduğunu vurguladı.
Çözüm Süreci ile ilgili, “YPG’nin Suriye ordusuna entegre olması muhtemel. Bu süreç başarıya ulaşırsa bile bunun ne anlama geldiğini Türk kamuoyu bilmiyor. Tutsakların bırakılması mı? Vatandaşlık tanımının değişmesi mi? Kürtçenin statüsü mü? Her şey belirsiz” sözlerini aktardı.

“2027 Kasım’ında erken seçim olabilir”
Selçuki, seçim takvimi ve olası siyasi senaryolara ilişkin “Normal tarihte seçim olursa Cumhurbaşkanı yeniden aday olamıyor. Adaylığın önü için erken seçim kararı gerekli. Dedikoduların aksine, Erdoğan’ın siyaseti bırakacağını düşünmüyorum. Bu nedenle en olası tarih Kasım 2027 olacak” diye konuştu.
“Muhalefetin çoklu adayla seçime gitmesi daha doğru olur”
Selçuki, Türkiye’de seçmen davranışının büyük kırılmalar göstermediğini, hem iktidarın hem muhalefetin kendi tabanı içinde belirleyici sorunlarla karşı karşıya olduğunu anlattı. İktidarın temel riskinin seçmeni sandığa götürmek olduğunu vurgulayan Selçuki, “Tüm bu yoksulluk ve işsizliğe rağmen iktidar partisinin oyu düşmüyor. AK Parti’nin esas meselesi kendi seçmenini sandığa götürebilmek” dedi.
CHP’ye ilişkin ise parti söyleminin sınırlı bir çerçevede kaldığını belirterek, “Özgür Özel iyi bir performans gösterse de anketlerde bir artış görünmüyor. CHP şu an dar bir alana sıkışmış durumda. İmamoğlu’nun cumhurbaşkanı olma olasılığının olmadığını düşünüyorum” değerlendirmesini yaptı.
Muhalefetin seçim stratejisine yönelik önerisini, “Türkiye’de cumhuriyetçiler, merkez sağ, Türk milliyetçileri, Kürt milliyetçileri ve liberaller olarak dağılım gösteriyor. Bu dinamik içinde muhalefetin çoklu adayla seçime gitmesi daha doğru olur. Her bir akım kendi doğal adayını bulmalı” sözleriyle açıkladı.

Söyleşinin ardından konuklar için resepsiyon düzenlendi.
Can Selçuki kimdir?
Can Selçuki, Bilkent Üniversitesi Endüstri Mühendisliği bölümünü tamamladıktan sonra Bocconi Üniversitesi’nden Ekonomi ve Sosyal Bilimler alanında yüksek lisans eğitimi almıştır.
Şu anda pazar araştırma ve büyük veri analizi yapan İstanbul Ekonomi Araştırma şirketinde Genel Müdürlük görevini sürdürmektedir.
Bundan önce, Dünya Bankası Ankara ofisinde 4 yıl ekonomist olarak görevini sürdürmüştür.
Bu görevi sırasında Türkiye ve Azerbaycan’da kamu ve özel sektöre ile Türkiye’de rekabetçiliğin arttırılması alanında çalışmalarda bulunmuştur. Bu kapsamda bölgesel kalkınma, rekabet ve inovasyon politikalarına odaklanıştır.
Dünya Bankası’na katılmadan önce 3 sene boyunca Brüksel merkezli Avrupa Politikaları Çalışmaları Merkezi’nde (CEPS) ekonomist olarak çalışmıştır.
Türkiye’de ticaretin rekabetçiliği, bölgesel rekabet ve inovasyon politikaları üzerine makale ve raporları bulunmaktadır.





