Pazartesi günü varılacak bir anlaşma elbette olumlu olur. Ancak Kıbrıs Türk halkı, güven artırıcı önlemlerin ilerleme diye sunulduğu, temel kaygılarının ertelendiği ve günlük hayattaki eşitsizliklerin sürdüğü bir süreci daha önce de yaşadı. Yeni bir girişimin inandırıcı olabilmesi için siyasi eşitlik, görüşmelerin yeniden başarısızlıkla sonuçlanması hâlinde alınacak önlemler ve izolasyonun kaldırılmasına yönelik somut adımlar en baştan ele alınmalı.
Pazartesi günkü görüşme, siyasi iradenin sınanacağı bir buluşma olarak sunuluyor. Gerçekten de öyle. Ancak mesele yalnızca Tufan Erhürman ile Nikos Hristodulides’in dört geçiş noktası ve ilk aşama mayın temizliği konusunda anlaşması değil. Asıl soru, varılacak bir anlaşmanın Kıbrıs Türk halkının siyasi eşit kabul edildiği, güvenlik kaygılarının ciddiye alındığı ve taahhütlerin görüşmeler çöktüğünde ortadan kalkmadığı bir sürece kapı açıp açmayacağıdır.
Dört geçiş noktası ve kısıtlı mayın temizlemeyle sınırlı da olsa yazılı bir anlaşma yararlı bir adım olur. Ancak tek başına müzakereleri yeniden başlatmaz, Kıbrıs sorununu çözmez ya da taraflardan herhangi birinin temel tutumundan ödün vermeye hazır olduğunu kanıtlamaz. BM temsilcisi María Ángela Holguin, ANKA’ya verdiği mülakatta bunu açıkça söyledi: “Başlangıç 5+1’de.” Güven artırıcı önlemlerde ilerleme olmazsa yıl sonuna kadar daha geniş katılımlı bir toplantı yapılmayacağını belirtti.
Bu ayrım önemli. Kıbrıs Türk halkından, geçiş noktaları konusunda varılacak bir anlaşmayı siyasi çıkmazın sona erdiğinin kanıtı sayması beklenmemeli. Pazartesi günü sonuç alınamaması da temel eşitlik ve güvenlik meseleleri bir kez daha ertelenirken Kıbrıs Türk tarafını suçlamak için kullanılmamalı.
Paketin daralması, Kıbrıs Türk tarafının uzlaşmazlığını kanıtlamaz
Paket, başlangıçta gündeme gelen yedi güven artırıcı önlemden geçiş noktaları ve mayın temizliği başlıklarına indi. Kıbrıs Rum medyasındaki bazı yorumlarda bu daralma, liderlerde siyasi irade bulunmadığının göstergesi olarak sunuluyor. Oysa bu tablo, tanıdık bir süreci de yansıtıyor: Pratik adımlar tartışılıyor, kapsamları daraltılıyor ve yeniden şekillendiriliyor; buna karşılık Kıbrıs Türk halkının karşı karşıya olduğu eşitsizlik büyük ölçüde yerinde duruyor.
Bir anlaşmanın değeri, ne sağlayacağına bakılarak ölçülmeli. Geçiş noktaları için güzergâhlar, kullanım koşulları, açık olacağı saatler ve açılış tarihleri belirlenmeli. Mayın temizliğinde ise sahalar gösterilmeli, sorumluluklar dağıtılmalı ve çalışmaların nasıl denetleneceği karara bağlanmalı. Her iki tarafta 70 bin metrekarelik bir alanda çalışmaya başlamak makul olabilir. Ancak bu ilk adımın, sürecin devamına ilişkin açık bir planı da bulunmalı. Türk tarafının talebi adadaki tüm mayınların temizlenmesini öngören bir taahüdün verilebilmesidir.
Holguin de hedefin “mayınsız bir ada” olduğunu söylüyor ve “Bir yerden başlamamız gerek” diyor. Kıbrıs Türk tarafı pratik bir ilk adımı destekleyebilir. Ancak bundan sonra ne olacağını sormaya da hakkı var.
Kıbrıs Türk halkına doğrudan yarar sağlayacak pratik önlemlerin neden sürekli siyasi bir sorun hâline getirildiği de sorulmalı. Kıbrıs Rum liderliği, atılmış bazı adımları ilerleme kanıtı olarak sunabiliyor. Sanat eserlerinin iadesi ya da teknik komitelerin toplantıları yararlı olabilir. Ancak bunlar Kıbrıslı Türklerin Avrupa Birliği ile doğrudan ticaret, doğrudan uçuş ve doğrudan temas taleplerini karşılamıyor. Kıbrıs Türk halkının hayatında somut değişiklik yaratacak adımlar bunlardır.
Eşitlik, “Sonra müzakere ederiz” sözüne bırakılamaz
En temel sorun dönüşümlü başkanlığı ve olumlu oyu da içeren siyasi eşitliktir. Holguin, tarafların 11 Aralık’ta bu ilkeyi kabul ettiğini ve dönüşümlü başkanlığı siyasi eşitliğin bir parçası olduğunu, bunu Rum tarafının da bildiğini söylüyor. Erhürman ise dönüşümlü başkanlığın açıkça kabul edilmesini istiyor. Holguin, Hristodulides’ten bunu müzakerelerden önce teyit etmesini istemenin “çok zor” olacağını belirtiyor; ayrıntıların “müzakere öncesinde değil, müzakerelerde” ele alınması gerektiğini savunuyor.
Kıbrıs Türk halkı açısından bu yaklaşım, en önemli soruyu yanıtsız bırakıyor: Taraflar tam olarak neyi kabul etti?
Siyasi içeriği üzerinde uzlaşılmamış bir ilke, slogana dönüşebilir. Dönüşümlü başkanlık siyasi eşitliği hayata geçiren mekanizmalardan biriyse, Kıbrıslı Türklerden bunun ileride kabul edilebileceği varsayımıyla yeni bir müzakereye girmeleri beklenemez. Çerçeve, siyasi eşitliğin ortak devlette etkili katılımı, Kıbrıslı Türklerin ortak kararları etkileyen konularda olumlu oyunu ve dönüşümlü yürütmeyi içerdiğini ortaya koymalı.
Bu, bütün anayasal ayrıntıların önceden belirlenmesi talebi değildir. Müzakerelerin, tarafların siyasi eşitliğin anlamı konusunda ortak bir anlayışla başlayıp başlamayacağını bilme talebidir. Kıbrıs Türk tarafı, henüz açıkça kabul edilmemiş bir hakkı müzakere masasında yeniden elde etmeye çalışmaya zorlanmamalı.
Görüşmelerin geçmişi, Erhürman’ın ısrarının nedenlerini açıklıyor. Siyasi eşitlik, müzakereler için zaman sınırı, önceki yakınlaşmaların korunması ve görüşmeler Kıbrıs Türk tarafının kusuru olmadan çökerse statükoya otomatik dönüşün önlenmesi: Erhürman’ın dört koşulu, yeni süreci gereksiz yere zorlaştıran talepler değildir. Başarısız olmuş bir sürecin tekrarlanmasına ve ardından tarafların eşitsiz mevcut duruma geri dönmesine karşı güvencelerdir.
Holguin de taraflardan biri masadan çekilirse ne olacağını soruyor. Hangi önlemler devreye girecek? Bunları kim uygulayacak? Taraflar bir araya gelmeden önce bu sorular yanıtlanmalı. Kıbrıs Türk halkı, müzakerelerin çökmesinin ardından statükonun tarafsızmış gibi sunulmasının bedelini ödedi. Oysa statüko tarafsız değil: Uluslararası alanda tanınan Kıbrıs Rum yönetimi adanın tamamı adına Avrupa Birliği’nde temsil edilirken Kıbrıslı Türkler, hayatlarını etkileyen kurumlardan dışlanıyor.
Ankara’nın tutumu açık; yeni sürecin koşulları da inandırıcı olmalı
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Türkiye’nin yan yana yaşayan iki devlet çözümüne desteğini yineledi. Ankara’nın bu politikası, 2017’de Crans-Montana görüşmelerinin çökmesinin ardından belirginleşti. Kıbrıs dosyasını yakından bilen kaynaklar, yeterli gerekçe ve ihtiyaç görmesi hâlinde Türkiye’nin tutumunu yeniden değerlendirebileceğini ANKA Review’e söyledi. Bu, Ankara’nın kamuya açıkladığı politikada değişiklik olduğu anlamına gelmiyor. Ancak yeni bir sürecin, ilerlemek için gerçek ve inandırıcı bir temel sunup sunmadığının değerlendirileceğini gösteriyor.
Tarafların tutumları arasındaki fark bulanıklaştırılmamalı. Federal bir düzen içindeki siyasi eşitlik, güç paylaşımı ve etkili katılımla ilgilidir. Ankara’nın kullandığı anlamıyla egemen eşitlik ise iki devletin statüsüne ilişkindir. Bu farklılıklar sürerken geçiş noktaları konusunda anlaşmaya varılabilir. Ancak müzakereleri başlatması beklenen bir 5+1 toplantısı, bu temel anlaşmazlıkla yüzleşmek zorunda kalacaktır.
Benim görüşüm, çözüm yolunun önce pratik işbirliğiyle başlaması, ardından siyasi bir çerçeveye ilerlemesidir: İki siyasi açıdan eşit devleti, sınırlı ortak yetkileri ve tek uluslararası kişiliği, vatandaşlığı ve Avrupa Birliği temsilini içeren çok gevşek bir federal-konfederal çatı. İlk adım işbirliği olmalı. Nihai anayasal düzen, her pratik iyileşmenin ön koşulu hâline getirilmemeli.
Güvenlik de dürüstçe ele alınmalı. “Sıfır asker, sıfır garanti”, Kıbrıs Türk halkı için kabul edilebilir bir başlangıç noktası değildir. Mevcut düzenlemeler güncellenebilir; Türkiye’nin askerî varlığı azaltılabilir ya da yeniden düzenlenebilir. Ancak Kıbrıslı Türklerden, kalıcılığı belirsiz güvenceler karşılığında güvenlik garantilerinden vazgeçmeleri beklenemez.
Yeni bir başarısızlık kimseye zafer kazandırmaz
Kıbrıs Rum medyasındaki bazı yorumlarda, pazartesi günkü görüşmenin başarısız olmasının hem Kıbrıs Rum yönetimine hem de Ankara’ya yarayacağı ileri sürülüyor: Rum liderliği Kıbrıs Türk tarafını uzlaşmazlıkla suçlayabilecek, Ankara ise başarısızlığı iki devlet tezinin kanıtı olarak gösterebilecek. Bu yorum siyasi bakımdan kullanışlı olabilir; ancak statükodan kimin yararlandığını açıklamıyor.
Kıbrıs Türk halkı ticaret, seyahat ve uluslararası temas alanlarında kısıtlamalarla karşı karşıya. Suçlamalarla dolu yeni bir tur bu gerçeği değiştirmeyecek. İki topluma da daha fazla güvenlik ya da uygulanabilir bir gelecek sunmayacak.
Hristodulides’in Maraş ve Mağusa Limanı konusundaki önerileri de geçiş noktalarıyla aynı ölçütlere göre değerlendirilmelidir. Holguin, Maraş’ın geçici olarak BM yönetimine devredilmesinin geri döndürülemez olabileceğini; doğrudan ticaret için verilecek iznin ise geri alınabileceğini kabul etti. Bu fark önemlidir. Her pakette tarafların neyi, ne süreyle ve hangi güvencelerle taahhüt ettiği açıkça belirtilmeli. Maraş, yönetim, güvenlik, yeniden inşa ve finansman gerektiren bir kenttir; kolayca geri alınabilecek bir izin karşılığında verilecek sembolik bir taviz değildir.
Pazartesi günü liderler anlaşabiliyorsa yazılı bir uzlaşmaya varmalı. Böyle bir metin Holguin’in Genel Sekreter Antonio Guterres’e sunabileceği somut bir sonuç sağlar. Ancak Kıbrıs Türk halkına bir geçiş noktasının siyasi eşitliğin yerini tuttuğu, sınırlı bir mayın temizliği aşamasının “mayınsız ada” hedefini karşıladığı ya da yeni bir sürecin sırf başlamış olduğu için güveni hak ettiği söylenmemeli.
Dört geçiş noktası diplomasiyi canlı tutabilir. Bir çözümün yükünü taşıyamaz. Asıl sınav, Kıbrıs Türk halkından yeni bir müzakereye katılması istenmeden önce liderlerin siyasi eşitlik, güvenlik, izolasyon ve görüşmelerin yeniden çökmesi hâlinde ne olacağı konularını ele alıp almayacağıdır.