Annita Dimitriu’nun DİSİ’nin 2028 adaylık yarışından çekilmesi, Hristodulides’in seçilme şansını kendiliğinden artırmıyor. Asıl siyasi hamle, Rum liderin New York öncesindeki son toplantıda, üzerinde ilerlenebilecek yedi güven artırıcı önlem dururken 19 maddelik yeni bir paket sunmasıydı.
Paketin tamamı açıklanmadı; içinden Maraş maddesi, Hristodulides’e yakınlığıyla bilinen bir gazeteye sızdırıldı. Bu sıralama, öneri sunmaktan çok, sorumluluğu karşı tarafa yükleme ve “topu onun sahasına atma” hesabı izlenimi veriyor.
Önce bir algı yanılgısını düzeltelim: DİSİ lideri Annita Dimitriu, 2028 cumhurbaşkanlığı seçiminden değil, DİSİ’nin bu seçimde göstereceği adayı belirleme yarışından çekildi. Gerekçe olarak, partinin 2023 seçimlerinde yaşanan bölünmeyi yeniden yaşamamasını gösterdi; o bölünme Nikos Hristodulides’in cumhurbaşkanı seçilmesinin önünü açmıştı. Yarışta eski DİSİ lideri Averof Neofitu ile Yorgos Pamboridis kaldı. İlk değerlendirmelerde Neofitu’nun Dimitriu’nun çekilmesinden yarar sağlayabileceği yorumları yapıldı. Dolayısıyla bu karar, Hristodulides’in doğrudan bir rakibinin yarıştan çekildiği anlamına gelmiyor. DİSİ’nin kimi aday göstereceği ve seçilen adayın parti çevresinde birlik sağlayıp sağlayamayacağı henüz belli değil.
Dimitriu’nun geri çekilmesi, Rum siyasetindeki güç dengeleri ve seçim hesapları hakkında soru işaretleri doğuruyor. Rum derin devleti, Kilise ya da ELAM çevreleri DİSİ’deki bu sürece yön veriyor olabilir mi? Bu soruyu gündeme getirmek mümkün; ancak mevcut haberler, Dimitriu’nun kararını bu aktörlerin aldığı sonucuna varmaya yetmiyor. Şu aşamada daha somut olan, DİSİ’nin iç bölünme riskini kontrol altına almaya çalışmasıdır. Parti güçlü ve ortak bir aday çıkarırsa Hristodulides’in karşısında ciddi bir rakip olabilir. İç çekişme devam ederse mevcut cumhurbaşkanı bundan yararlanabilir. Dimitriu’nun kararı tek başına bu sonucu belirlemez.
New York öncesindeki son toplantıda yeni bir paket
Hristodulides’in 19 maddelik öneri paketi, New York temasları öncesinde liderlerin yaptığı son toplantıda gündeme geldi. Rum lider, görüşmeye Kıbrıs meselesinin özü, müzakere yöntemi ve güven artırıcı önlemler gibi farklı başlıklara yayılan önerilerle geldiğini açıkladı. Ne var ki bu maddelerin tam metni yayımlanmadı. Anlaşıldığı kadarıyla Kıbrıs Türk liderliği de Hristodulides’in açıklamalarından hareketle, 19 önerinin tümünü tek tek sıralayan ve içeriğini doğrulayan bir liste biraraya getiremedi. Bu zorluğun sebebi belki de Hristodulides farklı konuları ayrı başlıklar ve maddeler hâlinde sunmasıydı. Her halükarda netlik için bu maddelerin neler olduğu açıklanmalı. Aksi hâlde kamuoyu, içeriği bilinmeyen bir paket hakkında yalnızca liderlerin karşılıklı açıklamalarına ve basına yansıyan seçili bilgilere dayanarak değerlendirme yapmak zorunda kalıyor.
Zamanlama da önem taşıyor. New York öncesindeki son görüşmede, 19 maddelik kapsamlı bir paketin kısa süre içinde tartışılıp sonuçlandırılması beklenemezdi. Böyle bir girişim karşı tarafa çok sayıda yeni başlık yöneltirken, paketin kabul edilmesi ya da reddedilmesi konusunda onu hızla pozisyon almaya zorlayabilirdi. Erhürman, mevcut yedi öncelikli konu üzerinde ilerlemek gerekirken yeni 19 önerinin ortaya atılmasını, masada bulunan başlıkları geriye iten, Erhürman’ın tabiriyle “Pişmiş aşa su katan” bir hamle olarak değerlendirdi. Bu açıdan paket, müzakereyi ilerletecek somut adımlar dizisi olmaktan çok, karşı tarafın önüne konmuş geniş bir gündem ve cevap verme yükümlülüğü gibi algılandı.
Buradaki siyasi hesap, önerilerin hepsinin kabul edilmesini beklemekten ziyade, karşı tarafın vereceği cevabı kullanmaya elverişli bir zemin yaratmak olabilir. Paket kabul edilirse Hristodulides, kendi önerilerinin süreci açtığını söyleyebilir. Kabul edilmez ya da maddeler üzerinde itirazlar yükselirse, Rum lider bu kez Kıbrıs Türk tarafının ilerlemeyi engellediğini savunabilir. Bu, kesin biçimde kanıtlanmış bir niyet değil; fakat önerilerin zamanı, kapsamı ve ardından yaşananlar böyle bir siyasi okumanın yapılmasına imkân veriyor. Bir paketin gerçek müzakere değeri, kaç maddeden oluştuğuyla değil, karşılıklı biçimde hazırlanıp hazırlanmadığı ve uygulanabilir sonuç üretip üretmediğiyle ölçülür.
Önce masadaki yedi güven artırıcı önlem
Gerçekten ilerleme sağlama niyeti varsa, Hristodulides’in önce BM Genel Sekreteri Antonio Guterres’in Kıbrıs ziyareti sırasında gündeme getirdiği yedi güven artırıcı önlem üzerinde çalışması beklenirdi. Kıbrıs Türk tarafı bu önlemlerden altısını tartışmasız kabul edeceğini açıkladı. Yedinci madde yeni geçiş kapılarının açılmasıyla ilgiliydi; bu konuda Kıbrıs Türk tarafı, kapıların karşılıklı açılmasını sağlayacak düzenleme üzerinde ek görüşmeler istedi. Talep, müzakereleri reddetmek değil, yeni geçişlerin iki taraf bakımından karşılıklı ve dengeli biçimde düzenlenmesiydi.
Bu nedenle, üzerinde çalışılabilecek yedi önlem dururken New York öncesindeki son görüşmede yeni bir 19 maddelik paket getirilmesi, doğal olarak şu soruyu doğuruyor: Hristodulides mevcut dosyalarda ilerleme sağlamak mı istedi, yoksa kabulü güç yeni başlıklar üzerinden diplomatik inisiyatif görüntüsü verip yanıt sorumluluğunu Kıbrıs Türk tarafına mı bıraktı? Altı önlemde ilerlemenin neden sağlanamadığını ve yedinci önlemde karşılıklılık talebine neden çözüm bulunamadığını açıklamadan yeni bir paket sunmak, bu soruya cevap vermiyor. Tam tersine, asıl tıkanma noktalarının üzerini örtebilir.
Neden paketin tamamı açıklanmadı?
Paketin tamamı açıklanmazken Maraş–Gazimağusa Limanı formülünün Hristodulides’e yakınlığıyla bilinen bir gazeteye sızdırılması, sürecin nasıl yönetildiği hakkında ayrıca kuşku yaratıyor. Sızdırılan haberde, Kapalı Maraş’ın BM yönetiminde yeniden açılması ve eski sakinlerinin dönüşü karşılığında Gazimağusa Limanı’nın Avrupa Komisyonu gözetiminde işletilmesi formülü öne çıktı. Ancak bu, kamuoyuna sunulmuş ve resmen doğrulanmış eksiksiz bir öneri metni değil. Erhürman, öneriyi görüşmede ilk kez duyduğunu ve kendisinin hemen kabul ettiği iddiasının doğru olmadığını söyledi; ayrıca kapalı ve baş başa yapılan görüşmede konuşulanların basına nasıl taşındığını sorguladı. Rum yönetimi de Maraş maddesinin ayrıntılarını doğrulamak yerine, 19 önerinin üç ana alanı kapsadığını belirtmekle yetindi.
Bu seçici sızıntı tartışmanın çerçevesini değiştirdi. Kamuoyu, 19 önerinin tamamını ve New York öncesi görüşmede nelerin konuşulduğunu değerlendiremeden, tek bir hassas başlığa yöneltildi. Erhürman da kendisini Maraş önerisini reddeden ya da önce kabul edip sonra vazgeçen taraf gibi gösteren bir haber anlatısına cevap vermek zorunda kaldı. Böylece paketin içeriğini açıklama ve ilerleme sağlanamayan mevcut önlemleri tartışma yükü geri plana itildi. Bu tablonun Hristodulides’e siyasi fayda sağlama ihtimali açıktır. Sızıntının, karşı tarafı kamuoyu önünde baskı altına alacak biçimde kullanıldığı izlenimi bu nedenle güçleniyor.
Maraş ve liman: Karşılığı belirsiz bir takas
Maraş’ın yeniden gündeme gelmesi yeni değil. 1993’te BM Genel Sekreteri’nin güven artırıcı önlem paketi, Kapalı Maraş’ın ve Lefkoşa Uluslararası Havalimanı’nın BM yönetiminde yeniden açılmasını öngörüyordu. O paketin amacı, kapsamlı çözümün yerine geçmek değil, iki toplum arasında güven oluşturarak çözüm sürecine katkı sağlamaktı. Gazimağusa Limanı’nın yenilenmesi ve işletilmesinin Maraş’ın iadesiyle eşleştirilmesi ise sonraki yıllarda, özellikle 2004 ve 2006 dönemlerinde gündeme geldi. Dolayısıyla Maraş başlığının 1993’ten beri dönem dönem ısıtılarak yeniden ortaya konduğu söylenebilir; ancak bugünkü liman formülünü 1993’teki BM paketinin aynısı gibi sunmak tarihsel olarak doğru olmaz.
Maraş’ın eski sakinlerinin evlerine dönme hakkı elbette ciddiye alınmalıdır. Fakat bölgenin geleceği, yalnızca açılış kararıyla belirlenemez. BM’nin idari yetkileri, mülkiyet talepleri, dönüşün güvenliği, altyapının onarımı ve yerel düzenlemeler gibi meseleler çözülmelidir. Gazimağusa Limanı da yalnızca ticari bir tesis değildir; statüsü, yönetimi ve Kıbrıs Türklerinin dış ticaret imkânlarıyla doğrudan bağlantılıdır. Liman hangi hukuk düzeni içinde işletilecek? Kıbrıs Türklerinin yönetimdeki ve karar alma sürecindeki yeri ne olacak? AB gözetimi, Kıbrıs Türklerinin uluslararası ticaret ve temaslarına somut olarak ne sağlayacak? Bu soruların cevabı verilmeden Maraş ile liman arasında adil ve uygulanabilir bir karşılık ilişkisi kurulduğu söylenemez.
“Toprak karşılığı hak” formülü, karşılığında verilecek hakların kapsamı, takvimi ve güvenceleri açıkça belirlenmezse aldatmaca tuzağına dönüşebilir. Toprakla ilgili adım hemen atılırken, ekonomik ve siyasi hakların hayata geçirilmesi belirsiz takvimlere, yeni denetim koşullarına ya da sonraki pazarlıklara bırakılabilir. Gazimağusa Limanı’nın AB gözetiminde işletilmesi de Kıbrıs Türklerinin dış dünyayla ticaret ve temas sorunlarını kendiliğinden çözmez. Limanın yetkileri ve Kıbrıs Türklerinin karar alma sürecindeki yeri güvenceye alınmadan bu formül eşit bir takas sayılamaz.
Üstelik 19 maddelik önerinin tam metni açıklanmadığı için, pakette nelerin bulunup bulunmadığı kesin olarak bilinmiyor. Ancak kamuoyuna yansıyan bilgilerde ne Lefkoşa Uluslararası Havalimanı’nın ne de Ercan Havalimanı’nın BM ya da Avrupa Konseyi denetiminde uluslararası uçuşlara açılmasına ilişkin bir öneri yer alıyor. Bu eksiklik, önerilen paketin Kıbrıs Türklerinin uluslararası temas ve ulaşım sorunlarına ne ölçüde çözüm getireceği sorusunu daha da önemli kılıyor.
Sızıntı değil, karşılıklı ve somut ilerleme
Maraş, Kıbrıs sorunundan ayrı ve kolayca çözülebilecek bir dosya değildir. Mülkiyet, idare, limanın statüsü ve siyasi temsil meseleleri birlikte ele alındığında, zaten tıkanmış sürecin üzerine yeni ve son derece çetrefilli bir başlık eklenir. Güven artırıcı önlemlerin amacı karşı tarafa taviz dayatmak ya da kamuoyu baskısı yaratmak değil, iki tarafın güvenini ve temasını artıracak somut sonuçlar üretmektir. BM’nin 1993–94 yaklaşımı da bu önlemlerin siyasi avantaj elde etmek için kullanılmaması ve kapsamlı çözümün yerini almaması gerektiğini vurguluyordu.
Hristodulides’in New York öncesindeki son toplantıda sunduğu 19 maddelik paketin tamamı açıklanmalı; her maddenin içeriği, nasıl uygulanacağı ve Temmuz ayından bu yana ilerleme beklenen yedi güven artırıcı önlemle ilişkisi ortaya konmalıdır. Önce altısı kabul edilmiş yedi önlemde ilerleme sağlanmalı, yeni geçiş kapılarının açılması konusundaki karşılıklılık talebi müzakere edilmelidir. Maraş önerisi de seçici bir sızıntıyla kamuoyuna taşınmak yerine, tarafların eşit siyasi iradesini ve Kıbrıs Türklerinin somut haklarını güvenceye alan bütünlüklü bir düzen içinde ele alınmalıdır. Annita Dimitriu’nun çekilmesi Hristodulides’in şansını kendiliğinden artırmadı; 19 maddelik paketin New York öncesinde gündeme getirilmesi ise adadaki kafa karışıklığını daha da artırdı.
Şimdi görüşmeciler, bu haftaki liderler toplantısının gündemini hazırlıyor. Umarız toplantıda yeni ve kafa karıştırıcı başlıklar açmak yerine, Temmuz’dan bu yana ilerleme beklenen yedi konuda somut adımlar atılır ve özellikle Rum tarafı gerekli iradeyi gösterir. BM Genel Sekreteri Guterres’in görev süresi yıl sonunda doluyor. Yeni genel sekreterin kim olacağı, hangi ülkeden geleceği ve Kıbrıs konusuna ne kadar önem vereceği şimdiden öngörülemez. Kıbrıs Rum kesimi de neredeyse seçim sürecine girmiş durumda; Türkiye’nin de yakında seçim gündemine yönelmesi bekleniyor.
Holguin’in ekim sonunda adaya yapması beklenen ziyaret, belki de bu dönemin son önemli fırsatlarından biri olacak. Tarafların önündeki çözüm imkânlarının kapısı bir kez daha kapatılırsa, bu fırsatın kaçırılmasına yazık olur. Liderlerin öneri listelerinde yer alsın ya da almasın, karşılık beklemeden atmaya hazır olduklarını söyledikleri adımları hayata geçirmeleri artık yaşamsal önem taşıyor. Asıl sınav, sorumluluğu karşı tarafa yükleyen hamlelerden çıkıp eşitlik temelinde uygulanabilir adımlar atıp atamayacaklarıdır.