Milli formayı giymek, İstiklâl Marşı okunurken göğsündeki ay-yıldızlı armaya bakmak… Her çocuğun hayalidir.

Almanya’da, Hollanda’da, Belçika’da, Fransa’da, İsveç’te, Avusturya’da ya da Danimarka’da doğmuştur. Türkçeyi ailesinden öğrenmiştir. Türkiye’ye her gelişinde kendisini bu topraklara biraz daha yakın hissetmiştir. Ama onun en büyük hayali, futbol sahasında Türkiye’yi temsil etmektir.

İşte onlardan biri de Alex Ata Erdoğan’dır. 2009 doğumlu genç futbolcumuz, İsveç’ten gelen daveti kabul etmeyerek Türkiye U18 Millî Takımı’nı tercih etti. Tıpkı Yıldıray Baştürk, Ümit Davala, Tayfun Korkut, Serhat Akın, Tayfur Havutçu, Hamit ve Halil Altıntop, Mevlüt Erdinç, Nuri Şahin, Hakan Çalhanoğlu, Ferdi Kadıoğlu, Orkun Kökçü, Kenan Yıldız ve daha birçok isim gibi…

Neden Alex Ata örneğini gündeme getirdik. Çünkü geçtiğimiz hafta sosyal medyada haber olunca bizim de dikkatimizi çekti.

Peki, Alex Ata gibi kaç gencimiz var? Kaçının yeteneğinden haberdarız? Kaçını düzenli olarak izliyoruz? Kaçının kapısını zamanında çalabiliyoruz? Bu çocuklarımız Türkiye’den gelecek bir daveti umutla bekliyor.

Avrupa’nın dört bir yanında yaşayan binlerce Türk ailenin çocuğu bugün futbol oynuyor. Kimi büyük kulüplerin altyapısında, kimi mütevazı takımlarda, kimi de henüz keşfedilmeyi bekleyen futbol okullarında… İçlerinde çok yeteneklileri var. Bazıları bulundukları ülkelerin alt yaş milli takımlarına kadar yükseliyor.

Burada TFF’nin oyuncu izleme ve yetenek tarama yapılanmasının önemi ortaya çıkıyor. Elbette bu konuda hiçbir çalışma yapılmıyor demek haksızlık olur.

TFF, geçmişte Avrupa’daki Türk oyuncuları takip eden bir izleme yapılanması oluşturmuştu.

2025 yılında ABD’nin Miami kentinde Türk kökenli genç futbolcular için seçmeler düzenlemişti. Ayrıca 2025-2026 faaliyet raporunda U14 düzeyinde 25 merkezde yaklaşık 8 bin futbolcunun izlenerek değerlendirildiği bir tarama çalışmasının yer aldığını biliyoruz. İlave olarak birçok eski futbolcumuz da izleme komitelerinde görev alıyor.

Bunlar önemli adımlar. Ancak asıl mesele, bu çalışmaların sürekliliği, kapsamı ve yurt dışındaki gençlere ne ölçüde ulaşabildiğidir.

Çünkü Avrupa’daki Türk futbolcu potansiyeli, birkaç organizasyonla veya dönemsel seçmelerle değerlendirilemeyecek kadar geniştir.

Almanya, Fransa, Hollanda ne yapıyor?

Diğer ülkelerin uygulamalarına baktığımızda önemli bir ayrıntı görüyoruz: Yetenek keşfi, yalnızca millî takım kampına çağrı yapıldığında başlamıyor.

Fransa Futbol Federasyonu'nun uyguladığı Federal Performans Planı, 13 yaşından itibaren gençleri izlemeyi ve millî takım seviyesine hazırlamayı hedefliyor.

Hollanda Futbol Federasyonu KNVB ise profesyonel kulüplerle yakın iş birliği yapıyor.

Almanya örneğinde ise konu yalnızca oyuncunun futbol yeteneği değil, milli kimlik ve aidiyet meselesiyle de iç içe. Almanya’da yetişen göçmen kökenli futbolcular, birden fazla ülkeyi temsil etme hakkına sahip olabiliyor. Dolayısıyla ülkeler genç oyuncularla erken dönemde iletişim kuruyor, onlara gelecek projelerini anlatıyor.

Bu ülkelerin ortak mesajı açık: Oyuncuyu yalnızca sahada izlemek yetmez; onu, ailesini, gelişimini ve geleceğe ilişkin kararlarını da anlamak gerekir.

TFF’de de bu konuda ciddi çalışmalar yapılıyor. Türk kökenli futbolcular takip ediliyor ve doğrudan Genç Milli Takımlar yapılanmasıyla koordineli bir Avrupa izleme ağı kurulmuş durumda.

Bizim burada en önem vermemiz gereken asıl konu şu olmalı;

Ailelerle doğrudan iletişim kurulmalı. Bir futbolcunun Türkiye’yi tercih etmesi yalnızca sportif bir karar değildir. Ailesinin güven duyması, federasyonun ilgisini hissetmesi ve gencin kendisine bir gelecek sunulduğunu görmesi de önemlidir.

Burada en önemli görev, milli takım teknik sorumlularının ve oyuncu izleme ekiplerinin yetkinliğidir.

Futbolu bilmek, futbolcunun yeteneklerini keşfetmek ne kadar önemli ise yurt dışında yaşayan Türk aileleriyle iletişim kurabilmek de en az teknik bilgiler kadar önemlidir.

Bir başka önemli konu da liyakat. Milli takıma oyuncu seçimi kişisel ilişkilere, menajer tavsiyelerine veya dönemsel tercihlere göre olmamalıdır. Her futbolcunun hangi kriterlerle izlendiği, neden davet edildiği veya neden değerlendirme dışında kaldığı konusunda kurumsal bir sistem bulunmalıdır.

Çünkü bir çocuğun hayali tesadüfe bırakılamaz!

Belki de en çok üzerinde durmamız gereken konu bu.

Avrupa’da yaşayan Türk çocukları Türkiye’yi yalnızca bir ülke olarak görmüyor. Ailelerinden dinledikleri hikayeler, Türkiye ziyaretleri, milli maçlarda yaşanan heyecan ve evlerinde dalgalanan bayraklar onların aidiyet duygusunu şekillendiriyor.

Milli takım tercihi bazen bir futbolcunun kariyerindeki en önemli kararlardan biridir. Bu kararın verilmesinde sportif gelecek, teknik direktörlerin yaklaşımı ve aile en önemli unsurlardır. Bu nedenle biz bu unsurlardan belki de en önemlisi olan aileyi unutmamız lazım.

Bu nedenle de yapmamız gereken ilk hamle; gençleri tercih anında aramak değil, yıllar öncesinden onların futbol yolculuğunda ailesi ile birlikte hareket etmektir.

Unutmayalım; milli formayı giymek isteyen binlerce çocuğumuz var. Onların hayallerini gerçekleştirmek için önce bizim onları bulmamız gerekiyor.