İki mağlubiyet, iki galibiyet.

Türk futbolunun Avrupa karnesi yine bize tanıdık bir gerçeği hatırlattı.

Büyük takım olmak başka, büyük takım gibi oynamak başka…

Fenerbahçe’de mesele kadro mu, teknik adam mı?

Fenerbahçe’nin Aston Villa karşısında 6-0 kaybetmesi, sıradan bir Avrupa mağlubiyeti olarak geçiştirilemez.

Fenerbahçe’nin sorunu sahaya çıkan kadro mu? Elbette kadro tercihi tartışılmalı. Ancak altı gol yenilen bir maçın bütün sorumluluğu tek nedene bağlanamaz.

İsmail Kartal’ın görevi yalnızca en iyi oyuncuları sahaya sürmek değil, o oyunculardan doğru takımı yaratmaktır.

Hangi kadro tercihi yanlıştı? Hangi taktik plan işlemedi? Rakibin baskısına karşı neden çözüm üretilemedi? Oyunun gidişatı değişirken müdahaleler neden sonuç vermedi? Öncelikle bu soruların cevapları aranmalı.

Fenerbahçe gibi hedefleri büyük bir takım, rakibi karşısında geriye düştüğünde dağılıyorsa burada yalnızca taktik değil, karakter ve organizasyon da tartışılmalıdır.

Gelelim Galatasaray’a.

Galatasaray’ın Barcelona’ya sahasında 4-1 yenilmesi, Fenerbahçe’nin aldığı ağır mağlubiyetle aynı kefeye konulamaz; fakat sarı-kırmızılıların da ciddi biçimde sorgulanması gerekir.

Barcelona’nın oyun kalitesi, pas hızı ve bireysel yetenekleri ortada. Ancak asıl mesele, Galatasaray’ın kendi sahasında öne geçtikten sonra maçı neden istediği çizgide tutamadığıdır.

Barcelona gibi bir rakibe karşı kontrolsüz biçimde öne çıkmak, savunma arkasında geniş alanlar bırakmak ve top kayıplarından sonra yerleşememek kötü sonucu getirdi.

Burada Okan Buruk’un sorumluluğu, rakibin güçlü yanlarını bilmekle sınırlı değil; o güçlü yanları nasıl etkisizleştireceğini de planlamak olmalıydı.

Beşiktaş, Almanya’da kazandığı üç puanla haftanın dikkat çeken sonuçlarından birine imza attı.

Beşiktaş’ın başarısı, mücadeleyi bırakmaması ve hücum üretkenliğinde idi.

Bu galibiyet, Beşiktaş’ın her sorunu çözdüğünü kanıtlamaz. Fakat doğru sonuç alan takımın özgüven kazanması ve kendi planına inanması açısından çok değerlidir.

Trabzonspor da deplasmanda dört gol atarak galip ayrıldı. Bu sonuç, hücum etkinliği ve skor üretme becerisi açısından önemli bir mesaj verdi.

Trabzonspor’un bu maçtan çıkaracağı en önemli kazanım, Avrupa’da da sonuç alabileceğini görmesidir. Fakat başarıyı sürdürülebilir kılmak için hücum üretkenliğinin yanında savunma disiplinini de güçlendirmek zorundadır. Avrupa’da her rakip, verilen fırsatları aynı ölçüde affetmez.

Fenerbahçe ve Galatasaray’ın kayıpları, teknik heyetlerin kararlarını ve oyuncuların sorumluluğunu tartışmaya açıyor.

Beşiktaş ve Trabzonspor’un galibiyetleri ise doğru sonuç almanın mümkün olduğunu gösteriyor.

Kazanan övülmeli, kaybeden sorgulanmalı…

Dört büyük takımın Avrupa karnesi bize aynı gece iki farklı gerçeği gösterdi: Büyük isimler ağır yenilgiler alabilir; daha mütevazı görülen kadrolar ise doğru mücadeleyle önemli galibiyetler kazanabilir.

Fenerbahçe, altı golün nedenini açıklamak zorunda.

Galatasaray, kendi sahasında oyun kontrolünü neden koruyamadığını sorgulamalı.

Beşiktaş, kazandığı maçların üzerine koymalı.

Trabzonspor, hücumdaki başarısını daha sağlam bir savunmayla desteklemeli.

Çünkü;

Avrupa’da forma değil, futbol kazanır.

İsim değil, plan kazanır.

Bütçe değil, sahadaki akıl kazanır.