Neslişah Sultan’ın hikâyesi, sadece Osmanlı hanedanının son dönemine ait bir yaşam öyküsü değildi, aynı zamanda 20. yüzyılda saray zarafetinin, Avrupa modasının ve Doğu’nun geleneksel estetiğinin tüm dönemeçlerinde şık bir şekilde kesiştiği özel bir dünyanın da hikâyesidir...

4 Şubat 1921’de İstanbul’da dünyaya gelen Fatma Neslişah Sultan, son Osmanlı padişahı VI. Vahdeddin’in ve son halife Abdülmecid Efendi’nin de torunuydu...
1924’te hanedanın sürgüne gönderilmesiyle ailesiyle birlikte Fransa’ya gitti…
1940 yılında Mısır hanedanından Prens Muhammed Abdülmünim ile evlendi… Eşinin 1952’de Mısır Kral Naibi olmasıyla ülkenin kraliyet çevresinde önemli bir konuma yükseldi...

OSMANLI ZARAFETİNDEN MISIR SARAYINA

Ancak Neslişah Sultan’ı moda tarihi açısından ilgi çekici kılan, yalnızca taşıdığı unvanlar değildi…
Onun yaşamı, Osmanlı saray kültüründen Avrupa’nın modern giyim anlayışına ve Mısır’ın kraliyet çevresine uzanan bir geçiş dönemine tanıklık ediyordu…

GARDIROBUNDA İKİ DÜNYA

Neslişah Sultan’ın yaşadığı dönem, kadın giyiminde büyük değişimlerin yaşandığı yıllardı...
1920’lerin modernleşen silüetlerinden 1940’ların belirgin omuzlarına, 1950’lerin feminen elbiselerine uzanan moda yolculuğu, onun yaşamıyla aynı tarihsel çizgide ilerlemekteydi...
Fransa’da yaşadığı yıllar, Avrupa kültürüyle ilişkisini güçlendiren bir dönemdi...
Mısır saray çevresindeki yaşamı ise onu uluslararası davetlerin, diplomatik buluşmaların ve seçkin sosyal çevrelerin dünyasına taşımıştı...
Bu dönemde saray kadınlarının giyim anlayışında üç unsur öne çıkıyordu, Gece elbiseleri, belirgin ,bel hatları, akıcı etekler ve dönemin zarif silüetleri...
Gündüz şıklığı, terzilik şıklığı ve kalitesiyle öne çıkan takımlar, elbiseler, şapkalar ve eldivenler... Aksesuarlar, çanta, ayakkabı, mücevher ve baş aksesuarlarıyla tamamlanan bütünlüklü bir estetik...

MÜCEVHER GÖZLÜ PRENSESİN AKSESUAR DÜNYASI

Saray kültüründe mücevher sessiz estetik bir dildi...
Aile mirasını, toplumsal konumu, hatıraları ve kuşaklar arasındaki bağı temsil ediyordu...
İnci kolyeler, değerli taşlarla bezeli broşlar, küpeler ve bileklikler, 20. yüzyılın ilk yarısındaki seçkin kadın stilinin son derece önemli parçalarıydı...
Özellikle inci, hem klasik Avrupa zarafetinde hem de saray estetiğinde ayrıcalıklı bir yere sahipti...
Neslişah Sultan’ın fotoğraflarında onun yaşamı içindeki moda ve mücevherin incelenmesi için önemli kaynaklardır...

BELLEK VE MODA

Neslişah Sultan, 1940'lı yıllarda güzelliği ve zarafetiyle uluslararası dergilerin de ilgisini çekmişti...
Mısır kraliyet çevresindeki sosyal etkinliklerde, kız kardeşleriyle birlikte dönemin dikkat çeken kadınları arasında anılıyordu…
Kumaşların dökümü, yaka biçimleri, saç düzenlemeleri, şapkalar ve aksesuarlar, dönemin estetik anlayışını okumaya yardımcı olan görsel belgelerdi...
Bugün vintage modaya baktığımızda, bir elbisenin güzelliğini yalnızca kesiminde aramayız, o elbisenin hangi dönemde giyildiğini, hangi toplumsal çevreyi temsil ettiğini ve kadınların yaşamındaki değişimleri nasıl yansıttığını da sorgularız... Neslişah Sultan’ın fotoğrafları bu bakımdan, Osmanlı hanedanının son kuşağından modern dünyanın kadın imgesine uzanan bir geçişi anlamak için son derece değerlidir...
Şapkaları, vualetleri, eldivenleri ve saten, tül dantel tuvaletleriyle ve kusursuz duruşuyla kendisi bir ikondu...
Neslişah Sultan’ın hikâyesinde saray zarafeti kadar, aidiyet, değişim ve estetik bir hafıza vardı...
Bir prensesin gardırobu, bazen tarihin yazılı belgelerinde bulunmayan ayrıntıları da hatırlatır, bir kumaşın dokusunu, bir broşun aile yadigârı oluşunu, bir şapkanın dönemin kadın imgesindeki yerini gösterirdi…
Ve belki de Neslişah Sultan’ın moda tarihi açısından en anlamlı mirası, bize şu soruyu sordurması olabilir…
Bir dönemin zarafeti, o dönemin kıyafetlerinden geriye kalanlarla ne ölçüde yaşayabilir ?