Bugünkü konumuz ne milli takımın yeni hocası Sergen Yalçın ne de bahis soruşturması. Gündem de bu iki konu var ama gözden kaçan bir açıklamayı bugün gündeme taşımak daha iyi olacak.

Altınordu kulübü hafta içinde bir açıklama yaptı. Açıklamaya göre; Kulüp, altyapı takımlarında “Eşit Süre” ve “Eşit İlk 11 Fırsatı” ilkelerini hayata geçirmeyi; oyuncu kadrolarının belirlenmesinde yapay zekadan yararlanmayı planlıyor.

Açıklanan sisteme göre çocukların maçlara katılımı daha dengeli hale getirilecek, kadroda ve 11’de yer alma fırsatları eşitlik ilkesi doğrultusunda planlanacak.

Bu düşünce ilk bakışta bir kadro planlaması gibi görünebilir. Ancak mesele bundan çok daha büyük.

Burada hemen şu soru aklımıza geliyor.

Bir kulübün önceliği maç kazanmak mı olmalı, yoksa çocuklara futbol oynayarak gelişebilecekleri bir ortam sunmak mı?

Bu sorunun cevabını düşünürken böyle bir planlamanın dünyada örnekleri var mı diye araştırdığımızda benzer uygulamaları görüyoruz.

A.B.D’de faaliyet gösteren American Youth Soccer Organization, yıllardır “Everyone Plays”, yani “Herkes Oynar” ilkesiyle hareket ediyor. Organizasyonun temel kurallarından biri, her oyuncunun her maçın en az yarısında sahada yer alması.

Kanada Futbol Federasyonu da altyapı futbolunda adil oynama süresini, çocukların futbolu sevmesini ve gelişimlerini maç sonuçlarından daha önemli gören standartları destekliyor.

Bu arada bizde de benzer bir uygulama var. TFF, alt yaş müsabakalarında her oyuncunun maçta oynamasını destekleyen bir kuralı devreye sokmuş durumda.

Buradan anlaşılıyor ki gerek uluslararası futbol dünyasında gerekse de ülkemizde çocukların gelişimini ve spora katılımını önceleyen bir anlayış var.

Ancak Altınordu’nun açıklaması, bu tartışmaya yeni bir boyut ekliyor: Eşit oynama fırsatını yapay zeka destekli kadro planlamasıyla birleştirmek.

Burada önemli bir ayrım yapmak gerekiyor. Yapay zekanın futbolcu performansını analiz etmesi, oyuncuları pozisyonlarına göre değerlendirmesi veya kadro önerileri üretmesi yeni bir araştırma alanı değil.

Yeni uygulamanın farkı, bu teknolojiyi yalnızca en uygun oyuncuları belirlemek için değil, eşit süre ve 11 fırsatı hedefi doğrultusunda kullanmayı amaçlaması.

Bu yaklaşım doğru uygulanırsa, yapay zeka yalnızca futbolun performans teknolojisi olmaktan çıkıp çocuklar arasında fırsat eşitliğini destekleyen bir araca dönüşebilir.

Altınordu’nun açıkladığı fikir önemli. Fakat başarısını belirleyecek olan, yalnızca teknoloji kullanması değil, bu teknolojinin çocukların hayatında neyi değiştireceğidir.

Kaç çocuk daha fazla süre alacak?

11 fırsatları gerçekten dengelenecek mi?

Çocukların futbola devam etme isteği artacak mı?

Antrenörlerin kararları daha şeffaf hale gelecek mi?

Sistem, oyunculara adil davranabilecek mi?

Bu soruların cevapları, uygulamanın gerçek değerini ortaya koyacak.

Burada en çok dikkat edilecek konu, çocukların kişisel verilerinin korunması olmalıdır.

Özetle; Altınordu’nun yeni uygulaması, yalnızca bir yapay zeka projesi olarak görülmemeli.

Esas mesele, futbolun merkezine kimi koyduğumuzdur.

Skoru mu, sistemi mi, yoksa çocuğu mu?

Bir çocuğun “Bu hafta da yedek kalacağım” korkusu yaşamadan sahaya çıkabilmesi bir futbol devrimi olarak önümüze çıkabilir bundan böyle…

Böyle bir uygulamayı düşünen ve planlayan Altınordu kulübünü kutlamak gerekiyor..

Ayrıca alt yaş gruplarında her oyuncunun süre alması ile ilgili kararlarından dolayı Türkiye Futbol Federasyonu’na da ayrıca teşekkürler.

Çünkü futbolun geleceği yalnızca yıldız oyuncular yetiştirmekle değil, daha fazla çocuğa yıldız olma ihtimali tanımakla da kurulur.

Ve bazen en büyük zafer, skor tabelasında yazan değil, bir çocuğun yüzünde beliren gülümsemedir.