Bir sahne düşünelim. Bir kadın, yıllar önce kaybettiği annesinin fotoğrafını telefonundaki uygulamaya yüklüyor. Siyah beyaz bir kare: Bahçede bir sandalye, arkada sarmaşıklar, objektife biraz çekinerek bakan genç bir yüz… Birkaç saniye sonra fotoğraf hareketleniyor. Annesi başını hafifçe çeviriyor, gözlerini kırpıyor ve gülümsüyor.

Kadının gözleri doluyor. Görüntüyü tekrar tekrar izliyor. Sonra kardeşine gönderiyor: “Bak, annem yine gülümsüyor.”

Oysa o gülümsemenin fotoğrafın çekildiği gün yaşanıp yaşanmadığını bilmiyoruz. Başın dönüşünü, gözlerin hareketini, dudağın kıvrılışını bir yazılım oluşturdu. Kadının hissettiği özlem ve sevinç ise bütünüyle gerçek.

Bugünün en ilginç etik sorularından biri, bu iki gerçekliğin birbirine değdiği yerde başlıyor: Geçmişimizi yeniden görüntüleyebildiğimizde, onu nasıl hatırlayacağımızı da değiştirebilir miyiz?

Yapay zekânın hafızamız üzerindeki etkileri, 15 Ekim tarihli Washington Post haberinde yeniden gündeme taşındı. (washingtonpost.com) Konunun deneysel dayanakları da var. MIT araştırmacılarının 2025’te yayımladığı, 200 katılımcıyla yürütülen bir çalışmada, yapay zekâyla değiştirilmiş görsellerin yanlış hatırlamaları artırabildiği görüldü. Değiştirilmiş fotoğraflardan üretilen videoların gösterildiği grupta etki daha belirgindi. Bulgular belirli deney koşullarına ait; yine de görüntülere duyduğumuz güveni yeniden düşünmek için güçlü bir neden sunuyor. (media.mit.edu)

Çünkü hafızamız, yaşadığımız her şeyi eksiksiz kaydeden bir kamera gibi çalışmıyor. Geçmişi hatırlarken onu bugünkü duygularımızla, sonradan öğrendiklerimizle ve başkalarının anlattıklarıyla yeniden kuruyoruz. Aynı aile sofrasını kardeşlerden biri neşeyle, diğeri kırgınlıkla hatırlayabiliyor. Çocukluk evimizin bahçesi, yıllar sonra gördüğümüzde gözümüze küçücük gelebiliyor.

Şimdi bu kırılgan yapıya, son derece inandırıcı görüntüler üretebilen yeni bir araç ekleniyor.

Aile albümlerinde öteden beri bir seçicilik vardı. Bayramları, düğünleri, mezuniyetleri sakladık. Tartışmaların, küslüklerin, sıradan ve yorgun akşamların fotoğrafını daha az çektik. Albümümüz, hayatımızın tamamını temsil etmiyordu. Buna rağmen içindeki görüntülerin yaşanmış bir ana dayandığını varsayabiliyorduk.

Bugün bir fotoğraftan istemediğimiz kişiyi çıkarabiliyor, eksik bulduğumuz kişiyi ekleyebiliyor, yüzleri gülümsetebiliyoruz. Yağmurlu bir günü güneşli, kalabalık bir sofrayı kusursuz, mutsuz bir bakışı neşeli hâle getirebiliyoruz.

Peki yıllar sonra hangi ayrıntıyı hatırlayacağız? Yaşadığımızı mı, tekrar tekrar baktığımız görüntüyü mü?

Burada insanın kendisine karşı dürüstlüğüyle ilgili ince bir mesele var. Hepimizin geçmişinde değiştirmek istediği anlar bulunur. Söylenmemiş bir söz, tutulmamış bir el, son kez bakıldığını bilmeden çevrilen bir yüz… Teknoloji bu eksikliklerin çevresinde teselli sunabilir. Kaybettiğimiz bir insanın görüntüsünü hareketli görmek bizi duygulandırabilir. Bu duyguyu küçümsemeye hakkımız yok.

Ancak tesellinin nasıl üretildiğini bilmeye ihtiyacımız var.

Annesinin fotoğrafına bakan kadın, gördüğü hareketlerin bir yazılımın tahmini olduğunu bildiğinde deneyiminin anlamını kendisi belirleyebilir. Aynı görüntü, yıllar sonra bir torunun karşısına “Büyükannenin eski videosu” diye çıktığında ise aile tarihine hiç yaşanmamış bir sahne eklenmiş olur.

Bu nedenle kişisel arşivlerimizde küçük görünen kararlar önem kazanıyor: Fotoğrafın aslını saklamak, değiştirilmiş görüntüyü belirtmek, yeni kuşaklara hangisinin gerçek kayıt olduğunu anlatmak… Bunlar, hatıralarımıza gösterdiğimiz özenin yeni biçimleri olabilir.

Bir de fotoğraftaki kişinin iradesi var. Hayattayken görüntüsünün nasıl kullanılacağına önem veren bir insanın, ölümünden sonra yüzünü konuşturmak konusunda ne düşüneceğini her zaman bilemeyiz. Özlemimiz, onun adına sınırsız karar verme yetkisi sağlar mı? Bir yakını için teselli olan görüntü, başka bir yakını için incitici olabilir. Aynı aile içinde bile sevginin ve yasın farklı dilleri vardır.

Mesele aile albümünden çıktığında boyutları daha da büyüyor. Bir meydanda bulunmayan bir kalabalık, söylenmemiş bir konuşma, yaşanmamış bir karşılaşma… Üretilmiş görüntüler, zaman içinde kişisel hatıraların yanında ortak geçmiş anlayışımıza da karışabilir. Böyle bir ortamda arşivlerin, özgün kayıtların ve güvenilir tanıklıkların değeri artacaktır.

Tıp etiğinde insanın kendi hayatı hakkında karar verebilmesini önemseriz. Bu kararın anlamlı olabilmesi, kişinin yeterli ve doğru bilgiye ulaşmasına bağlıdır. Dijital dünyada da benzer bir özen gerekiyor: Baktığımız görüntünün kaynağını, nerede değiştirildiğini, neyin tahmin edilerek eklendiğini anlayabilmeliyiz.

Önümüzde eski bir aile fotoğrafı duruyor. Kenarı yıpranmış, ışığı solmuş. Yüzlerden biri bulanık, biri objektife bakmamış. O gün söylenen sözlerin çoğunu unuttuk. Fotoğraf bize her şeyi anlatmıyor; elimizdeki kadarıyla o ana tanıklık ediyor.

Belki de ona bakarken biraz durmalıyız.

Annemizin yüzünde yeni bir gülümseme oluşturmak artık mümkün. O yüzü kendi hatırladığımız hâliyle sevmek, eksik kalanları kabul etmek ve bilmediğimiz ayrıntıları bilmediğimiz gibi bırakmak da mümkün.

Geçmişimizin bütün boşluklarını doldurmak zorunda değiliz.