Demokratik toplumlarda seçmenin iradesi, siyasal sistemin en temel meşruiyet kaynağıdır. Seçmen, oyunu kullanırken yalnızca bir adaya değil, aynı zamanda o adayın temsil ettiği partiye, ideolojik çizgiye ve muhalefet ya da iktidar duruşuna güvenerek tercih yapar. Dolayısıyla seçilen kişi, yalnızca kendi şahsının değil, aynı zamanda seçmenin iradesinin emanetçisidir.
Bu çerçevede, CHP’li oyları alarak, iktidar partisine muhalefet ederek milletvekili ve Büyükşehir belediye başkanı seçilen bir siyasetçinin, hakkında açılmış yolsuzluk dosyalarının kapatılacağı iddiasıyla iktidar partisine geçmesi, siyasal etik açısından ciddi bir tartışmayı beraberinde getirmektedir.
Siyasal Etik ve Ahlak Sorunu
Siyasal etik, yalnızca “yasal” olanla sınırlı değildir; aynı zamanda “meşru” ve “ahlaki” olanı da kapsar. Seçmen, iktidara karşı bir muhalefet iradesiyle oyunu kullanmışken, seçilen kişinin bu iradeyi hiçe sayarak tam tersine iktidara katılması, seçmenin iradesine karşı etik bir ihlaldir. Burada, “güç karşısında ilkesizlik” ve “kişisel çıkar uğruna aidiyeti bozma” sorunu ortaya çıkar.
Siyasal Ahlak ve Toplumsal Güven
Siyasal ahlak, temsil edilen halkın güvenine dayanır. İktidar partisine geçişin, şahsi konumunu koruma ve dosyalarını kapatma pazarlığı ile ilişkilendirilmesi, yalnızca kişisel bir ahlak sorunu değil, toplumsal güvenin erozyonudur. Toplum, böylesi bir durumda temsilcisine değil, sistemin bütününe güvenini kaybeder. Çünkü seçmen, “kendisinden” olanın da çıkar karşılığında çizgisini değiştirebileceğini gördüğünde, siyasal katılımın anlamını sorgulamaya başlar.
Meşruiyet Krizi
Buradaki en kritik nokta, istifa ederek değil, mevcut makamını koruyarak iktidar partisine geçilmesidir. İstifa, etik açıdan seçmenin iradesine saygı göstermenin asgari koşulu olarak kabul edilebilir. Oysa makamı terk etmeksizin iktidara geçmek, seçmenin iradesini gasp etmek anlamına gelir. Bu durum, meşruiyet krizini derinleştirir ve “temsil” olgusunun içini boşaltır.
Sonuç: Toplumsal Vicdanda Açılan Yaralar
Etik liderlik, halkın iradesini kişisel çıkarın önüne koyabilme erdemidir. Bu örnekte görülen durum ise, etik liderlikten uzak, siyasal ahlakın yozlaşmasıdır. Toplumun güvenini kaybeden siyasetçi, belki hukuken koltuğunu koruyabilir; ancak toplumsal vicdanda büyük bir güven kaybına uğrar. Uzun vadede bu tür davranışlar, yalnızca bireysel kariyerleri değil, demokrasinin meşruiyet zeminini de zedeler.
Bir toplumda siyasal etik çiğnendiğinde, en büyük zararı siyaset değil, demokrasinin kendisi görür.