Yaşamın anlamı üzerine düşündüğümüzde çoğu zaman büyük felsefi cümleler kurarız. Oysa hayatın anlamı bazen çok yalın bir yerde saklıdır: insanın kendi potansiyelini fark etmesinde, emek vermesinde, hedef koymasında, başarma sevincini yaşamasında ve bütün bunları yaparken iyi insan kalabilmesinde…

Geçenlerde çok sevdiğim bir arkadaşımın hukukçu kızı üzerine konuştuk. Genç yaşına rağmen Avrupa Birliği alanında önemli başarılara imza atmış, nitelikli bir hukuk bürosunda çalışan, şimdi de İngiltere Barosu sınavına hazırlanan çok değerli bir genç hukukçu. Annesi doğal olarak kaygılıydı. “Gereksiz yere kendini strese sokuyor” diyordu. Bir anne için bu duygu çok anlaşılırdır. Çünkü anne yüreği, evladının yorulmasını istemez; onun yükünü hafifletmek ister, yolunu yumuşatmak ister, hayatın sert rüzgârlarından onu korumaya çalışır.

Ama bazı gençler vardır ki, onların ruhu durağanlıkla değil; hedefle, mücadeleyle, üretmekle, sınırlarını aşmakla beslenir. Onlar için başarı yalnızca bir diploma, bir unvan, bir sınav sonucu ya da kariyer basamağı değildir. Başarı; insanın kendi değerlerinden ödün vermeden yükselmesi, emeğini bilgiyle birleştirmesi, ahlakını koruyarak ilerlemesi ve kendi yaşam öyküsünü cesaretle yazabilmesidir.

John A. Shedd’e atfedilen çok sevdiğim bir söz vardır: “Liman içindeki bir gemi güvendedir; ama gemiler bunun için yapılmaz.” Bu sözün Türkçedeki daha şiirsel karşılığıyla söylemek istersek: İyi gemiler limanda çürüsün diye değil, açık denizleri aşsın diye yapılmıştır.

İşte gençlik de biraz böyledir. Genç insan yalnızca güvenli alanlarda beklemek için değil; düşünmek, üretmek, denemek, yanılmak, öğrenmek, yeniden ayağa kalkmak ve kendi ufkunu genişletmek için vardır. Elbette hayatın açık denizleri kimi zaman dalgalıdır. Sınavlar zordur, meslekler yorucudur, rekabet ağırdır, dünya giderek daha karmaşık hale gelmektedir. Fakat insanı büyüten de yalnızca sakin sular değil; cesaretle geçilen fırtınalardır.

Bugün gençlerimize çoğu zaman “yorulma, riske girme, kendini fazla zorlama” diyoruz. Oysa belki de onlara daha çok şunu söylemeliyiz: Kendini tanı, değerlerini koru, emeğini küçümseme, bilginin peşinden git ve korkmadan açık denizlere açıl.

Çünkü yaşam yalnızca rahatlık arayışı değildir. Yaşam biraz da meraktır, emektir, adanmışlıktır, adrenalin ve başarma zevkidir. İnsan bazen uykusuz kaldığı gecelerde, zorlandığı sınavlarda, yoğun çalışma temposunda, büyük hedeflerin ağırlığı altında kendi gücünü keşfeder. Başarıya giden yol her zaman konforlu değildir; ama anlamlıdır. Çünkü insan ancak yürüdüğü yolda kendini inşa eder.

Burada önemli olan, başarı hırsının insanı tüketen bir yarışa dönüşmemesidir. Gençlerimize yalnızca “başarılı olun” demek yetmez. Onlara aynı zamanda “iyi insan kalın” demeliyiz. Çünkü bilgi, etik değerlerle birleşmediğinde insanlığa hizmet etmez. Hukukçu adalet duygusunu, hekim merhameti, mühendis sorumluluğu, akademisyen hakikat arayışını, sanatçı insan ruhuna duyarlılığı kaybederse; başarı eksik kalır.

Bu nedenle gençlerimizi değerlendirirken yalnızca aldıkları diplomalara, kazandıkları sınavlara, çalıştıkları kurumlara bakmamalıyız. Onların değer sistemine, insan ilişkilerine, vicdanlarına, sorumluluk duygularına da bakmalıyız. Çünkü asıl büyük başarı, insanın mesleğinde yükselirken ruhunu küçültmemesidir.

Bugünün dünyasında gençlerimizin önünde çok geniş ufuklar var. Avrupa Birliği kurumlarında, uluslararası hukuk alanında, bilimde, tıpta, mühendislikte, sanatta, diplomaside, teknolojide, yapay zekâda, çevre çalışmalarında ve daha pek çok alanda gençlerimiz artık yalnızca kendi ülkelerinin değil, dünyanın da aktörleri olabilecek donanıma sahipler. Yeter ki onlara güvenelim. Yeter ki onları gereksiz korkularla limana bağlamayalım.

Elbette ailelerin kaygısı değerlidir. Anne babalar çocuklarının iyiliğini ister. Fakat bazen sevgi, korumak kadar güvenmeyi de gerektirir. Genç bir insanın hedefleri varsa, çalışıyorsa, değerlerinden kopmadan ilerliyorsa; ona yapılacak en büyük destek, yoluna gölge düşürmeden yanında durmaktır.

Çünkü bazı insanlar güvenli limanlarda beklemek için değil, açık denizlerde kendi rotasını çizmek için yaratılmıştır. Onların gözlerindeki ışık, yalnızca kişisel başarı arzusu değildir; aynı zamanda insan olmanın, üretmenin, topluma katkı vermenin ve dünyada anlamlı bir iz bırakmanın ışığıdır.

Gençlerimize bugün söylememiz gereken söz belki de şudur:

Korkmayın.
Kendinizi küçük hedeflere hapsetmeyin.
Bilginize güvenin, emeğinize güvenin, değerlerinize güvenin.
Açık denizler dalgalı olabilir; ama ufuk oradadır.
Başarı yalnızca varılacak bir liman değil, insanın kendini gerçekleştirdiği uzun ve anlamlı bir yolculuktur.

Ve unutmayalım:
İyi gemiler limanda çürüsün diye değil, açık denizleri aşsın diye yapılmıştır.