Toplumsal farkındalık oluşturmayı amaçlayan “Esaretten Cesarete Kısa Film Yarışması”, bu yıl “Afet Öyküleri ve Afet Bilinci” temasıyla sekizinci kez sanatseverlerle buluşuyor. Yarışmanın gala gecesi yarın Ankara Doğan Taşdelen Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde gerçekleştirilecek. İnsanların hayatına dokunabilmek ve özellikle üniversite öğrencilerinin karşı karşıya olduğu önemli sorunlara dikkat çekebilmek amacıyla 2016 yılında küçük bir kıvılcım olarak başlayan Esaretten Cesarete Kısa Film Yarışması, yıllar içinde önemli bir sosyal farkındalık platformuna dönüştü.
Esaretten Cesarete Kısa Film Yarışması Proje Koordinatörü Prof. Dr. Şafak Güçer, bu yıl “Afet Öyküleri ve Afet Bilinci” temasını seçmelerindeki amacı, sanatın toplumsal farkındalıktaki rolünü ve organizasyonun geleceğine dair hedeflerini anlattı. Güçer, yarışmanın ilerleyen yıllarda festivale dönüşebileceğinin sinyalini verdi.

Bu yılın teması: “Afet Öyküleri ve Afet Bilinci”
Bu yıl yarışmanın temasının neden “Afet Öyküleri ve Afet Bilinci” olarak belirlendiğini anlatan Prof. Dr. Şafak Güçer, Türkiye’nin afetlerle iç içe yaşayan bir ülke olduğuna dikkat çekerek, “Türkiye bir doğal afetler ülkesi diyebilirim. Çünkü her yıl yangınlar yaşıyoruz; bazen insan eliyle bazen doğanın kendi koşullarıyla ortaya çıkan afetlerle karşılaşıyoruz. Bunun dışında çok yakın tarihimizde büyük deprem felaketleri yaşadık. Üstelik bu tehlikeler hâlâ İstanbul başta olmak üzere birçok şehir için devam ediyor” dedi.
Toplumda afet bilinci oluşturmanın artık bir zorunluluk haline geldiğini vurgulayan Güçer, bu nedenle bu yılın temasını özellikle afetler üzerine kurguladıklarını belirtti. “Afet konusunda bilinç yaratmak, bu bilincin oluşmasına katkı sağlamak ve toplumsal farkındalığı artırmak amacıyla bu temayı seçtik” diyen Güçer, yarışmanın her yıl toplumsal bir soruna odaklandığını ifade etti.

“Önceki yıllarda madde bağımlılığı, şiddet, adalet ve iklim krizini ele aldık”
Yarışmanın geçmiş yıllardaki temalarına da değinen Güçer, Esaretten Cesarete’nin kurulduğu ilk yıllarda madde bağımlılığıyla mücadele temasıyla başladığını söyledi:
"Yarışmanın ilk iki yılında tema “Madde Bağımlılığı ile Mücadele” olarak belirlendi. Bağımlılığın bireyleri bir “esarete” mahkûm ettiği düşüncesinden yola çıktık ve bu durumdan kurtuluşun ancak “cesaret” ile mümkün olabileceğini vurgulayarak yarışmaya “Esaretten Cesarete” adını verdik.
Daha sonra kadına ve çocuğa yönelik şiddet, hayvana ve doğaya şiddet, adalet, toplumsal şiddet ve iklim değişikliği gibi önemli toplumsal meseleleri ele aldık. Bu konuları işlerken gerçekten bir farkındalık yarattığımıza inanıyoruz”
Yarışma yalnızca öğrencilere açık
Yarışmanın özellikle üniversite öğrencilerine yönelik olduğunu vurgulayan Güçer, profesyonel sinemacıların kabul edilmediğini belirterek şu bilgileri verdi:
“Biz özellikle üniversite öğrencilerinin gözünden bir bakış açısı oluşturmak istiyoruz. Çünkü çok yakında mezun olup topluma katkı sunacak olanlar onlar. Yarışmamız yalnızca öğrencilere açık. Türkiye’deki tüm üniversitelerle birlikte Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ndeki üniversitelerden de başvuru alıyoruz. Her yıl Türkiye’nin farklı şehirlerinden ve KKTC’den birçok film bize ulaşıyor.”
Yarışmanın temel hedef kitlesinin değişmeyeceğini vurgulayan Güçer, “Üniversite öğrencilerinden asla vazgeçmeyeceğiz. Bu proje onların bakış açısıyla anlam kazanıyor” dedi.
“Sanat, toplumsal farkındalık yaratmanın güçlü yollarından biri”
Kısa filmlerin afet bilinci oluşturmadaki rolüne ilişkin değerlendirmede bulunan Güçer, sanatın toplum üzerindeki etkisinin güçlü olduğuna dikkat çekti:
“Toplumda farkındalık yaratmak için birçok yöntem kullanılabilir. Bunlardan biri de sanat yoludur. Kısa film yapımları da bu amaca önemli ölçüde hizmet ediyor. Geçmiş yıllarda yarışmada dereceye giren filmlerin farklı kurumlar tarafından eğitim amaçlı kullanıldı. Örneğin kadına ve çocuğa yönelik şiddet temasında ödül alan filmlerimizi Türkiye Barolar Birliği eğitim çalışmalarında kullanmak üzere bizden talep etmişti. Kendileri bizim uzun yıllardır platform ortaklarımız arasında yer alıyor”
Film üretim sürecinin de öğrenciler üzerinde eğitici bir etkisi olduğunu belirten Güçer, “Öğrenciler film hazırlarken araştırma yapıyor, farklı kaynaklara başvuruyor. Bu süreç bile tek başına afet bilincinin oluşmasına katkı sağlıyor. Yarışmayı takip eden çok geniş bir üniversite öğrencisi kitlesi var. Biz de onların bu farkındalığı toplumun diğer kesimlerine taşıyacak aracı bireyler olacağına inanıyoruz” diye konuştu.
“Basının desteği farkındalığın büyümesini sağlayacak”
Bu yıl düzenledikleri özel etkinliklerden de bahseden Güçer, geçmiş yarışmalarda ödül alan bazı yönetmenleri Kavaklıdere’de düzenlenen gösterimlere davet ettiklerini belirterek “Şimdiye kadar yaptığımız yarışmalarda birinci olan bazı filmleri ve yönetmenlerini Kavaklıdere’de ağırladık. Sanatseverler ve sinemaseverlerle bu filmleri buluşturduk. Bunun da farkındalık çalışmalarımıza önemli katkı sağladığını düşünüyorum” dedi.
Basının rolüne özel vurgu yapan Güçer, şu ifadeleri kullandı:
“Bu konunun basında yer alması, insanların yapılan çalışmaları görmesi bizim için çok önemli. Basının desteği sayesinde çalışmalarımız topluma daha geniş şekilde ulaşabilir. Bu da insanların ilgisini artırır ve farkındalığın güçlenmesine yardımcı olur.”
“Esaretten Cesarete’yi festivale dönüştürmek istiyoruz”
Organizasyonun geleceğine ilişkin hedeflerini de paylaşan Güçer, bugüne kadar yarışma formatında devam eden Esaretten Cesarete’nin önümüzdeki yıllarda bir festivale dönüşebileceğini söyleyerek şöyle devam etti:
“Bugüne kadar hep yarışma formatında ilerledik. Ancak bundan sonra bunu bir festival haline dönüştürmeyi düşünüyoruz. Ankara’ya yeni bir festival kazandırma gayreti içindeyiz.
Jüri üyelerimiz ve bizi destekleyen platform ortaklarımız da bu konuda olumlu düşünüyor. Büyük ihtimalle bu organizasyonu yalnızca bir günle sınırlı bırakmayacağız. Belki iki ya da üç güne yayılan bir festival formatına dönüştüreceğiz.


