Basit usulde vergilendirilen yüz binlerce esnafın 1 Ocak 2026 itibarıyla gerçek usule geçirilmesini öngören düzenleme, vergi sisteminde yeni ve tartışmalı bir dönemin kapısını araladı. Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın yayımladığı 586 Sıra No’lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği ile birlikte, gerçek usule geçecek mükelleflerin defter tutma ve beyanname süreçlerinde esnaf odaları ve birliklerine yetki tanınması öngörülüyor. Söz konusu adım, yalnızca teknik bir uygulama değişikliği olarak değil; vergi güvenliği, kayıt dışılıkla mücadele ve mesleki yetki sınırları açısından da ciddi soru işaretlerini beraberinde getiriyor.

Muhasebe meslek örgütleri ise düzenlemenin 3568 sayılı Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanunu’na açıkça aykırı olduğu görüşünde. Meslek mensuplarına kanunla tanınan defter tutma ve beyanname düzenleme yetkisinin tebliğ yoluyla başka kurumlara devredilmesinin hukuki dayanağının bulunmadığı belirtilirken, uygulamanın yargıdan dönmesinin kuvvetle muhtemel olduğu ifade edilirken, Türkiye Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler ve Yeminli Mali Müşavirler Odaları Birliği (TÜRMOB) Yönetim Kurulu Üyesi yeminli mali müşavir Prof. Dr. Mehmet Ali Aktaş, düzenlemeyi 24 Saat’e değerlendirdi.

Mehmet Ali Aktaş: “Yetki kanunla meslek mensubuna verilmiş durumda”

Prof. Dr. Aktaş, Cumhurbaşkanı kararı doğrultusunda büyükşehirlerde nüfusu 30 binin üzerindeki ilçelerde basit usulde vergilendirilen mükelleflerin gerçek usule geçirileceğini anımsatarak, bu geçişin defter tutma ve beyanname verme yükümlülüğünü beraberinde getirdiğini söyledi. Aktaş, söz konusu yükümlülüklerin kim tarafından yerine getirileceğine ilişkin düzenlemenin ise ciddi bir hukuki sorun barındırdığına dikkat çekti.

Aktaş, “13 Aralık 2025 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 586 Sıra No’lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği ile basit usulden gerçek usule geçen mükelleflerin defter tutma ve beyanname gönderme süreçlerinde değişikliğe gidildi. Ancak ülkemizde işletmelerin defterlerini tutma ve beyannamelerini gönderme yetkisi, 3568 sayılı Kanun uyarınca Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik ruhsatına sahip meslek mensuplarına verilmiştir” ifadelerini kullandı.

3568 sayılı Kanun’un açık hüküm içerdiğini vurgulayan Aktaş, “Defter tutma, beyanname düzenleme ve elektronik ortamda gönderme yetkisi muhasebe meslek mensupları dışındaki kişi ya da kurumlarca kullanılamaz. Bu konuda bir tereddüt yoktur, olmamalıdır” dedi.

“Tebliğ ile yetki aşındırması yapılamaz”

Düzenlemenin bir kanun değişikliğiyle değil, tebliğ yoluyla hayata geçirilmek istenmesinin de sorunlu olduğunu belirten Aktaş, özel kanun–genel kanun ilişkisine işaret ederek, “3568 sayılı Kanun özel bir kanundur ve meslek mensuplarına verilen yetki doğrudan kanunla tanımlanmıştır. Bu yetkinin ikincil bir düzenleme olan tebliğ ile başka kişi ya da kurumlara aktarılması hukuken mümkün değildir” diye konuştu.

Bu nedenle söz konusu tebliğin yargı denetiminden dönmesinin kuvvetle muhtemel olduğunu savunan Aktaş, “Tebliğ ile yapılan bu düzenlemenin yasal dayanağı bulunmamaktadır. Yargılama aşamasında ilgili hükümlerin iptal edileceğini düşünüyorum” değerlendirmesinde bulundu.

“Kayıt dışılığı artırır, vergi güvenliğini zedeler”

Meslek örgütlerinin dile getirdiği “kayıt dışılık artar” uyarılarına da katıldığını belirten Aktaş, gerçek usulde vergilendirmenin sıkı bir denetim ve sorumluluk rejimi gerektirdiğini söyleyerek, “Defter tutma ve beyanname gönderme işlemlerinin Serbest Muhasebeci Mali Müşavir denetimi dışında yapılmasına olanak tanınması, kayıtların tutulması ve raporlanmasında ciddi noksanlıklara yol açabilir. Bu durum eksik gelir beyanı ve kayıt dışı işlemler riskini artırır” diye konuştu.

Vergi adaletinin eşit uygulamayla sağlanabileceğini vurgulayan Aktaş, “Her mükellef için aynı ölçüde denetim ve sorumluluk sistemi işletilmelidir. Aksi halde vergi yükünün adil dağıtıldığından söz edilemez” dedi.

“Yetkili olan muhasebe meslek mensuplarıdır”

Esnaf odalarının teknik altyapısı ve bilgi birikimi tartışmasına girmek istemediğini belirten Aktaş, asıl meselenin yetki olduğunu söyledi.

Faiz kararı açıklandı: İşte 23 Temmuz 2026 Merkez Bankası faiz kararı
Faiz kararı açıklandı: İşte 23 Temmuz 2026 Merkez Bankası faiz kararı
İçeriği Görüntüle

Aktaş, “Sürekli vergi mükellefi olan ve defter tutmak zorunda bulunan tüm mükelleflerin muhasebesini tutmaya yetkili kişiler muhasebe meslek mensuplarıdır. Bunun dışında bir yetkilendirmeyi kabul etmek mümkün değildir” dedi.

Uygulamada ortaya çıkabilecek riskleri ise şöyle sıraladı:

“Meslek mensubu olmaması nedeniyle kayıt hataları ve noksan beyanlar oluşabilir. Gözetim yetersizliği, hatalı beyannamelerden doğacak sorumluluğun kime ait olduğu konusunda ciddi belirsizlik yaratır. Bu son derece tehlikeli bir alandır.”

“İşi ehline bırakmak zorundayız”

Mesleki liyakat vurgusu yapan Aktaş, Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlerin belirli lisans programlarından mezun olduklarını ve çok aşamalı sınavlardan geçtiklerini hatırlattı.

Aktaş, “Defter tutma ve beyanname işlemleri uzmanlık gerektirir. Bu alandaki ehliyet 3568 sayılı Kanun’la meslek mensuplarına verilmiştir. Bu yetkinin aşındırılması ‘herkes muhasebe yapabilir’ algısını doğurur ki bunu son derece tehlikeli buluyorum” dedi.

“Meslek itibarı zarar görür”

Düzenlemenin uzun vadede meslek camiasına da ciddi zarar vereceğini dile getiren Aktaş, geçmişte çıkarılan mali af düzenlemelerine ilişkin bir anısını paylaştı.Bir meslek mensubunun “Bu kanunla neler sıfırlanıyor?” sorusuna verdiği yanıtı hatırlatan Aktaş, “Hiç tereddüt etmeden ‘meslek sıfırlanıyor’ demiştim. Bugün de benzer bir riskle karşı karşıyayız” ifadelerini kullandı.

Aktaş, “Muhasebe meslek mensubuna ait olan yetkinin meslek dışına kullandırılması, mesleğin toplum nezdindeki itibarına telafisi güç zararlar verebilir” uyarısında bulundu.

“Geri çekilmeli ya da iptal edilmeli”

Düzenlemenin yürürlüğe girmeden önce geri çekilmesi gerektiğini vurgulayan Aktaş, şunları kaydetti:

“Dileğim, bu tebliğin ya yürürlüğe girmeden geri çekilmesi ya da iptal edilmesidir. İşletmelerin muhasebe işlemleri 3568 sayılı Meslek Yasası ile yetkilendirilmiş muhasebe meslek mensupları aracılığıyla yürütülmeli, vergi sistemine olan güven zedelenmemelidir. Vergilemede adalete zarar verecek düzenlemelerden kaçınılmalıdır.”

Muhabir: Nur Yıldız