“Eşimle sürekli kavga ediyoruz.”
Bir danışanın ağzından çıktığında bu cümle, yalnızca bir şikâyet değildir.
Çoğu zaman arkasında daha uzun bir hikâye vardır.
“Ne söylesem beni anlamıyor.”
“Artık konuşmaya korkuyorum, çünkü her şey kavgaya dönüşüyor.”
“Bazen hangi konudan başladığımızı bile unutuyoruz.”
Ve belki de en yorucusu:
“Bir süre düzeliyoruz, sonra yine aynı şey oluyor.”
Çünkü bazı ilişkilerde kavga edilen konu değişir ama kavganın kendisi değişmez.
Bugün para konuşulur.
Yarın çocuklar.
Sonra ev işleri, aileler, telefon, geç gelmek, cinsellik…
Konu değişir.
Ama bir taraf anlatır, diğeri savunmaya geçer. Biri daha çok anlatır, diğeri susar. Sessizlik öfkeyi artırır, öfke sessizliği büyütür.
Sonunda iki taraf da aynı yere gelir:
“Sen beni anlamıyorsun.”
Belki de burada durup başka bir soru sormak gerekir.
Biz neden sürekli kavga ediyoruz?
Sorunun cevabı bazen kavga ettiğimiz konuda değildir.
Aynı kavganın farklı kılıklara girmesi
Bir çift para yüzünden tartışıyor olabilir.
Ama tartışmanın altında yalnızca para olmayabilir.
Bir eş için mesele, “Neden yine böyle harcadın?” değildir belki.
Asıl duygu:
“Benim söylediklerimi neden önemsemiyorsun?”
Diğer eş içinse konuşmanın karşılığı:
“Ne yaparsam yapayım seni memnun edemiyorum.”
İki kişi aynı konuşmanın içinde bambaşka şeyler yaşıyor olabilir.
Bu yüzden bazı çiftler yıllarca aynı konuları tartıştıklarını düşünür.
Oysa belki de yıllardır aynı ilişki döngüsünü yaşıyorlardır.
Biri yaklaşır, diğeri uzaklaşır.
Biri daha çok anlatır, diğeri daha çok susar.
Biri sustukça diğeri daha fazla konuşur.
Ve herkes kendi davranışının karşı tarafın davranışına verdiği bir cevap olduğunu düşünür.
Bir süre sonra kimin başlattığının bile önemi kalmaz.
Çünkü döngü kendi kendine işlemeye başlamıştır.
“Beni anlamıyor” cümlesi
İlişkilerde bazı cümleler vardır; söylendiğinde aslında söylenenden daha fazlasını taşır.
“Beni anlamıyor.”
Belki burada kişi haklı çıkmak istemiyordur.
Belki yalnızca görülmek istiyordur.
“Benim için bunun neden önemli olduğunu fark et.”
“Ne hissettiğimi gör.”
“Beni dinlediğini hissedeyim.”
Çift ilişkileri üzerine yapılan araştırmalar da kişinin partneri tarafından anlaşılmış hissetmesinin ilişki doyumuyla bağlantılı olabileceğini gösteriyor.
Yani bazen mesele, iki kişinin aynı düşünmesi değil.
Birbirlerinin dünyasına ulaşabilmesi.
Bu ikisi aynı şey değil.
Bir insanın yaşadığını anlamak, onunla aynı fikirde olmak anlamına gelmez.
Bazen yalnızca:
“Sen bunu böyle yaşadın.”
diyebilmek bile konuşmanın tonunu değiştirebilir.
Peki neden biri konuşurken diğeri susar?
Bunu hepimiz farklı ilişkilerde görebiliriz.
Bir taraf konuşmak ister.
Açıklamak, anlatmak, cevap almak ister.
Diğer taraf ise konuşma uzadıkça kendisini sıkışmış hisseder ve susar.
İlk taraf bu sessizliği:
“Umurunda değil.”
diye yorumlar.
Daha fazla konuşur.
Diğeri daha fazla susar.
Bu kez sessizlik:
“Bak, yine beni görmezden geliyor.”
şeklinde yaşanır.
Ve kavga büyür.
Oysa dışarıdan aynı davranış gibi görünen şeylerin içerideki anlamı farklı olabilir.
Birinin susması umursamadığı anlamına gelmeyebilir.
Belki kendisini koruyordur.
Belki ne söyleyeceğini bilmiyordur.
Belki o anda konuşmayı sürdürecek kadar sakin değildir.
Belki de uzun zamandır konuşmanın bir şeyi değiştirmeyeceğine inanıyordur.
Bunu bilmeden yalnızca davranışa bakarak hüküm vermek, çoğu zaman bizi yine aynı döngünün içine götürür.
Öfkenin altında ne var?
Kavgalarda en görünür duygu genellikle öfkedir.
Ama öfke bazen tek başına değildir.
Kırgınlık olabilir.
Yalnızlık olabilir.
Hayal kırıklığı olabilir.
Değersiz hissetmek olabilir.
Kaybetme korkusu olabilir.
“Sen zaten beni hiç düşünmüyorsun.”
cümlesinin altında belki:
“Benim için önemli olduğunu hissetmeye ihtiyacım var.”
vardır.
“Beni rahat bırak.”
cümlesinin altında ise:
“Şu anda bu konuşmayı taşıyamıyorum.”
olabilir.
Elbette her zaman böyle değildir.
İlişkiler için hazır tercümeler yoktur.
Her insanın hikâyesi, geçmişi ve duyguyu yaşama biçimi farklıdır.
Belki de bu yüzden ilişkide dönüşüm, yalnızca davranışı değiştirmeye çalışmakla değil, davranışın ardındaki anlamı merak etmekle başlar.
Her kavga ilişkinin bittiği anlamına gelmez
Çok kavga eden çiftlere bazen hemen şu soru sorulur:
“Acaba artık bitmeli mi?”
Oysa yalnızca kavga sıklığına bakarak bir ilişkinin geleceği hakkında karar vermek mümkün değildir.
Asıl bakılması gerekenlerden biri, çiftin çatışmayı nasıl yaşadığıdır.
Tartışmanın ardından yeniden konuşabiliyorlar mı?
Birbirlerini duyabiliyorlar mı?
Yaşananı onarabiliyorlar mı?
Yoksa her tartışma yeni bir kırgınlık bırakıp bir sonrakinin zeminini mi hazırlıyor?
Çünkü tartışmak ile birbirini incitmek aynı şey değildir.
Aynı şekilde sessizlik ile tehdit, fikir ayrılığı ile korku da aynı şey değildir.
Hakaretin, aşağılamanın, kontrolün, tehdidin veya şiddetin olduğu ilişkileri yalnızca “iletişim problemi” olarak görmek doğru olmaz.
Bazı durumlarda önce güvenliğin konuşulması gerekir.
Belki de soruyu değiştirmeliyiz
Çiftler tartışırken çoğu zaman aynı sorunun cevabını arar:
Kim haklı?
Oysa bazen daha başka bir soru ilişkiye kapı açabilir:
Biz burada birbirimize ne yapıyoruz?
Birbirimizi neden bu kadar kolay tetikliyoruz?
Hangi noktada konuşma, anlaşılma çabasından çıkıp savunmaya dönüşüyor?
Hangi noktada biri yaklaşırken diğeri uzaklaşıyor?
Ve en önemlisi:
Bu döngünün içinde benim değiştirebileceğim ne var?
Bu soru suçlu aramak için sorulmaz.
İnsanın kendi hareket alanını görebilmesi için sorulur.
Çünkü ilişkide sorumluluk almak, bütün suçu üzerine almak değildir.
Ama ilişkinin değişmesini yalnızca karşı taraftan beklemek de çoğu zaman bizi aynı yerde bırakır.
Belki de bazen ihtiyacımız olan şey daha iyi tartışmayı öğrenmekten önce, nasıl tartıştığımızı görebilmektir.
Çünkü bir ilişkinin değişmesi her zaman daha az konuşmakla ya da daha sakin konuşmakla başlamaz.
Bazen önce şunu fark etmekle başlar:
Biz aslında neyin içinde dönüp duruyoruz?
“Eşimle sürekli kavga ediyoruz.”
Belki de bu cümlenin hemen arkasından başka bir cümleye ihtiyacımız var:
“Bu kavgaların içinde birbirimize aslında ne anlatmaya çalışıyoruz?”
Bazen cevap kolay gelmez.
Zaten ilişkiler de çoğu zaman kolay cevaplardan ibaret değildir.
Ama doğru soruya biraz daha uzun süre bakabildiğimizde, birbirimizi suçlamadan kendi döngümüzü görebildiğimizde, ilişkinin içinde yeni bir ihtimal ortaya çıkabilir.
Anlamak.
Fark etmek.
Ve belki zamanla, başka türlü bir ilişki kurabilmek.
Çünkü bazen değişmesi gereken ilk şey kavganın konusu değildir.
Tartışırken birbirimize baktığımız yerdir.