Türk dünyasının kıymetli kültür insanı ve yazarı Cengiz Aytmatov’un literatüre kazandırdığı "mankurt" kavramı; hayal ürünü yahut geçmişte kalmış bir işkence yöntemi değil, toplumları küresel çağın fırtınaları karşısında kapı eşiğinde bekleyen en büyük sosyolojik tehdittir.

Türk dünyasının ortak acılarını, kimlik arayışını ve direnişini eserleriyle insanlığa miras bırakan, şahsen tanıma ve röportajlar yapma fırsatı da bulduğum Cengiz Aytmatov’u ve bu alanda iz bırakan bütün kültür değerlerimizi rahmet ve saygıyla anıyorum.

Aytmatov’un, mankurtlaşmayı fiziksel boyutta işlediği Gün Olur Asra Bedel (Türkiye’de basıldığı ikinci adı: Gün Uzar Yüzyıl Olur) romanında ve dönemin despot yönetiminin basılmasına izin vermediği, daha sonra yayımlanan devam bölümü Cengiz Han’a Küsen Bulut’ta asıl dikkat çekmek istediği husus, uygulanan korkunç fiziksel işkenceden ziyade bu işkence sonucunda ortaya çıkan insan tipolojisidir: Kendi geçmişine yabancılaşmış, efendisinin emriyle öz annesini tereddüt etmeden vurabilen robotlaşmış bir varlık...

Aytmatov’u ve dönemin şartlarında yitirilenleri anlatan tüm eserleri okumak ve anlamak; küresel çağın sert kırılmaları karşısında millî kimliğimizi, dilimizi ve varlığımızı koruma mücadelesini pekiştirmek açısından hem insanlık hem Türk dünyası hem de ülkemiz için hayati önem taşımaktadır. Aksi takdirde tarihin tekerrür etmesi kaçınılmaz olacaktır. İnsanlığın gelişimi için geçmiş, geleceğin edilgen bir aynası değil, ders çıkarılacak bir okulu olmalıdır.

Tarihsel Süreç: Çarlık’tan SSCB Despotizmine

Türkistan Türklüğü, Çarlık dönemi baskısından kurtulup özgürleşmeye çalışırken, SSCB’nin kurduğu bir başka ağır despotik sistemle yeniden kuşatılmıştır. Sosyalist sisteme giydirilmiş Rus şovenizmi, toplumu her alanda adım adım esir almıştır.

Bu baskı rejimi; Azerbaycan basınındaki Bolşevik sansüründen Kırım ve Ahıska Türklerinin sürgün gecelerine, Özbek, Kırgız, Tatar, Nogay, Hakas, Çuvaş ve Yakut gibi kadim Türk halklarının sessiz çığlıklarına dönüşmüştür. Binlerce yıllık Türk yurdu olan Türkistan’ın doğusu Çin esareti altına girerken; batısı ve Kafkasya coğrafyası ise Sovyet dönemindeki sürgünlerin, dinî ve kültürel baskıların ile "büyük temizlik" operasyonlarının en ağır yaşandığı bölgeler olmuştur.

Kafkasya ve Türk Coğrafyasında Edebi Direniş ve Sürgün Anlatıları

Kafkasya’daki Türk halklarının Sovyet rejimine karşı verdiği hürriyet mücadelesini, kimlik direnişini ve çekilen acıları belgeleyen başlıca eserler ve temalar şunlardır:

· Ahıska Sürgün Hikayeleri ve Ağıt-Destanları: Ahıska Türklerinin Sovyet baskısı altındaki ağır yaşamını, 14 Kasım 1944 gecesi Stalin rejimi tarafından topyekûn sürgüne gönderilmelerini ve Sovyetler Birliği dağılana kadar sürdürdükleri geri dönüş mücadelesini belgeleyen Araz'dan Sürgün, Trenler Soğuktu, Kanlı Vatan Ahıska, Elbrus’un Gözyaşları ve Kara Çana Destanı gibi pek çok eser ve görsel arşiv bulunmaktadır.

· Karaçay-Malkar, Dağıstan ve Kumuk Anlatıları: 1943 yılında Karaçay-Malkar Türklerinin Kazakistan ve Sibirya'ya sürülmesini, hayvan vagonlarında yaşanan can kayıplarını ve rejime duyulan öfkeyi dile getiren hatırat ve ağıtlar mevcuttur. Örneğin Minnettarım Kafkasya'ya ve Anter isimli eserler; bu halkların millî ve dinî dik duruşunu, hürriyet tutkularını ve ana dillerini koruma mücadelelerini anlatan manzum (şiirsel) yapıtlardır.

· Bozkırın Sesi / Nogay Sürgün ve Direniş Anlatıları: Kuzey Kafkasya bozkırlarında yaşayan Nogay Türklerinin Sovyet döneminde topraklarından edilmesini ve millî benliklerini kaybetmemek adına verdikleri sessiz direnişi konu alan destansı metinlerdir.

· Kurşunlanmış Şiirler ve Zindan Hikayeleri: Stalin yönetimindeki SSCB’nin "Kızıl Terör" döneminde, Azerbaycan’da Türkçülük ve bağımsızlık fikirlerinden vazgeçmedikleri için kurşuna dizilen veya Sibirya’ya (Gulag Takımadaları) sürülen aydınların hürriyet arayışını simgeleyen iki önemli eserdir.

· Deli Kür: Çarlık döneminin sonu ve Sovyet rejiminin kuruluş yıllarında Kafkasya'daki geleneksel Türk/Kafkas toplum yapısının, rejimin dayatmalarına karşı verdiği onurlu ve sert direnişi anlatan Azerbaycan edebiyatının başyapıtlarındandır.

· Kanlı Yanvar (20 Yanvar) Anlatıları: Sovyetler Birliği’nin dağılma sürecinde, 20 Ocak 1990’da Bakü’ye giren Kızıl Ordu’ya karşı Azerbaycan halkının ayağa kalkışını ve bağımsızlık uğruna verdiği şehitleri anlatan çağdaş destansı hikayelerdir.

Kamplardaki Direniş ve Ortak Temalar

Gulag kamplarında tutsak edilen Türk aydınlarının hatıralarında öne çıkan hürriyet ve kimlik mücadelesi üç ana tema etrafında şekillenmektedir:

1. Dil ve Edebiyatı Koruma Mücadelesi: Kağıt ve kalemin yasak olduğu koşullarda Türk aydınları; çimento torbalarına ve ağaç kabuklarına şiirler yazmış, hafızalarında tuttukları destanları birbirlerine fısıldayarak millî kimliklerini korumuşlardır.

2. Mefkûre (Ülkü) Birliği: Kırımlı, Kazanlı, Kazakistanlı ve Azerbaycanlı gibi farklı Türk boylarından gelen aydınlar, Sibirya'nın zorlu kamplarında kader ortaklığı ve hürriyet ülküsü etrafında kenetlenmişlerdir.

3. İnsan Onurunun Müdafaası: Hatıratlar, Gulag’ın yalnızca fiziki bir kölelik değil, insanı onursuzlaştırma mekanizması olduğunu göstermektedir. Türk aydınları, rejim adına casusluk yapmayı reddetmiş; işkence altında dahi arkadaşlarını ihbar etmeyerek hürriyeti ahlaki bir duruş olarak sergilemişlerdir.

Sonuç

Büyük kitlelerin maruz kaldığı zulme ilişkin bu anlatılar; Türk dünyasının ortak acısını, diktatörlüklere karşı hürriyet, adalet ve istiklal arayışının asla yok edilemeyeceğini gösteren ibretlik birer öğretidir.

Ortaya konan tarihsel tecrübe göstermektedir ki; yönetim erkini elinde bulunduranların insanlık ve adalet tarihini doğru analiz etmesi, geçmişi geleceğe yön veren bir derslik olarak görmesi ve medeniyeti geçmişin kalıplarından çıkarıp yükseltmesi gerekmektedir. Ancak bu sayede toplumlar yanlışlardan arınabilir; hak, hukuk ve adalet zemininde varlıklarını sürdürebilirler.

#MilliMücadele #Türk #Despotizm #Zulüm #Direniş #Hürriyet #Onur