Hazineler, geleceğe ışık tutan değerlerdir; söz varlığı ise bir kültürün en kıymetli hazinesidir. 19. yüzyıl sonları ile 20. yüzyıl başlarında Azerbaycan edebiyatı ve basını, Türk dünyasının bu zengin söz hazinesini geleceğe taşıyan tarihî bir köprü işlevi görmüş; ülkenin sosyo-kültürel yapısını anlatan son derece önemli bir külliyat oluşturmuştur.

Bu dönem; Kırım’da Gaspıralı İsmail Bey’in “Dilde, fikirde, işte birlik” şiarıyla çıkardığı Tercüman gazetesi ve Usûl-i Cedîd Mektepleri ile Türkistan’da yaygınlaşan büyük modernleşme hamlesinin yaşandığı dönemdir. Gelişmeler, Azerbaycan sahasında da eş zamanlı olarak başlar ve edebiyata doğrudan yansır...

Daha önceleri Azerbaycan aydınları fikrî açılım yapmak için Kafkasya'nın kültür merkezi sayılan Tiflis'te toplanırken veya İstanbul’a gelirken, 20. yüzyılın başlarında bu işlevi Bakü üstlenir. O sırada dünya petrol üretiminin %50'sine sahip olan Bakü; vatansever iş insanlarının da desteğiyle görkemli bir edebî ve kültürel atılım dönemi yaşar. Bakü, Kafkasya’dan Orta Asya’ya uzanan hat üzerinde gelişmiş en önemli merkez olarak otuz milyondan fazla Türk'ün gözbebeği hâline gelir.


1905 Dönüm Noktası ve Bağımsızlık Arayışı

Azerbaycan hâlâ bir sömürge; yazarlar, aydınlar, milliyetçiler zor durumda, doğal kaynaklar talan edilmektedir. Rus Çarlığının millî ve dinî baskısı artmış; bağnazlık ile cahillik, en çok Müslüman Türk halklarını esareti altına almıştır. Bu nedenle, böyle yaşamanın mümkün olmadığı, değişim zamanının geldiği anlayışı toplumda iyiden iyiye güçlenmektedir.

Rusya'nın Rus-Japon Savaşı'nda yenilmesi, İran ve Türkiye'de başlayan meşrutiyet hareketleri, Despot Rus Çarı II. Nikolay’ı tedirgin eder, yumuşama dönemi başlatır. 1905’te halka ifade ve basın hürriyeti getirilir. Çarlığın baskısı altındaki diğer halklar gibi Azerbaycan Türkleri de kısmen rahatlar. Açık fikirli aydınlar; kişisel çıkar ve beklentilerden sıyrılarak, vatanlarının geleceği için çalışmaya başlarlar. Neden ikinci sınıf vatandaş olduklarını sorgular, edebiyatın ve basının gücüyle milleti bilinçlendirir, halkın gerçek ihtiyaçlarına yoğunlaşırlar.

Dönemin önde gelen aydını Celil Memmedguluzade, basına yansıyan bu fikrî serbestliği şöyle kaleme alır:

"Basın özgürlüğü o dereceye ulaştı ki bir gün pazarda, çocukların Rusça resimli dergi olan Kukureku’yu bağırarak sattıklarını gördüm. O sayısında bir horoz resmi çizilmişti. Horozun başı, dönemin çarı Nikolay'ın başıydı... Bu benim için çok kıymetli bir hatıradır. 'Allah’ım, bu bir rüya mı, hakikatin kendisi mi? Çar’la bile dalga geçmek, onu horoz kılığına sokup dünyaya yaymak mümkün müymüş?' Dergiyi alıp hemen arkadaşımın yanına koştum: 'Burada çağın hükümdarının resimleri çiziliyor, onu horoza benzetiyorlar. Oysa şimdiye kadar bırak hükümdarın resmini çizmeyi, onun adını dua ve övgü olmadan anmamıza bile izin verilmezdi. Hatta bugüne dek bir mollanın sahtekârlığını eleştirmemize de müsaade etmediler. Tepemize binen binlerce zorbanın zulmünü anlatmamıza, İslam ümmetini çürüten bozguncu haşereleri açığa vurup halkı uyarmamıza da izin verilmedi... Şuna bak! Koskoca Çarı ne hâle getirmişler…'"

Basın Hayatı, Kurultaylar ve Kültürel Uyanış

Azerbaycan aydınlarının, basın ve ifade hürriyetini hızla geliştirerek toplumsal yapıyı güçlendirdiği başlıca alanlar ve çalışmalar şunlardır:

· Millî Basına Geçiş: 1903'te Tiflis'te, Azerbaycan Türkçesiyle çıkan ilk gazete olan Şark-ı Rus yayın hayatına başlar. Başka günlük yayın olmadığı için Muhammed Ağa Şahtahtlı’nın başyazarı olduğu bu gazeteye Azerbaycanlı yazarlar (bazı konularda gazetenin görüşlerini paylaşmasalar da) büyük destek verirler. 1905 İhtilali ise Azerbaycan millî basın tarihinde gerçek bir devrime yol açar: 7 dil bilen bir kültür insanı olan ve İstanbul’da askerî tabiplik yapan Ali Bey Hüseyinzade Bakü’ye döner; onun öncülüğünde ilk günlük gazete olan Hayat, "Türkçe Bir Ceridedir" alt başlığıyla çıkarılır. Başyazarı, İstanbul’da Türk Ocaklarının kuruluş metnini de kaleme alan büyük fikir insanı Ağaoğlu Ahmet Bey’dir. Sonrasında yayımlanan pek çok gazete de bu Türkçü yaklaşımı benimser. Hayırsever iş insanı Hacı Zeynelabidin Tağıyev’in Hayat’a ve tiyatroya maddi destek vermesiyle, iş çevrelerinde basına ve sanata ilgi artar. Etki alanı ürkütür, Hayat gazetesi kısa süre sonra Çarlık hükümeti tarafından kapatılsa da aydınları bir araya getirmesi ve millî birliğin oluşmasına katkısı büyük olur. 1920 Bolşevik İşgali‘ne kadar Bakü, Gence ve Tiflis’te Azerbaycan Türkçesiyle millî duruşlu 150'den fazla gazete ve dergi yayımlanır.

· Eğitim Kurultayları: 1906 ve 1907 yıllarında Bakü'de Azerbaycan milliyetçi öğretmenlerinin birinci ve ikinci kurultayı düzenlenir; ana dilde eğitim, ders kitapları, kadın eğitimi ve millî okullar için öğretmen yetiştirilmesi gibi hayati meseleler gündeme taşınır.

  • Tiyatro ve Sahne Sanatları: Asrın başından itibaren Azerbaycan tiyatrosu büyük bir atılım gösterir; Türkistanda Türk tiyatrosunun şekillenmesine katkı sağlar. Tiyatro yönetmeni de olan Hüseyin Arablinski (Halefov) ve Abbas Mirza Şerifzade gibi büyük aktörler bu dönemde ün kazanır. Azerbaycan kadını bağnazlığı ve hurafeleri yıkarak sahneye çıkar. Türkiye'de yayımlanan Temaşa dergisinde bu durum şöyle aktarılır:

"Kafkasya'da Türk kadını sahnede, tiyatroda yer alıyor ve namusundan hiçbir şey kaybetmiyor. En ünlülerin fotoğrafları kartpostal olarak satılıyor."

1908'de bütün Türk-İslam dünyasında ilk defa Bakü'de Üzeyir Hacıbeyli'nin bestelediği Leylî vü Mecnûn operası sahnelenir ve büyük ilgi görür. Ardından Bakü’de müzikte görkemli bir dönem başlar. Yine Hacıbeyli'nin bestelediği Köroğlu, O Olmasın Bu Olsun ve Arşın Mal Alan gibi müzikli oyunlar büyük yankı uyandırır; bu eserler dünyanın birçok başkentinde de sahnelenir.

  • Yayıncılık: 20. yüzyılın başlarından itibaren Bakü'de kitap basımı da büyük ivme kazanır. Özellikle Orucov Kardeşler'in elektrikli matbaasında hem Azerbaycanlı yazarların kitapları hem de dünya edebiyatının klasikleri basılır. Çocuk ve kadın dergileri yayımlanmaya başlar.

Millî Edebiyat ve İki Büyük Edebî Yol: Füyûzât ve Molla Nasreddin

Kültür alanındaki hızlı gelişme, ekonomik ve toplumsal destekle birleşerek edebiyatı zengin bir şekilde besler. 1905’ten 1920 yılındaki Bolşevik işgaline kadar olan dönemde son derece güçlü edebî ürünler ortaya çıkar. Füyûzât ve Molla Nasreddin ise iki başyapıt ve iki farklı okul olarak edebiyat tarihine damgasını vurur.

İstanbul merkezli Türkiye edebiyatı ve dünya edebiyatıyla kurulan etkileşimin zenginleştirdiği bu eserleri, Azerbaycan’da ve bütün Türkistan’da gelişen diğer kültürel olayları ve bunların 21. yüzyıla etkilerini serinin sonraki yazılarında okuyacaksınız. Sağlıkla kalınız.