Türkiye’nin 20 Temmuz 1974 Kıbrıs Barış Harekâtından sonra, Adada yaratılan 51 yıllık Barış Ortamı, tüm dünyaya “Kıbrıs’ta sorun mu var?” sorusu sordurtuyor. Bugün dünyada hangi ülkenin halkına, hatta Kıbrıs’ta yaşayan dini, dili farklı iki halka dahi sorsanız kimse Kıbrıs’ta bir sorun var demiyor. Aksine barış var, kan yok diyor. Osmanlı Padişahı II. Abdülhamit 4 Haziran 1878 tarihinde Kıbrıs’ı geçici olarak Büyük Britanya'ya teslim ettikten sonra, Birleşik Krallık 1914 yılında Kıbrıs’ı ilhak etmiştir. Birleşik Krallık, 1960 yılında, Londra ve Zürih Antlaşmalarıyla Dikelya, Agratur bölgesini elinde tutarak, Kıbrıs’tan ayrılmış ve Birleşik Krallık için sorun kalmamıştır.
Rum tarafından bakıldığında sorun 1964 yılında çözülmüştür. Kıbrıs Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Makarios 30 Kasım 1963’de, anayasanın değişmez maddelerini, Başkan Yardımcısının (Dr. Fazıl KÜÇÜK) veto hakkının kaldırılması, Temsilciler Meclisinde kararların basit çoğunlukla alınması vb maddeleri değiştirmek istemiştir. Bu kararları kabul etmeyen Türk halkına karşı 24 Aralık 1963 tarihinde Kanlı Noel olarak adlandırılan saldırılar sonunda 364 Kıbrıs Türkü şehit edilmiştir. Kanlı Noel’de Kıbrıs Türk Alayında görevli Tbp. Bnb. Nihat İlhan’ın 23 Aralık 1963 gecesi Lefkoşa Hastanesi’nde hamile bir Rum kadının ameliyatı ile meşgulken (http://www.haberhurriyeti.com/doktor-binbasi-nihat-ilhan-45112.html) evinin banyo küvetinde eşi ve çocukları katledilmiştir.
BM Güvenlik Konseyi Londra, Zürih Antlaşmalarına ve kendi Anayasasına aykırı, Türk Temsilcilerinin yer almadığı Kıbrıs Cumhuriyeti Hükümetini, 04 Mart 1964 tarihinde oybirliğiyle, adanın yetkili hükümeti olarak, de facto tanımıştır. 04 Mart 1964 tarihinde Kıbrıslı Rumlar için de sorun bitmiştir. Görülmektedir ki ABD ve diğer Batılı Ülkeler, Kıbrıslı Türklerine uygulanan insanlık dramına rağmen, stratejik önemi haiz Kıbrıs’ı Türklerle paylaşmak istememektedir. 1967’den itibaren devam eden Rum katliamları sonrası, 15 Temmuz 1974 tarihinde, Yunanistan Makarios’a karşı darbe yaptırarak Ada’da yönetimi ele geçirmiştir. İşte bu tarihte Yunanistan için de Kıbrıs sorunu bitmiştir.
Yunan darbesinden sadece beş (5) gün sonra 20 Temmuz 1974 tarihinde, Türkiye, Barış harekâtı icra ederek Ada’nın bugünkü haritasını çizmiştir. İşte bu tarihte, sadece Türkler için değil, tüm dünya için Kıbrıs sorunu bitmiştir.
Ada, bu tarihten sonra, kimsenin hayal dahi edemeyeceği bir barış ortamına girmiştir. Ancak Ada’yı birleştirme çabaları durmadan devam etmiştir. BM Genel Sekreteri Kofi Annan’ın Birleşik Kıbrıs Planı 24 Nisan 2004 tarihinde halkoyuna sunulmuş ve Türklerin % 65'le “evet”ine¸ Rumlar sadece % 25 ile karşılık vermiştir. Buna rağmen Avrupa Birliği, 01 Mayıs 2004 tarihinde bölünmüş, ortasında BM Barış Gücü olan, Kıbrıs Cumhuriyeti’ni tüm adayı temsilen AB’ye almıştır.
Dünyada BM Barış Gücünün (BMBG) bulunduğu tüm çatışma alanları kan gölü içindeyken, 51 yıldır Ada’da çatışma yoktur. Mevcut durum her iki taraf halkı tarafından kabul edilmiştir. Kıbrıs’ın Türk ve Rum vatandaşlarından 60 yaşından genç olanlar, Birleşik Kıbrıs’ın nasıl olduğunu dahi hatırlamamaktadır. Darbeleri, katliamları, göçleri yaşamamışlardır.
Rum Halkına yönelik Son anketlere baktığımızda (RetailZoom’un Ekim 2024): %43 mevcut bölünmüş ikili yapıyı, %28 iki devletli çözümü, %13 federasyonu, %2 Yunanistan ile birleşmeyi öngörmektedir. Bu sonucu zaten yıllar önce, Rum bir anne Anastasiadis “Ben kızımın lisede Rumcaya çevrilmiş Kıbrıs Türk edebi eserlerini öğrenmesini istemiyorum. Kıbrıs’ta eğitimleri, kültürleri, tarihleri, dilleri ve dinleri ayrı olan iki ayrı toplumdan söz ediyoruz. Ortak hiçbir şeyimiz yok” şeklindeki feryadıyla tüm dünyaya duyurmuştu.
Geçtiğimiz günlerde BM Kıbrıs Özel Temsilcisi María Holguín Cuéllar’ın dahi “Federal çözüm, artık iki tarafın da referans noktası değil” diyerek Rumların önerdiği “sahte ortaklık” fikirlerinin iki halk tarafından kabul edilmediğini açıklamıştır.
1960’da bir Türkün Başkan Yardımcısı olmasını, Annan Planında ise dönüşümlü olarak Başkan olmasını kabul edememiş olan Rumlar, 2017'de Crans Montana'da Mustafa Akıncı’nın tüm Rum tekliflerini kabul edilmesine rağmen, masayı terk etmiştir.
Rumlar ne istiyor? Hakikaten bilinmiyor. İstekleri, Annan Planının, Crans Montana’nın ve hatta Londra, Zürih Kuruluş Antlaşmalarının, dolayısıyla mevcut anayasalarının da ötesindeyse. Buna “çözüm” denilebilir mi?
Uluslararası camia, Ada’daki 51 yıllık huzur ve barışı çöpe atmaya kalkarsa, Dünyanın her yerinde olduğu gibi, yeni bir savaşın kıvılcımını Kıbrıs’a taşıyacaktır.
Birleşmiş Milletler ve Uluslararası Camia, yıllardır masada tutulan modası geçmiş, sahte çözüm arayışlarına son vererek, KKTC’ni tanımalı ve mevcut barış ve huzur ortamını tescil etmelidir.