Son dönemdeki yağışlarda başta İstanbul olmak üzere, birçok şehrimiz felaketleri yaşadı. İstanbul'da sokakları su bastı, dereler taştı, yaşam felç oldu, can kayıpları yaşandı. Peki, İstanbul ve diğer kentlerimiz bu felaketi neden yaşadı? Kentler neden yağmura karşı bu kadar savunmasız? Dere yataklarının yapılaşmaya açıldığı, doğal su havzalarının tahrip edildiği, betonlaşmanın giderek arttığı İstanbul'da yaşananlar sadece iklim kriziyle açıklanabilir mi? Bu felakette yanlış kentleşme politikalarının, rant uğruna dere yataklarının bile yapılaşmaya açılmasının payı nedir? Bütün bu soruları TMMOB Şehir Plancıları Odası Başkanı Akif Burak Atlar ile konuştuk.

Akif Burak Atlar

Akif Burak Atlar'a göre sorun yalnızca yağış miktarı değil; doğayı ve bilimsel planlama ilkelerini geri plana iten, rantı önceleyen imar anlayışı. Dere yataklarına müdahalenin ve geçirimsiz yüzeylerin artmasının taşkın riskini büyüttüğünü vurgulayan Atlar, çözümün bilimsel verileri esas alan, kamu yararını önceleyen ve denetim mekanizmalarını bağımsız biçimde işleten bir planlama anlayışından geçtiğini söyledi. Atlar imar aflarından yapı denetimine, kentsel dönüşümden meslek odalarının karar süreçlerine katılımına kadar kentleri daha güvenli ve yaşanabilir hale getirecek adımları 24 Saat Gazetesi’ne anlattı.

İstanbul'da son dönemde yaşanan su baskınlarını nasıl değerlendiriyorsunuz? Aşırı yağışın yanı sıra imar kararlarının, betonlaşmanın ve altyapı yetersizliğinin payı nedir?

Aşırı yağış sürekli olmasa da zaman zaman meydana gelen bir doğa olayıdır ancak bunun afete dönüşmesinde yanlış kentleşme politikalarının büyük payı var. İstanbul'da uzun yıllardır gerçekleşen rant odaklı imar uygulamalarıyla dere yatakları yapılaşmaya açıldı, doğal su havzaları tahrip edildi, geçirimsiz yüzeyler artmış oldu. Üstelik bütün bunlar iklim krizinin etkilerinin giderek ağırlaştığı bir dönemde yapıldı. Dolayısıyla yaşananları yalnızca aşırı yağışla açıklayamayız. Bunlar büyük ölçüde yanlış planlama kararlarıyla büyütülmüş afetlerdir ve önlenebilir risklerdir.

Derelerin üzerinin kapatılması, yataklarının doldurulması ve çevrelerinin yapılaşmaya açılmasının etkileri neler?

Dereler yalnızca içlerinden su akan kanallar değil, doğal su döngüsünün ve kentsel ekosistemin parçalarıdır. Dere yataklarına müdahale ettiğinizde suyun doğal akışını bozarsınız. Üstelik çevresini betonlaştırdığınızda yağışın toprağa sızmasını engelleyerek yüzey akışını artırırsınız. Sonuçta suyun gidecek yeri kalmaz. İstanbul'da yaşadığımız taşkınların önemli nedenlerinden biri budur.

Istanbul Sel Dere Yatakları

Bilimsel uyarılara rağmen riskli alanlarda, özellikle dere yataklarında yapılaşma önlenebilir mi?

Elbette önlenebilir. Bunun için yeni bir bilimsel keşfe ihtiyacımız yok. Riskli alanları, dere yataklarını, taşkın bölgelerini biliyoruz. Sorun bilgi eksikliği değil, bu bilgilerin planlama ve karar alma süreçlerinde yeterince belirleyici olmaması. Bilimsel verileri esas alan, kamu yararını önceleyen ve istisnalarla delinmeyen bir planlama anlayışına ihtiyacımız var.

Belediyelerin, merkezi yönetimin ve ilgili kamu kurumlarının sorumlulukları nasıl belirlenmeli? Meslek odalarının uyarıları dikkate alınıyor mu?

Kentleşme politikalarında merkezi yönetimden yerel yönetimlere kadar bütün kurumların yetki ve sorumlulukları var. Ancak yetki karmaşası ve kurumlar arası eşgüdüm eksikliği önemli sorunlar yaratıyor. Meslek odalarının bilimsel ve teknik uyarıları ise ne yazık ki çoğu zaman karar alma süreçlerinde karşılık bulmuyor. Oysa meslek odaları bu süreçlerin dışında tutulacak değil, kamusal denetimin parçası olarak görülmesi gereken kurumlardır.

Kentleri daha güvenli hale getirmek için hangi yasal ve idari değişiklikler gerekiyor?

Öncelikle imar aflarına kesin olarak son verilmeli. Planlama ilkelerini ve doğal alanları koruyan mevzuat güçlendirilmeli, plan değişiklikleri kamu yararı ve bilimsel gerekçelerle sınırlandırılmalı. Dere yatakları ve taşkın alanları yapılaşma baskısından korunmalı. En önemlisi de denetim mekanizmaları siyasi ve ekonomik müdahalelerden bağımsız, şeffaf ve hesap verebilir biçimde işletilmeli.

Akif Burak Atlar2

Türkiye'de çarpık kentleşmenin temel nedenleri nelerdir? Rant baskısı kentlerin planlı gelişimini nasıl etkiliyor?

PHP'de kritik açık siber dünyayı sarstı: İnternet kullanıcıları ne yapmalı?
PHP'de kritik açık siber dünyayı sarstı: İnternet kullanıcıları ne yapmalı?
İçeriği Görüntüle

Türkiye'de kentleşme uzun yıllardır kamu yararından çok arsa ve gayrimenkul değerleri üzerinden şekilleniyor. İmar planları kentin geleceğini düzenleyen bilimsel belgeler olmaktan çıkarılıp zaman zaman yapılaşma haklarını artırmanın araçlarına dönüştürülüyor. Sürekli plan değişiklikleri, yoğunluk artışları ve ayrıcalıklı imar kararları kentlerin altyapı kapasitesini, doğal eşiklerini ve yaşam kalitesini olumsuz etkiliyor. Çarpık kentleşme dediğiniz sorunun temelinde de bu anlayış yatıyor.

İmar aflarının İstanbul'da son dönemde yaşanan bina çökmelerinde payı nedir?

İmar afları, kaçak ve mühendislik hizmeti almamış yapılaşmayı meşrulaştırarak kentlerimizin yapı güvenliği sorununu büyütüyor. Maltepe'de çöken binada sonradan kaçak katlar yapıldığı ve bunlar hakkında alınan yıkım kararlarının uygulanmadığı ortaya çıktı. Bu durum denetimsizliğin nasıl ağır sonuçlar doğurabildiğini gösteriyor. Ancak söz konusu binanın çöküşünü doğrudan bir imar affına bağlamak için yapının hukuki geçmişinin ve teknik incelemelerin de değerlendirilmesi gerekiyor.

Istanbul Sel

İmar affıyla kayıt altına alınan bir yapı güvenli ve yaşanabilir hale gelir mi?

Kesinlikle hayır. Bir yapının hukuken kayıt altına alınması, mühendislik açısından güvenli olduğu anlamına gelmez. İmar affı betonun dayanımını artırmaz, taşıyıcı sistemi güçlendirmez, yanlış yer seçimini düzeltmez. Özellikle dere yataklarında ve taşkın alanlarında bulunan yapılarda sorun yalnızca binanın kendisi değil, bulunduğu alanın taşıdığı risktir. İmar afları bu riskleri ortadan kaldırmadığı gibi kalıcılaştırabilir.

İmar ve yapı denetiminde temel sorun nedir? Mevzuat mı, denetim mi, kuralların uygulanmaması mı?

Sorunu yalnızca mevzuat eksikliğiyle açıklayamayız. Türkiye'de planlama ve yapı denetimi konusunda önemli bir hukuki çerçeve var ancak kuralların uygulanmasında ve yaptırımların hayata geçirilmesinde ciddi sorunlar yaşanıyor. Bir taraftan kaçak yapılaşmayı önlemeye çalışırken diğer taraftan imar afları çıkarmak büyük bir çelişki. Denetimden sorumlu kurumların görevlerini yerine getirmesi ve ihlaller karşısında hesap verebilirliğin sağlanması gerekiyor.

Akif Burak Atlar1

Şehir plancıları olarak yaşanabilir ve güvenli kentler için öncelikli önerileriniz nelerdir?

Öncelikle afetleri yalnızca depremden ibaret gören anlayışı değiştirmeliyiz. Sel, kuraklık, aşırı sıcaklık ve deprem risklerini birlikte ele alan bütünleşik bir planlama yaklaşımına ihtiyacımız var. Kentsel dönüşümü de yalnızca bina yenilemek olarak görmekten vazgeçmeliyiz. Mahalle ve kent ölçeğinde, doğal eşikleri koruyan, sosyal adaleti ve kamu yararını önceleyen bir dönüşüm politikası geliştirmeliyiz. Kentleri yalnızca afetlere karşı güvenli değil, aynı zamanda sağlıklı ve yaşanabilir hale getirmeliyiz.

Istanbul Sel 2

Sesinizin duyulması ve çözüm yollarının birlikte bulunması için talepleriniz nelerdir?

Şehir Plancıları Odası olarak yıllardır aynı temel uyarıları yapıyoruz. Bilimsel bilgiye, planlama ilkelerine ve kamu yararına aykırı kararların yaratacağı riskleri anlatıyoruz. Talebimiz çok açık: Kentlerin geleceğine ilişkin kararlar kapalı kapılar ardında değil, bilimsel bilgiyle, meslek örgütlerinin ve toplumun katılımıyla alınmalı. Planlama bir rant dağıtım mekanizması değil, toplumun ortak geleceğini güvence altına alan kamusal bir faaliyet olarak görülmeli.

Istanbul Su Baskını 1

Muhabir: Sultan Özer