Bir insanı anlamak, yalnızca yüzüne bakmakla mümkün mü? Yoksa o yüzün ardında biriken zamanı, yaşadığı sokakları, içinde bulunduğu toplumu, doğayla kurduğu ilişkiyi ve taşıdığı belleği de görmek mi gerekir? İnsan, yalnızca kendi hikâyesinden ibaret deği; onu biçimlendiren karşılaşmaların, çatışmaların ve içinde yaşadığı dünyanın da bir parçası. Bazen bir yüzün ardında bir kentin hafızası, bazen bir bakışın içinde bir çağın izleri, bazen de henüz yaşanmamış bir geleceğin ihtimali saklı. Kendimizi anlamaya çalışırken bile çoğu zaman bizi biz yapan karşılaşmaları, içinde bulunduğumuz toplumu ve doğayla kurduğumuz ilişkiyi unutuyoruz. Oysa insanı anlamak, belki de onu bütün bu ilişkilerin ortasında yeniden düşünmekle mümkün.

Ressam Özgür Eryılmaz, CerModern’de sanatseverlerle buluşan “Eş Zaman İnsan” sergisinde tam da bu noktadan hareket ediyor. İnsanı yalnızca kendi deneyimleriyle sınırlı bir varlık olarak ele almak yerine, onu geçmişin, bugünün ve geleceğin iç içe geçtiği daha geniş bir varoluş alanına yerleştiriyor. Eryılmaz’ın resimlerinde figürler, yalnızca kendilerine ait bir hikâyeyi anlatmıyor, insanın içinde bulunduğu dünyayla kurduğu ilişkinin, toplumsal belleğin ve zamana yayılan deneyimlerin izlerini de taşıyor. Böylece tek bir insana bakarken insanlığın ortak hikâyesine, kişisel bir deneyimden yola çıkarken bizi birbirimize bağlayan görünmez ilişkilere yaklaşmak mümkün hale geliyor.

Sanatçının resimlerinde zaman da alışık olduğumuz biçimiyle işlemiyor. Geçmişin geride kaldığı, bugünün yaşanıp tüketildiği ve geleceğin henüz gelmediği düşüncesi, yerini farklı zamanların aynı yüzeyde bir araya geldiği başka bir anlayışa bırakıyor. Organik formlarla geometrik yapıların karşılaşması, figürlerin çevresinde beliren gölgeler ve resimde kendine yer açan boşluklar, bu arayışın görsel parçalarına dönüşüyor. Birbirine karşıt görünen biçimler, varoluşun içindeki çatışmaları hatırlatırken boşluk, yalnızca eksik olanı değil, henüz ortaya çıkmamış olanı da düşündürüyor. Eryılmaz’ın resimlerinde görünen kadar görünmeyen, gerçekleşen kadar gerçekleşme ihtimali taşıyan da anlamın bir parçası haline geliyor.

Peki, bir şeyi gerçekten anladığımızı ne zaman söyleyebiliriz? Onu tanımladığımızda, sınırlarını çizdiğimizde, bir açıklamaya ulaştığımızda mı; yoksa her cevabın ardından başka soruların belirdiğini fark ettiğimizde mi? Özgür Eryılmaz için bilmek, bir düşüncenin sonuna ulaşmaktan çok yeni düşüncelerin başlangıcına işaret ediyor. “Bilmek, yeni boşluklar doğurur” diyen Eryılmaz, her yeni bilginin başka ihtimalleri görünür kılarken insanın kendisine, zamana ve dünyaya ilişkin sorularını da çoğalttığını ifade ediyor.

Eryılmaz, “Eş Zaman İnsan” sergisinde izleyiciyi yalnızca resimlere bakmaya değil, gördüklerinin ardında kalanları da düşünmeye çağırıyor. İnsanlığın ortak belleğinden zamanın katmanlarına, gölgenin sakladıklarından boşluğun özgürleştirici olanaklarına uzanan bu düşünsel yolculukta sanatçı, resmin sınırlarını yeni sorularla genişletiyor. Özgür Eryılmaz, insanı ve zamanı nasıl ele aldığını, sanatın başka disiplinlerle kurduğu ilişkiyi ve bir eserin sanatçısından bağımsız olarak nasıl yeni anlamlar üretmeye devam edebileceğini 24 Saat’e anlattı.

Özgür Eryılmaz Eş Zaman İnsan5

İnsan, içinde yaşadığı dünyadan bağımsız değil

İnsanı yalnızca kendi iç dünyası üzerinden anlamaya çalışmak, onu biçimlendiren toplumsal ve doğal koşulları gözden kaçırmak anlamına geliyor. Eryılmaz'ın resimlerinde birey, çevresinden yalıtılmış bir varlık olarak değil, içinde bulunduğu dünyanın etkileriyle şekillenen bir özne olarak karşımıza çıkıyor. Sanatçı, insanı anlamanın yolunun bireyin kendisiyle birlikte onun dahil olduğu yapıyla kurduğu ilişkiye bakmaktan geçtiğini söylüyor:

“İnsanı doğaya dahil bir varlık olarak düşünürsek, doğada olan biten şeylerin insanı şekillendirdiğini de var saymış oluruz. Sosyal çevre ve onun yapısı, toplum, sokaklar, orman, gökyüzü, hayvanlar, bitkiler, çağın özellikleri, tarih vb. unsurlar insanı ve de toplumu biçimlendirir. Böylelikle insanı anlamak eğer söz konusu ise bireyin kendisine bakmakla beraber onun dahil olduğu yapı ile kurduğu ilişkiye de bakmak gerekecektir.”

Ekran Resmi 2026 10 27 13.43.36

Tekil insandan ortak insanlık deneyimine

Eryılmaz'ın figür anlayışında bireysel deneyim önemini korurken, sanatın yalnızca kişisel hikâyelerin aktarımına indirgenmesine mesafeli bir yaklaşım öne çıkıyor. Sanatçının yöneldiği “evrensel insan” düşüncesi, farklı deneyimlerin ortak bir düzlemde yeniden ele alınabilmesine dayanıyor. Kişisel olanın daha geniş bir tarihsel ve toplumsal bağlam içerisinde değerlendirilmesi, Eryılmaz'ın resimlerinde figürün anlamını da dönüştürüyor.

Sanatçı, öznel deneyimin sınırlarını aşarak daha kapsayıcı bir insan anlayışına ulaşma arayışını şöyle ifade ediyor:

“Bireyin kendi öznel deneyimi değerli olmakla birlikte sanatı öznel deneyime indirgemek, ufku daraltmak anlamına gelir. Bizler, tarihsel ve zamansal olarak büyük insanlığın bir parçası olduğumuz için, kendi öznel, yerel düşüncemizi, hikayemizi, deneyimimizi büyük insanlık üzerinden okumak, onun bir parçası halinde görmek durumundayız. Ancak o zaman daha üniversal olana, başka bir deyişle nesnel olana yaklaşabilme olanağı bulabiliriz. Böylelikle tekil ya da tikel olarak insandan tümel olan insan kavramına geçmiş oluruz.”

Geçmiş, şimdi ve gelecek aynı yüzeyde

“Eş Zaman İnsan” sergisinin düşünsel eksenlerinden birini zaman kavramı oluşturuyor. Eryılmaz, geçmişi, şimdiyi ve geleceği birbirini izleyen, birbirinden kesin sınırlarla ayrılan dönemler olarak ele almak yerine, bu zaman katmanlarının aynı yüzeyde bir arada bulunabileceği bir resim anlayışına yöneliyor. Sanatçının “topolojik zaman” olarak ifade ettiği yaklaşım, yalnızca yaşanmış olanı değil, bir oluşumun ardındaki süreci ve henüz gerçekleşmemiş ihtimalleri de düşünmeye alan açıyor.

Deleuze'ün zaman-imge kavramıyla ilişkilendirdiği bu yaklaşımı Eryılmaz şöyle açıklıyor:

“Sanatta zaman kavramı aynı zamanda felsefi bir problem. Zamanın başka başka ele alınış örneklerini resim sanatıyla birlikte sinema, tiyatro, edebiyat, şiir, müzik, mimari, arkeoloji… gibi alanlarda da görmekteyiz. Benim bu sergide üzerinde çalıştığım zaman kavramı, Deleuze’cü zaman imge kavramı. Topolojik zaman da dediğimiz, geçmişe, şimdiye ve geleceğe ait zamansal içeriğin aynı anda aynı yüzeyde eş zamanlı bir arada birbirini içererek bulunması sorunsalı. Varoluşçu bir yaklaşım söz konusu olduğunda bu teori, zamansal arkeolojik bir kazı yapmanın olanaklarını araştırmak, varlığı oluşturan zamansal bileşimleri görebilmek, sonucu görürken arkasındaki zamansal oluşumu da görebilmek, resme ilişkin kelime dağarcığını çoğaltabilmek bakımından oldukça doğurgan bir düşünsel içerik taşıyor.”

Ekran Resmi 2026 10 27 14.06.44

İş Sanat'ta 27. sezon 5 Kasım'da Mullova ve Borusan Filarmoni ile açılıyor
İş Sanat'ta 27. sezon 5 Kasım'da Mullova ve Borusan Filarmoni ile açılıyor
İçeriği Görüntüle

Organik formlarla geometrik yapıların çatışması

Eryılmaz'ın resimlerinde insan figürleri ile geometrik mekânlar arasındaki ilişki, biçimsel bir tercih olmanın ötesine geçiyor. Organik ve geometrik formların karşılaşması, sanatçının yaşamı anlamlandırırken üzerinde durduğu uyum ve çatışma hâllerinin görsel karşılıklarını oluşturuyor. Bu karşılaşmada varoluş ile yok oluş, birbirini dışlayan iki ayrı durum olmaktan çıkarak aynı sürecin parçalarına dönüşüyor.

Sanatçı, formlar üzerinden yürüttüğü araştırmayı şu sözlerle anlatıyor:

“Burada formlardan bahsedebiliriz. İnşa ettiğimiz yaşam uyumun ve zıtlıkların bir arada olduğu koşullar içermekte. Organik doğa ile üretilen doğa birbiriyle çatışma halinde. Bu diyalektik. Çatışma, var ederken aynı zamanda yok eden bir işleve sahip. Çalışmalarımdaki formlar bu var oluş ve yok oluşa karşılık gelen ve espas ile belirginleşen bir araştırmanın sonuçları. Organik formlara karşılık geometrik formlar.”

Boşluk, eksiklikten özgürlüğe uzanıyor

Bir resimde boşluk, ilk bakışta figürün bulunmadığı alan olarak görülebilir. Ancak Eryılmaz'ın yaklaşımında boşluk, eksikliğin yanı sıra henüz anlamlandırılmamış ihtimalleri ve yeni varoluş alanlarını da kapsıyor. Dolu olanın içinde bile boşluğun düşünülebileceği fikri, sanatçının gerçeklik ile soyut düşünce arasında kurduğu ilişkiyi ortaya koyuyor.

Eryılmaz, boşluğu yalnızca yoklukla açıklamıyor; onu bilginin, özgürleşmenin ve yeni düşüncelerin ortaya çıkabileceği bir alan olarak ele alıyor:

“Boşluk kavramı çeşitli bağlamlarda ele alınabilir. Yaşamımızda olmayan ama ihtiyaç duyduğumuz bir şeyin eksikliğini de boşluk kavramıyla ifade edebiliriz. Bunun yanı sıra boşluğa doğru ilerleyip gelişim gösterebiliriz. Henüz anlamlandırmadığımız bir ihtimal olabileceği gibi tüm bunların toplamı olan özgürlük kavramı boşluğu daha iyi ifade edebilir. Varoluşu gerçekleştirmek, özgürleşme ile başat gider. Bilmek, yeni boşluklar doğurur. Yeni boşluklar aynı zamanda yeni özgürleşme ve varoluş alanlarıdır. Bununla birlikte dolu olan, boşluğu gizil ya da soyut olarak barındırır. Dolu bir kavanozu eş zamanlı olarak boş olarak da düşünebiliriz. Dolu olması gerçeklik, boş olarak düşünmek soyut, felsefi, sanatsal bir sorunsal.”

Gölgede saklanan ve henüz gerçekleşmeyen

Eryılmaz'ın resimlerinde gölge, ışığın figür üzerinde yarattığı doğal bir sonuçtan ibaret değil. Freud ve Jung'un kuramlarıyla ilişkilendirdiği gölge kavramı, bilinç ve bilinçdışı arasındaki ilişkiye, bastırılan deneyimlere ve henüz gerçekleşmemiş ihtimallere uzanıyor. Böylece resimdeki figür, yalnızca görünür olanın değil, saklananın, geride bırakılanın ve geleceğe ait olasılıkların da taşıyıcısına dönüşüyor.

Sanatçı, gölgenin resimlerindeki düşünsel işlevini şöyle açıklıyor:

“Çalışmalarımda yararlandığım gölge kavramı, ağırlıklı olarak Freud ve Jung teorilerine dayanıyor. Arketipler, bilinç, bilinçdışı, kolektif bilinç, personalar… gibi kavramlar sanatsal düşünceyle ve pratikle birlikte ele alındığında anlatım derinliğini geliştireceği fikri üzerinde durdum. Figür ya da figür gruplarının yapısında zamansal bir yaklaşımla, bastırılan ya da geride bırakılan veya saklanan, gizlenen, beliren, ortaya çıkan şeylerin resme dahil olmasının, henüz olmamış, gerçekleşmemiş, ütopik düşüncelerin diğerleriyle eş zamanlı olarak yüzeyde yer almasının temelinde yer alan düşüncelerden birisi gölge kavramı.”

Sanatı yalnızca göz hoşluğuna indirgememek gerekiyor

Bir sanat eserine bakarken kişisel beğeni ve sezgi çoğu zaman ilk karşılaşmayı belirliyor. Ancak eserin düşünsel arka planı, kullanılan biçimlerin ve kurulan ilişkilerin anlamını daha kapsamlı biçimde değerlendirmeyi de mümkün kılıyor. Eryılmaz, sanatın başka disiplinlerle kurduğu ilişkilerin önemine dikkat çekerken teorik bilginin eseri tek başına açıklayan bir anahtar olmadığını, sanatsal düşüncenin kendi yapısını geliştirirken farklı alanlardan yararlandığını vurguluyor.

Sanatçı, bir eserin nasıl okunması gerektiğine ilişkin yaklaşımını şöyle dile getiriyor:

“Bir eserin incelenişinde, eleştirisinde yaklaşımlar konusunda dayatmacı değilim. Bununla birlikte şunu da söylemeliyim: Başlangıçta duygusal, kişisel beğeni, sezgisel yaklaşım pratik ihtiyaca cevap verebilir ve fakat yetersiz kaldığı durumlar olacaktır. Eser teorik, felsefi, psikoanalitik bir altyapı ile çalışılmış ise farklı ve daha gelişmiş bir okumaya ihtiyacımız olacaktır. Örneğin Bilge Karasu, Borges, Oruç Aruoba, Umberto Eco gibi yazarları, Tarkovski veya Kiarostami sinemasını, zihinsel felsefi yapıyı göz önünde bulundurmadan çözümlemekte yetersiz kalırız diye düşünüyorum. Başka bir örnek: Impressionist resim, teorisi bilinmeden ele alınınca yalnızca göz hoşluğuna indirgenir ki büyük talihsizlik. Tam da bu noktada şunu ayırt etmemiz gerekir. Sanatsal çalışma felsefi bir düşüncenin, teori ya da kuramın betimlemesi veya hikaye edilmesi değildir. Sanatsal düşünce başka alanlarla, disiplinlerle bağ kurar ve kendi yapısını geliştirecek arayışlar gerçekleştirir. Bu arayışlar sırasında farklı disiplinlerin ürettiği bilgiyi kendi yapısında eritir.”

Ekran Resmi 2026 10 27 13.43.57

Eser, sanatçısından sonra da düşünce üretmeye devam ediyor

Eryılmaz'ın sanat anlayışında eser, sanatçısının niyetini aktaran ve tek bir yorumla tamamlanan kapalı bir yapı değil. İzleyicinin deneyimi, belleği ve düşünsel konumlanışıyla yeni anlamlar kazanabilen bir alan. Bu nedenle sanatçının eser üzerindeki söz hakkı, eserin anlamını bütünüyle belirleyen bir otoriteye dönüşmüyor. Eleştiri de bu çoğalma sürecinin bir parçası olarak önem kazanıyor.

Sanatın yeniden üretme gücüne dikkat çeken Eryılmaz, sözlerini şu ifadelerle tamamlıyor:

“Eseri, kendinde barındırdığı potansiyelin aktarıcısı olarak düşünürsek, eseri yapan kişi de dahil olmak üzere herkes üzerine söz üretebilir sonsuza kadar. Sanat düşüncesi eser üzerinden çoğaltılır, geliştirilir, olumlanır ya da olumsuzlanır. Bu, sanatın dinamik, yaratıcı, devrimci özelliğidir ki eser böylelikle sürekli kendini yeniden üretir. Sanat eleştirisi düşünceyi geliştirir ki gereklidir.”

Ressam Özgür Eryılmaz 'Eş Zaman İnsan' sergisini anlattı: “Bilmek, yeni boşluklar doğurur”

Fotoğraflar için Çağla Berberoğlu'na teşekkürler.

Muhabir: Nur Yıldız