Utku ŞENSOY
Bu 2 fotoğraf geçtiğimiz Cuma günü iş vesilesiyle bulunduğum Alanya sahillerinden. Mükemmel bir hava, deniz Bodrum’un Mayıs ayı sıcaklığı tadında, güneşlenip d...
Utku ŞENSOY
Bu 2 fotoğraf geçtiğimiz Cuma günü iş vesilesiyle bulunduğum Alanya sahillerinden. Mükemmel bir hava, deniz Bodrum’un Mayıs ayı sıcaklığı tadında, güneşlenip denize girmeye müsait harika bir ortam... Ancak uçsuz bucaksız cennet güzelliğe sahip Alanya-Antalya arasındaki sahillerin ıssızlığı yüreğimizi burktu. Alanya’dan Batıya doğru 30 kilometrelik kumsalda yüzlercesi kapalı olan tesislere bakarken üzüldük, meraklandık, açık olan nadir otellerdeki mülk sahipleri, işletmeci, yönetici ve turizmcilerle ve kapalı olanlardaki nöbetçi personel-yöneticiyle bir araya gelip olup biteni anlamaya çalıştık. Avrupa’da da gıda, benzin, elektrik bizdeki kadar uçuk olmasa da arttı, yaşam orada da artık daha pahalı, doğalgaz sıkıntısı var özellikle emekliler koşup Türkiye’ye gelmeye can atıyor ancak tesislerin tamamına yakını kapalı, neden diye sorup sebebini araştırdık. Yanıt çok çarpıcı;
“Girdi maliyetleri çok yüksek. Gıda, elektrik, doğalgaz ve personel giderindeki fahiş artışı seyahat acentelerinin istediği düşük satış fiyatlarıyla göğüsleyip işin altından kalkabilmemiz bu mevsimde çok zor.”
Tesis müdürlerinden, kaliteden ödün verilmeden, müşteri memnuniyeti ön planda tutularak verilmesi gereken her şey dahil hizmette (UHD) günlük oda işletme maliyetinin 30 Avro seviyelerinden başladığını öğrendik. Ulusal paramız bazında yaklaşık 600 TL. Bu maliyetlerin üzerine makul seviyelerde kar koyulunca 2 kişinin bir haftalık konaklama bedelinin 11-12 bin TL’ye çıktığını, ulaşım vb. masraflarla 15 bin liralık bütçe gerektiğini, ancak ülkemizin mevcut koşullarında ne yazık ki yerli turist için güney sahillerimizde tatilin artık hayal olduğu gerçeğiyle yüzleştik.
[caption id="attachment_259352" align="alignnone" width="700"]

Avsallar'da açık tesis sahili[/caption]
[caption id="attachment_259353" align="alignright" width="453"]

Okurcalar'da kapalı tesis plajı[/caption]
Parasının gücü ve dolgun emekli maaşları açısından Avrupa’daki başat ülkelerden Alman turistler için durum tabii ki de daha farklı. Yaşadığı kentteki seyahat acentesi ya da internetten uçak-transfer-konaklama her şey dahil paket (UHD) satın aldığında, 750-800 Avro seviyelerinde bir bütçe ayırması yeterli oluyor. Zaten açık olan tesisler bu tür Alman-İngiliz turistlerle dolu. Emekli Alman karı-kocanın kendi evinde bile bu maliyetlere yiyip-içip ısınması zor. Hal böyleyken Avrupa’nın akın, akın ülkemize gelmesi beklenirken bu neden olmuyor diye sorduğumuzda şu yanıtı aldık;
“Bu girdi maliyetleri altında eziliyoruz, acentelerin bu mevsim için öngördüğü satış rakamlarından, sırf sezona hazır personelle başlamak için, tesisi açıp hizmet vererek zararı göze alabilen çok az sayıda otel var.”
Tesisi kapalı olan işletmeler ise, bambaşka sorunları göğüslemek zorunda;
“Güvenlik, teknik vb. çekirdek kadrolarımızı tesis kapalıyken bile tutmak zorundayız. Departman sorumlularımızı kaybetmemek için onlara da maaş ödüyoruz.”
Bacası tütmeyen sanayi diye övündüğümüz turizm sektöründeki her bir “konaklama fabrikası” kapalıyken bile en az 40-50 personele maaş ödediklerini aktaran tesis yöneticileri şunu ifade ettiler;
“Bu dönemde personelin yeme-içme-geceleri ısınma ve lojman konaklama ücretlerinin sübvanse edilmesinin, ister istemez sezon içi satış fiyatlarımıza da olumsuz yansıması oluyor.”
Ülkenin durumu ortada, bir yıl sınır ötesi harekat, bir başka yıl komşunun uçağının düşürülmesi ya da diğer ülke yönetimleriyle tartışma-kavga ve Panemi derken bir türlü bitmeyen sorunlar yumağından kurtulamayınca en büyük darbeyi “kırılgan turizm sektörü” alıyor. Tablo böyle olunca da birkaç yılda bir “sıfır çekip kepenk indiren sektör” yatırımcısından çalışanına, tedarikçisine kadar sinek avlayıp önceki yıllardan kalan birikimini, hazır parasını eritmeye başlıyor. Dayanma gücü kalmayan yatırımcı ve otel sahipleri havlu atıp bir daha dönmemek üzere sektörden çekilip tesisini Arap-Rus yabancı yatırımcıya satmak zorunda kalırken, çalışanlar ise işsizlik ve düzensiz ödemelerden, “sezonluk işçi” muamelesi görmekten bıkıp Orta Asya ve Körfez ülkelerine, çoğu zaman farklı sektörlere yelken açıyor.
Sektördeki sorunlar bir dokun bin ah işit denildiği kadar sıkıntılı. Olağan üstü bir doğamız, mükemmel ötesi mutfağımız, harikulade tesislerimiz var, sahillerdeki oteller 12 ay açık kakması gerekirken canım tesislerimizin önemli bir kısmı kepenklerini kapatıyor. Can çekişen, sessizce çığlık atan sektörde emek verenlerin tek tesellisi yeni sezonda fiyatların en az yüzde 25 artacak olması.
Peki yeni sezonda artışlar gelince bizim insanımızın bu güzelliklerden yararlanması daha da imkansız hale gelmez mi? Bir kaç milyon tuzu kurunun dışındaki yurttaşlarımız, emeklimiz, işçimiz, üretici ve dar gelirlimiz kendi ülkesindeki bu nimetlerden ne zaman yararlanacak? Yurttaşlarımız, zorlanıp borçlanmadan çoluk çocuğuyla kendi ülkesinde 3-5 gün tatil yapma hakkına ne zaman kavuşacak? Yüksek sezondan vazgeçtik, yurttaşlarımız, emeklimiz bu mevsimde günlük 30-35 Avrolardan satılan turlara katılıp bu tesislerde konaklama şerefine ne zaman erişecek? Yaşam sadece karnını çorba-makarna-ekmekle doyurup haline şükretmek midir? Eloğlunun sıradan orta gelirli çalışanı, 4’ncü yaş grubundaki fabrika emeklisi, dünyanın öbür ucundan gelip yurdumuzun tadını çıkarırken, insanlarımız bu güzellikleri dünya gözüyle görüp, bu yaşam tarzına ne zaman ulaşacak? G-20 üyesiyiz, kişi başı milli gelir 10 bin dolar seviyesinde filan diye övünüyoruz, madem öyleyiz, geçim derdindeki halkın büyük çoğunluğu pastadan hak ettiği payı ne zaman alıp insanca yaşam sürecek?
Bu tatsız durum kimsenin gücüne gitmiyor mu?