Tarım üretiminde zararlılarla mücadelede kullanılan pestisitler, verimlilik ve ürün kalitesini doğrudan etkileyen unsurlar arasında yer alıyor.

Pestisit kullanımı tarımsal üretimde yaygınlaşıyor

Üretim sürecinde bitkileri hastalık ve böceklerden korumak amacıyla kullanılan bu kimyasallar, özellikle yoğun tarım yapılan alanlarda yaygın şekilde tercih ediliyor. Ancak kullanım oranı, uygulama zamanı ve dozajı gibi faktörler hem ürün güvenliği hem de çevresel etkiler açısından önem taşıyor.

Artan maliyetler üreticiyi kimyasal mücadeleye yönlendiriyor

Son yıllarda artan girdi maliyetleri ve iklim koşullarındaki değişkenlik, üreticilerin bitki koruma yöntemlerine daha fazla yönelmesine neden oluyor.

Bu süreçte pestisit kullanımı, ürün kaybını azaltmak ve hasat verimini korumak için önemli bir araç olarak görülüyor. Buna karşın kontrolsüz kullanımın toprak yapısı, su kaynakları ve ekosistem üzerinde olumsuz etkiler oluşturabileceği ifade ediliyor.

Pestisit Görsel 2

Kimyasal ilaçlama yapısal bir zorunluluk haline geldi

TMMOB Gıda Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Başkanı Uğur Toprak ve Hilvan Ziraat Odası Başkanı Hikmet İpar, pestisit kullanımına ilişkin yaptıkları değerlendirmelerde tarımsal üretimde kimyasal ilaçlamanın yapısal bir zorunluluk haline geldiğini ortaya koydu.

Yüksek verim baskısı pestisit kullanımını artırıyor

Açıklamalarda, yüksek verim baskısı, artan maliyetler ve zararlı organizmalarla mücadele gerekliliğinin üreticiyi kimyasal ilaçlamaya yönlendirdiği; buna karşın denetim ve alternatif mücadele yöntemlerinin yetersiz kalmasının bu süreci daha da belirgin hale getirdiği ifade edildi.

TMMOB Gıda Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Başkanı Uğur Toprak, sistemin üreticiyi buna mecbur bıraktığını vurguladı. Modern tarımda pestisitlerin, yüksek verim baskısı ve endüstriyel üretim zorunluluğu nedeniyle yaygın kullanıldığını belirten Toprak, mevcut tarım politikalarının üreticiyi “rekabetçi” olmaya zorladığına dikkat çekti.

Uğur Toprak-2

Bu durumun hastalık ve zararlılarla mücadelede en hızlı ve ucuz görünen yöntem olan pestisitlere yönelim yarattığını ifade eden Toprak, ancak bu tercihin uzun vadede toprağı, suyu ve insan sağlığını zehirlediğini aktardı.

Modern tarım modelinin monokültür, yüksek verim baskısı ve ihracat odaklı üretim üzerine kurulu olduğunu dile getiren Toprak, süreci şu sözlerle özetledi:

“Girdi maliyetleri yüksek, alım fiyatı belirsiz, denetim zayıf”

"Aynı ürünü geniş alanlarda yetiştirdiğinizde doğa size hemen cevap veriyor: zararlılar artıyor. Çiftçi de bu riski “sigorta” gibi pestisitle yönetmeye çalışıyor. Ama burada kritik nokta şu: Bu bir tercih değil, yapısal bir zorunluluk. Girdi maliyetleri yüksek, alım fiyatı belirsiz, denetim zayıf… Böyle bir tabloda üretici “riski sıfırlamak” için kimyasala abanıyor."

Meselenin anlık bir zehirlenme değil, asıl olarak "kronik maruziyet" olduğunu belirten İbrahim Uğur Toprak, düşük dozda bile olsa uzun süreli maruziyetin sinir sistemi gelişimini etkileyebileceğini ve hormon sistemini bozabileceğini açıkladı.

Bu kimyasalların kanser, alerji, obezite ve üreme sorunlarıyla ilişkilendirildiğini ifade eden Toprak, çocukların durumuna şu sözlerle dikkat çekti:

“Yani mesele sadece çok pestisit değil, sürekli pestisit”

"Özellikle çocuklar çok daha kırılgan. Çünkü vücutları hala gelişiyor. Yani mesele sadece 'çok pestisit' değil, 'sürekli pestisit'."

Ürünleri yıkayarak pestisiti tamamen temizlemenin mümkün olmadığını kesin bir dille ifade eden Toprak, pestisitlerin sadece yüzeyde kalmadığını, bitkinin içine işleyebildiğini aktardı.

Sistemik pestisitlerin bitkinin dokusuna yayıldığını, dolayısıyla yıkamanın kalıntıyı azaltsa bile sıfırlamayacağını belirten Uğur Toprak, daha riskli olan ürünleri de paylaştı:

"Yeşil sivri biber, ıspanak, marul, elma, armut, üzüm, salamura yaprak gibi ürünlerde daha yüksek kalıntı oranları tespit edilmiş durumda."

Türkiye'deki denetimlerin yeterli olmadığını söyleyen TMMOB Gıda Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Başkanı Toprak, resmi olarak denetim yapılsa da sonuçların düzenli ve şeffaf paylaşılmadığını vurguladı. Toprak, bağımsız analiz verilerine dayanarak denetim sistemindeki eksikliği şu sözlerle eleştirdi:

“Yani denetim var ama kamuya hesap veren bir sistem yok”

"Bağımsız analizlerde her 3 üründen 1’inde mevzuata aykırılık, ürünlerin yüzde 61’inde çoklu pestisit kalıntısı tespit edilmiş durumda. Yani denetim var ama kamuya hesap veren bir sistem yok."

Bu modelin endüstriyel ölçekte kesinlikle mümkün olduğunu belirten Uğur Toprak, bunun için üretim ve tüketim ilişkilerinin yeniden kurulması gerektiğini ifade etti.

Agroekoloji, biyolojik mücadele, rotasyon ve yerel tohum kullanımı gibi yöntemlerle pestisitsiz tarım yapılabileceğini açıklayan Toprak, konunun teknik değil politik bir tercih olduğunu şu sözlerle dile getirdi:

“İmkansız diyen ya bilmiyor ya da mevcut düzeni savunuyor”

"Kamusal destek ve üreticiye teşvik sağlandığında bu endüstriyel ölçekte uygulanabilir. Sorun teknik değil, politik tercihlerdir. İmkansız diyen ya bilmiyor ya da mevcut düzeni savunuyor."

Tüketici için en güvenilir yolun sertifikalı organik ürünler veya güvenilir kooperatiflerden alışveriş yapmak olduğunu söyleyen Toprak, "doğal" ya da "temiz" gibi pazarlama söylemlerinin çoğunlukla denetimsiz olduğu konusunda uyardı.

Bülent Şık’ın “yurttaşın sağlıklı gıdaya erişimi bir insan hakkıdır” sözüne atıfta bulunarak kamusal denetimin şart olduğunu hatırlatan Toprak, tüketicinin tek başına sorumlu bırakılamayacağını şu ifadelerle aktardı:

"Bu hakkı garanti altına almak için kamusal denetim şarttır. Tüketiciye 'sen seç' demek kolay, ama sorumluluk burada bitmiyor. Yine de bireysel düzeyde, mevsiminde ürün tercih etmek, yerel üreticiye yönelmek, mümkünse güvenilir üretici/kooperatif tercih etmek gibi adımlar atılabilir. Ama en önemlisi: 'Temiz gıda' etiketi tek başına yeterli değil. Çünkü bu mesele bireysel değil, kamusal bir mesele."

Hikmet İpar’dan pestisit kullanımı açıklaması

Hilvan Ziraat Odası Başkanı Hikmet İpar, pestisit kullanımı ve çiftçilerin karşı karşıya kaldığı zorunluluklar hakkında açıklamalarda bulundu.

Hikmet İpar-4

Pestisiti, zirai ilaç kullanımından sonra ürün üzerinde kalan ilaç kalıntıları ve kimyasal maddeler olarak tanımlayan İpar, şu ifadeleri kullandı:

“Maalesef ki zirai ilaç kullanmak zorundayız”

"Ürün hastalık ve zararlılarına karşı; maalesef ki zirai ilaç kullanmak zorundayız, yoksa hastalık ve zararlıların oluşturduğu tehlikeden dolayı ürün kaldıramayız ve dolayısı ile çiftçi zarar eder."

Kars ve Ardahan için kuvvetli yağış uyarısı: Hafta sonu yurtta sıcaklıklar değişmeyecek
Kars ve Ardahan için kuvvetli yağış uyarısı: Hafta sonu yurtta sıcaklıklar değişmeyecek
İçeriği Görüntüle

Hikmet İpar, zirai ilaçların kullanım süreci ve sıklığına ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Bu ilaçların isteğe bağlı değil, bir zorunluluk doğrultusunda uygulandığını belirten İpar, şunları kaydetti:

"Bu zirai ilaçlar hastalık ve zararlılar baş gösterdikçe çiftçi tarafından kullanılmak zorunda. Oluşan hastalık devam ettikçe kullanımı da devam eder. Ta ki hasada kadar."

Kalıntı riski kullanım arttıkça büyüyor

Hikmet İpar, kullanım arttıkça deformasyonun da aynı oranda artacağını ve ürün üzerinde kalıntı bırakacağını söyledi. Bunun insan sağlığını etkileyeceğini belirten İpar, bu nedenle mümkün olduğunca az ilaç kullanılması gerektiğini ifade etti.

Biyolojik mücadele yöntemlerinin bilinmesi ve bu yöntemlere alışılması gerektiğini dile getiren İpar, doğal üretim anlayışının yaygınlaşmasının önem taşıdığını kaydetti.

Hikmet İpar, gıdalarda kalan ilaç kalıntılarının sadece suyla temizlenemeyeceğini söyledi. Kalıntı oranına bağlı olarak sirkeli suda bekletmenin çözüm önerisi olduğunu belirten İpar, en çok riski kabuğuyla birlikte yenebilen meyvelerin taşıdığını aktardı. Bu ürünlerin tüketiminde daha fazla hijyen gerektiğini kaydeden İpar, tüketicilerin dikkatli olması gerektiğini dile getirdi.

Pestisit Görsel 3

“Türkiye’deki ilaç kullanımı denetlemeye tabidir”

İpar, Türkiye’de ilaç kullanımının denetime tabi olduğunu ancak bunun kontrolünün oldukça zor olduğunu söyledi. Çiftçinin hastalık ve zararlıyı gördüğü anda verim kaybını düşünerek ister istemez ilaç kullanımına yöneldiğini belirten İpar, bunun ihmale gelmeyen bir durum olduğunu vurguladı.

Denetimde mühendis eksikliği yaşanıyor

Üreticinin, bayiden tavsiye üzerine aldığı ilacı hemen kullandığını dile getiren İpar, son dönemde tarım il ve ilçe müdürlüklerinde ürünün hastalığına göre reçete yazılarak çiftçinin kayıt altına ve bir nebze de denetim altına alınmaya çalışıldığını kaydetti. Ancak her tarlanın başında bir mühendisin bulunmasının mümkün olmadığını söyleyen İpar, denetim konusunda zorluk yaşandığını ifade etti.

Hikmet İpar, “Analizler ise daha çok ürün dış piyasaya gideceği zaman ve fabrikasyon işlemden geçeceği zaman analizden geçer. Maalesef ki yerelde yetişen ve günlük tüketilen ürünler direkt olarak hale veya pazara getirilmektedir” dedi.

“Endüstriyel ölçekte tarım yapmak mümkün”

Pestisit kullanmadan endüstriyel ölçekte tarım yapmanın mümkün olduğunu söyleyen İpar, hastalık ve zararlılarla karşılaşan üreticinin biyolojik mücadeleyi tek başına yeterli görmesi durumunda bunun çoğu zaman yeterli olmayacağını ifade etti.

İpar, konuya ilişkin şu değerlendirmelerde bulundu:

“Bu durumda ya verim kaybını göze alıp az ürün elde edecek ya da ilaçlama yapıp fazla ürün almayı deneyecektir. Günümüzde tarımın girdileri de (mazot, gübre, ilaç, tohum vb) çok pahalı olduğu için az ürün elde ettiği zaman maliyetini kurtaramayacaktır. Dolayısıyla üretici, ilaç kullanıp ürün miktarını arttırarak sürümden kazanmak durumunda olacaktır.”

Hikmet İpar, tüketicinin pestisit kalıntısını fark etmesinin oldukça zor olduğunu söyledi. Gıda güvenliği için daha şok denetimlerle ve tarımsal politikalarla ilaç kullanımının azaltılması gerektiğini ifade etti.

“Meyvedeki kurtçuklar bile ilaçlara karşı bağışıklık kazandı”

Eskiden “ilaç kullanılmamış meyve kurtlu olur” anlayışının günümüzde önemini yitirdiğini belirten İpar, artık meyvedeki kurtçukların bile ilaçlara karşı bağışıklık kazanabildiğini kaydetti.

Hikmet İpar, bu nedenlerden dolayı ilaç kullanımını azaltmak için üreticinin bu yönde desteklenmesi gerektiğini söyleyerek sözlerine şöyle devam etti:

“Merdiven altı ilaçlardan sakınmalı, Tarım bakanlığının lisanslı ilaçlarından aşırıya kaçmadan kullanılmalıdır. Gıda güvenliği sadece dış piyasaya giden üründe değil bütün ürünlerde sağlamalıyız.”

Muhabir: Eylül Kandemir