Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB), 9-20 Kasım 2026 tarihlerinde Antalya’da gerçekleştirilecek Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı (COP31) öncesinde hazırladığı değerlendirme raporunu kamuoyuyla paylaştı. “Sıfır Emisyon mu, Emisyon Ticareti mi? Karbon Piyasalarının Gölgesinde COP31” başlıklı raporda, küresel iklim politikaları, emisyon ticaret sistemleri ve karbon piyasaları eleştirel bir yaklaşımla değerlendirildi.
Basın özgürlüğü vurgusu
Alba Otel’de düzenlenen kahvaltılı basın toplantısına TMMOB Saymanı Özgür Topçu, TMMOB Yönetim Kurulu üyeleri Cem Nuri Aldaş, İsmail Küçük ve Ayşegül Oruçkaptan da katıldı. Burada konuşan Çakar, COP31 raporuna ilişkin değerlendirmelerinin öncesinde Türkiye’de demokratik hak ve özgürlüklere yönelik baskılara da değindi. Seçilmiş belediye başkanlarından siyasetçilere, gazetecilerden akademisyenlere, öğrencilerden sendikacılara kadar toplumun farklı kesimlerinin gözaltı ve tutuklamalarla karşı karşıya bırakıldığını belirten Çakar, gazetecilere yönelik müdahalelerin halkın haber alma hakkına saldırı olduğunu söyledi.

Daha sonra COP31 raporuna değinen TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Ali Ekber Çakar, COP31 toplantısının Türkiye'de yapılmasına karar verilmesinin ardından, ülke genelinde iklim değişimi gündemli toplantılar ve etkinliklerin yoğunlaştığını, TMMOB olarak bu süreci ve gündeme taşınan politika önerilerini yakından izlediklerini ifade etti.
Çakar, “Ancak otuz yılı aşkın süredir devam eden COP sürecinin iklim değişimiyle mücadele adı altında ortaya koyduğu politikaların sonuçlarının, karbon piyasaları başta olmak üzere geliştirilen araçların ve bunların toplum üzerindeki etkilerinin eleştirel bir değerlendirmeye tabi tutulması gerektiği açık” dedi.
COP toplantılarının ilk kez 1995 yılında gerçekleştirildiğini, ancak bu süreçte öne çıkan söylemlerin, uygulamaların ve topluma sunulan çözüm önerilerinin kamu yararı, toplumsal etkileri ve kamu politikaları açısından kapsamlı biçimde değerlendirilmeye ihtiyaç olduğunu ifade eden Çakar, TMMOB 49. Olağan Genel Kurulu’nda alınan karar doğrultusunda bir rapor hazırlandığı bilgisini verdi.
9-20 Kasım 2026 tarihlerinde Antalya'da gerçekleştirilecek olan COP31 Zirvesi öncesi "Sıfır Emisyon mu, Emisyon Ticareti mi? Karbon Piyasalarının Gölgesinde COP31" raporuna atıf yaparak, temel sorunun “Sıfır emisyon mu, emisyon ticareti mi?” olduğunun altını çizdi.
Bugün dünyanın karşı karşıya bulunduğu temel tartışmanın yalnızca iklim değişimi olmadığına değinen Çakar, “Asıl tartışma; iklim değişimini gerekçe göstererek oluşturulan politikalardan kimin yarar sağladığı ve kimin bedel ödediği” olduğuna dikkat çekti.
Çakar şunları ifade etti:
“İklim değişimi bilimsel bir gerçektir. Dünya, doğal sistemlerinin dinamik yapısı nedeniyle tarih boyunca sürekli bir değişim ve dönüşüm içerisinde olmuştur. Ancak insan kaynaklı faaliyetlerin bu süreç üzerinde önemli ve belirgin bir etkisi bulunmaktadır. Bu konuda herhangi bir tereddüdümüz yoktur.
Bu gerçeği kabul etmek, bu gerçek etrafında geliştirilen tüm politikaları sorgusuz kabul etmek aynı şey değildir. Bizim itirazımız tam da bu noktadadır.”
30 yılda emisyonlar azalmadı, arttı
İlk COP toplantısından bugüne geçen 30 yılı aşkın sürede Kyoto Protokolü’nün yürürlüğe girdiğini, Paris İklim Anlaşması’nın imzalandığını ve karbon piyasalarının kurulduğunu belirten Çakar, bu süreçte küresel emisyonların azalmadığına, tersine o zaman yaklaşık 33 milyar ton olan küresel emisyon miktarının 2025’te yaklaşık 54 milyar tona yükseldiğine dikkat çekti.
“Otuz yıldır uygulanan sistem gerçekten emisyon azaltmak için mi kurulmuştur, yoksa karbon üzerinden yeni bir ticari alan mı oluşturulmuştur?” sorusunu yönelten Çakar, raporda da değindikleri gibi iklim değişimi tartışmalarının yalnızca ülkelerin toplam emisyon miktarları üzerinden yürütülmesinin küresel eşitsizlikleri gözden kaçırdığını söyledi.
İklim politikalarının adil ve gerçekçi biçimde değerlendirilebilmesi için kişi başına düşen emisyonların ve ülkelerin tarihsel sorumluluklarının da dikkate alınması gerektiğini de vurgulayan Çakar, çevresel sorunların nedenlerinin doğru belirlenmesi gerektiğine de dikkat çekti. Plansız kentleşme, yanlış arazi kullanımı, su havzalarının tahrip edilmesi, orman alanlarının daraltılması, altyapı eksiklikleri ve denetimsizliğin birçok çevre sorununun temelinde bulunduğunu da dile getiren Çakar, “Dere yataklarının yapılaşmaya açılmasıyla meydana gelen taşkınların, su kaynaklarının kontrolsüz tüketilmesinin veya kentlerin betonlaştırılmasıyla ortaya çıkan sıcaklık artışlarının yalnızca iklim değişikliğiyle açıklanamayacağını” söyledi.

COP31 sonrasında Türkiye’yi ne bekliyor?
COP31’in Türkiye’de düzenlenmesinin diplomatik açıdan önem taşıdığını belirten Çakar, zirve sonrasında ülkenin karşı karşıya kalabileceği ekonomik ve hukuki sonuçların da tartışılması gerektiğini ifade etti.
Çakar, karbon piyasaları, karbon vergileri, sınırda karbon düzenlemeleri ve emisyon ticaret sistemlerinin sanayi kuruluşlarını, organize sanayi bölgelerini, ihracatçı sektörleri ve enerji üretim yapısını doğrudan etkileyeceğine dikkat çekti.
TMMOB olarak, yeşil dönüşümün nasıl bir ekonomik ve toplumsal yapıya işaret ettiğini sorguladığını da aktaran Çakar, dönüşümün maliyetlerinin karşılanmasında büyük finans kuruluşlarının rolünü de tartışmaya açtı. Çakar, bu maliyetlerin sanayiciye, üreticiye, çiftçiye ve sonuçta yurttaşlara yansıtılıp yansıtılmayacağını da sordu.
“Sıfır atıkta başarı, daha az atık üretmektir”
Çakar, atık yönetimi politikalarına da değinerek, başarının yalnızca toplanan veya geri kazanılan atık miktarıyla ölçülemeyeceğini, asıl ölçütün ne kadar az atık üretildiği olduğunu dile getirdi.
Sıfır atık politikalarının bazı uygulamalarının tüketim alışkanlıklarını değiştirmeye ve atık üretimini azaltmaya odaklanmak yerine atıklar üzerinden yeni ticari faaliyetler ve piyasa mekanizmaları oluşturduğuna dikkat çeken Çakar, su kaynaklarının, ormanların ve tarım alanlarının korunması gerektiğini, çevre politikalarının yeni bağımlılık ilişkileri üretmesine, doğanın ticaret nesnesine dönüştürülmesine ve çevresel sorunların piyasa mekanizmalarına teslim edilmesine karşı çıkılması gerektiğini de dile getirdi.
Çakar TMMOB olarak çözüm önerilerini kamusal planlama, yerel üretim, havza temelli yönetim, doğal varlıklardan koruma temelinde yararlanma, toplumsal fayda ve bilimsel yaklaşımın güçlendirilmesi olarak sıraladı.

TMMOB, COP31’in resmi ve yan etkinliklerine katılmayacak
TMMOB olarak, daha önce şekillenmiş kararlara meşruiyet kazandırılacak bir platform olarak değerlendirdikleri COP31 zirvesi kapsamındaki resmi ve yan etkinliklerde yer almayacaklarını da sözlerine ekledi.
Buna karşın TMMOB olarak, COP31 kapsamında ortaya konulan politika önerilerini ve alınacak kararların toplumsal etkilerini kamu yararı doğrultusunda izlemeyi ve kamuoyuyla paylaşmayı sürdüreceklerini belirten Çakar, resmi program dışında düzenlenecek alternatif etkinliklere katılan kurumların, bilim insanlarının, meslek örgütlerinin ve sivil toplum temsilcilerinin çalışmalarını da önemli bulduklarını söyledi.
“İklim değişimi bilimsel gerçektir”
Çakar, iklim değişiminin bilimsel gerçekliğine ilişkin herhangi bir tereddütlerinin olmadığını vurgularken çevre sorunlarının çözümünün karbon piyasalarına ve finansal araçlara bırakılamayacağını belirtti.
Çakar, çözümün kamu yararını esas alan, bilime dayalı, toplumun ve doğanın çıkarlarını birlikte koruyan politikalarda olduğunu ifade etti.
Çakar’ın ardan TMMOB Yönetim Kurulu üyesi İsmail Küçük, “Sıfır Emisyon mu, Emisyon Ticareti mi? Karbon Piyasalarının Gölgesinde COP31” adlı rapora ilişkin sunum yaptı.




