Kapadokya'nın hafızası, milyonlarca yıllık jeolojik süreçlerle biçimlenen peri bacalarının yanı sıra kayaların içine oyulmuş kiliselerde, güvercinliklerde ve yüzyıllar boyunca varlığını sürdüren tarihsel yerleşimlerde de saklı. Doğal oluşumlarla insan eliyle şekillenen bu miras, bölgeyi dünyanın eşsiz kültürel ve doğal alanlarından biri hâline getiriyor. Bu mirasın korunması ise yalnızca geçmişten kalan yapıları ayakta tutmakla sınırlı değil, doğal aşınmanın izlenmesini, insan müdahalelerinin denetlenmesini ve tarihsel dokunun bütünlüğünün gözetilmesini de gerektiriyor.
29 Ekim'de Göreme Açık Hava Müzesi girişine yakın bir noktada meydana gelen peri bacası çökmesi, bu sorumluluğu bir kez daha gündeme getirdi. Sağanağın ardından yaşanan olayda kaya parçalarının insanların bulunduğu alana düşmesi sonucu üç kişi hayatını kaybetti, beş kişi yaralandı. Olayla ilgili adli soruşturma başlatılırken, çöküşün nedenlerinin bütün yönleriyle araştırılması gerektiği de vurgulandı.
Yaşanan felaket, Kapadokya'nın korunmasına ilişkin soruları yeniden gündeme taşırken, bölgedeki doğal ve kültürel mirasın hangi tehditlerle karşı karşıya olduğu akademik araştırmalar üzerinden de değerlendirilebiliyor. Aytülü Dırık'ın kaya oyma miras alanlarındaki fiziksel hasarları inceleyen çalışması ile Funda Solmaz Şakar'ın Kapadokya'daki koruma ve planlama süreçlerini ele alan araştırması, bu tartışmanın iki farklı boyutuna ışık tutuyor.

Kaya oyma mirasında hasar tespiti: Doğal süreçler ve insan müdahalesi
Dr. Öğr. Üyesi Aytülü Dırık'ın 2026 yılında Erciyes Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü Fen Bilimleri Dergisinde yayımlanan “Kapadokya Bölgesi Kaya Oyma Miras Alanlarında Gözleme Dayalı Hasar Analizi: Karain Güvercinlikleri ve Karlık Kilisesi Örnekleri” başlıklı araştırması, bölgedeki tarihsel yapıların fiziksel korunma sorunlarını ele alıyor.
Araştırma kapsamında Karain Güvercinlikleri ve Karlık Kilisesi'nde saha çalışmaları yürütülerek yapıların mimari özellikleri belgeleniyor; mimari çizimler, fotoğraflar ve hasar analizleri aracılığıyla mevcut durumları inceleniyor. Çalışmada doğal koşulların yanı sıra kaya deformasyonları, vandalizm ve kaçak kazı faaliyetleri de koruma sorunları arasında değerlendiriliyor.
Bulgular, Kapadokya'daki mirasın korunmasının yalnızca görünen hasarların giderilmesiyle ele alınamayacağını ortaya koyan bir çerçeve sunuyor. Kaya oyma yapıların fiziksel özelliklerinin belgelenmesi, hasarların sistemli biçimde izlenmesi ve farklı tehditlerin birlikte değerlendirilmesi, koruma çalışmalarının bilimsel temelde yürütülmesi açısından önem taşıyor.
Araştırmanın dikkat çektiği temel meselelerden biri de bölgedeki koruma yaklaşımının bütüncül olması gerekliliği. Tek tek yapıların mevcut durumunu belirlemek kadar bu yapıların içinde bulunduğu doğal çevreyi ve karşı karşıya oldukları farklı riskleri birlikte değerlendirmek de önem taşıyor.
Koruma kararlarının geçmişi: Kapadokya nasıl korunuyor?
Kapadokya'daki koruma sorunlarının yalnızca yapıların fiziksel durumuyla sınırlı olmadığını gösteren bir diğer çalışma, Funda Solmaz Şakar'ın 2022 yılında TÜBA-KED Türkiye Bilimler Akademisi Kültür Envanteri Dergisinde yayımlanan “Kapadokya Doğal ve Kültürel Miras Alanlarının Koruma ve Planlama Süreçleri” başlıklı araştırması.
Şakar, Kapadokya'nın koruma tarihini 1960'lardan başlayarak inceliyor; koruma kurullarının kararlarını, kurum arşivlerini, uzman raporlarını, toplantı tutanaklarını, planları ve yapılaşma koşullarını değerlendiriyor. Araştırma, bölgedeki koruma politikalarının tarihsel gelişimini ve bu politikaların dayandığı yasal ve idari çerçeveyi ortaya koyuyor.
Kapadokya'nın koruma sürecinde önemli dönüm noktaları da bulunuyor. Bölge için 1968'de uzun vadeli millî park planlaması çalışmaları yürütülürken 1976'da sit alanlarının sınırları belirleniyor. Kapadokya'nın 1985'te Dünya Mirası Listesi'ne alınması ve 1986'da millî park olarak tescillenmesi, koruma statüsünün gelişiminde önemli aşamalar olarak öne çıkıyor. 2019'da ise bölgeye özgü bir alan kanunu yürürlüğe giriyor.
Araştırma, bu tarihsel süreci yalnızca alınan kararların sıralanması üzerinden değil, koruma uygulamalarının gelişimini izlemeye imkân veren bir çerçevede ele alıyor. Böylece Kapadokya'nın korunması meselesi, tekil yapıların onarılmasının ötesinde, planlama kararlarının ve idari mekanizmaların nasıl işlediği sorusuyla birlikte değerlendirilebiliyor.
İki araştırma birlikte ele alındığında, Kapadokya'daki koruma meselesinin hem kaya oyma yapıların fiziksel durumuyla hem de bu mirası korumak için geliştirilen planlama ve yönetim süreçleriyle ilişkili olduğu görülüyor. Bu çerçevede, mevcut hasarların nasıl belgeleneceği, riskli alanların nasıl güvenli hâle getirileceği ve benzer kayıpların önüne geçmek için hangi önlemlerin alınacağı soruları önem kazanıyor.
Hasar gören alanlar nasıl korunacak?
Göreme'de yaşanan çöküşün ardından tartışılması gereken başlıklardan biri de hasar gören alanların nasıl güvenli hâle getirileceği. Ancak doğal kaya oluşumlarını korumak, bir yapıyı onarmaktan farklı bir yaklaşım gerektiriyor. Herhangi bir müdahalenin öncesinde kaya kütlesinin durumu, çatlakların gelişimi, suyun etkisi ve çevredeki riskler bilimsel ve teknik incelemelerle değerlendirilmek zorunda.
TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası da olayın ardından yaptığı açıklamada, bölgedeki peri bacalarının, kaya oyma yapıların ve ziyaretçi güzergâhlarının jeolojik ve jeoteknik etütlerden geçirilmesi gerektiğine dikkat çekti. Oda, riskli alanların belirlenmesini, tehlike düzeyine göre erişimin sınırlandırılmasını ve düzenli izleme sistemlerinin kurulmasını önerdi.
Bu yaklaşım, hasar meydana geldikten sonra müdahale etmenin yanı sıra olası tehlikeleri önceden belirlemeyi de kapsıyor. Riskli alanlarda ziyaretçi güvenliğinin sağlanması, kaya yapısına uygun koruma ve sağlamlaştırma yöntemlerinin uzmanlar tarafından belirlenmesi ve düzenli denetim yapılması, benzer olayların önlenmesine yönelik değerlendirmelerin temelini oluşturuyor.
Öte yandan, çöken bir peri bacasının özgün biçiminin yeniden oluşturulması her durumda mümkün olmayabilir. Bu nedenle koruma çalışmalarında öncelik, hasarın nedenlerini belirlemek, kalan doğal ve tarihsel dokuyu korumak ve çevredeki riskleri azaltmak olmalı. Göreme'deki olayın nedenleri ve olası sorumluluklar konusunda ise soruşturma ve teknik incelemelerin sonuçları belirleyici olacak.
Kapadokya'nın geleceği açısından asıl soru, koruma çalışmalarının yalnızca felaketlerin ardından mı gündeme geleceği, yoksa bilimsel izleme, planlama ve denetim mekanizmalarının sürekli işlemesini sağlayan bir sistemin kurulup kurulamayacağı.

Tokmak: “Bölgeyi tanıyan yerel tarihçilerle, uzmanlarla birlikte hareket edilmesi gerekiyor”
Kapadokya'daki koruma tartışmalarını sahadaki gözlemler ve geçmişte gündeme gelen itirazlar üzerinden değerlendirmek üzere Kapadokya Koruma Grubu Sözcüsü Mükremin Tokmak'la görüştük. Tokmak, bölgedeki doğal ve kültürel mirasın karşı karşıya olduğu tehditleri, koruma uygulamalarını ve hasar gören alanlar için atılması gereken adımları 24 Saat'e değerlendirdi.
Kapadokya'daki koruma politikalarını eleştiren Mükremin Tokmak, bölgenin yönetiminde yerel bilgi ve uzmanlığın yeterince dikkate alınmadığını savundu. Tokmak, 2019 yılında Kapadokya'ya özgü yeni bir yönetim modeline geçilmesini ve Alan Başkanlığının kurulmasını eleştirerek, bölgenin korunmasında bilimsel birikimin ve yerel deneyimin birlikte değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.
Tokmak, “Eskiden 2863 sayılı kanunla kurulmuş Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulları vardı. Diğer bölgelerde bu yapı hâlâ işlerken Kapadokya'da farklı bir sisteme geçildi. O zaman da bunun çok büyük bir sorumluluğu tek bir kişiye yükleyeceğini, denetlemenin ve kontrol etmenin zor olacağını söylemiştik. Kapadokya'yı bilen, burada yıllardır çalışan insanlara danışılmıyor. Bu bölgeyi tanıyan yerel tarihçilerle, uzmanlarla birlikte hareket edilmesi gerekiyor” dedi.
Koruma süreçlerinde akademisyenlerin daha etkin rol alması gerektiğini belirten Tokmak, üniversitelerin ilgili bölümlerinde çalışan uzmanların bilgi birikiminden yararlanılabileceğini ifade etti. Tokmak, “Buraya ilgili üniversitelerden profesörler, doçentler, doktorlar getirilebilir. Bir bilirkişi kurulu oluşturulabilir. Kapadokya'nın korunması için bilimsel bilgi var, uzmanlık var. Bunlardan yararlanmak gerekiyor” diye konuştu.
“Tamamen ticarileştirme üzerine kurulmuş bir mantık üzerinden Kapadokya'yı alabildiğine kullanıyoruz"
Bölgedeki temel sorunlardan birinin turizm gelirlerini artırmaya odaklanan yaklaşım olduğunu savunan Tokmak, ziyaretçi ve araç yoğunluğunun doğal oluşumlar üzerindeki etkilerine dikkat çekti. Tokmak, “Tamamen ticarileştirme üzerine kurulmuş bir mantık üzerinden Kapadokya'yı alabildiğine kullanıyoruz. Turizmin rantına alan açtığınızda bölgeye daha fazla insan ve araç geliyor. Yılda milyonlarca insanın aynı alanları ziyaret ettiğini düşünün. Otobüsler, araçlar, egzoz gazları, gürültü ve sarsıntılar… Kapadokya hassas bir yer. Dünyanın göz bebeği olan bir alanı korumamız gerekirken onu daha fazla kullanmaya çalışıyoruz” ifadelerini kullandı.
"Doğanın kendi sistematiği vari bizim ona uygun hareket etmemiz gerekiyor"
Kapadokya'da geçmişte gerçekleştirilen yol çalışmalarının uzun vadeli etkilerinin yeterince değerlendirilmediğini ileri süren Tokmak, Ortahisar-Göreme güzergâhındaki müdahalelere ilişkin daha önce de uyarılarda bulunduğunu söyledi. Söz konusu yolun tarihsel yapıların bulunduğu alandan geçirilmesini eleştiren Tokmak, yolun altında kaldığını belirttiği manastır bölümlerine de dikkat çekti.
Tokmak, “O yolu yaparken buradaki büyük bir manastırın bulunduğu alana müdahale edildi. Bin yıllık bir manastırdan söz ediyoruz; yemekhanelerinden ikisi yolun altında kaldı. O zaman da bunun ileride ciddi bir yıkıma ve kazalara neden olabileceğini söylüyorduk. Doğa bizim gibi davranmaz. Sabırsız değildir; kendi ritmi ve kuralları vardır. Biz doğayı kendimize uydurabileceğimizi, disiplin altına alabileceğimizi düşünüyoruz. Oysa suyun yatağına müdahale ediyor, araç yoğunluğunu artırıyor, çevrede oluşabilecek etkileri yeterince ölçmeden hareket ediyoruz” dedi.
İnsan müdahalelerinin sonuçlarının her zaman hemen ortaya çıkmadığını belirten Tokmak, doğal süreçlerin uzun vadede etkisini gösterdiğini dile getirdi. Bölgedeki yol ve altyapı çalışmalarının jeolojik etkilerinin bilimsel olarak değerlendirilmesi gerektiğini savunan Tokmak, “Elimizde bilim var, akıl var, teknik imkânlar var. Bu müdahalelerin çevrede yaratabileceği etkileri ölçmek mümkün. Ancak bunlar yapılmadan hareket edildiğinde sonuçları yıllar sonra ortaya çıkabiliyor. Doğanın kendi sistematiği var; bizim de ona uygun hareket etmemiz gerekiyor” diye konuştu.
“İnsanı sınırlamamız gerekiyor”
Göreme'de yaşanan çöküşün ardından risk taşıyan alanların nasıl korunması gerektiğine ilişkin değerlendirmelerde bulunan Tokmak, öncelikle ziyaretçi hareketliliğinin ve araç trafiğinin sınırlandırılması gerektiğini söyledi. Peri bacalarının ve hassas kaya oluşumlarının insanların doğrudan temasına açık bırakılmasını eleştiren Tokmak, ziyaretçi güzergâhlarının yeniden düzenlenmesini önerdi.
Tokmak, “Burası dünyanın en güzel oluşumlarından biri. Doğanın bize verdiği büyük bir hediye. Fakat bunun dibine kadar insan sokamazsınız. Belirli alanları şeritlerle, çitlerle veya başka koruma önlemleriyle sınırlandırmanız, insanları hassas oluşumlardan uzak tutmanız gerekiyor. Dünyanın başka yerlerinde doğal alanların korunması için ziyaretçilerin belirli bir mesafeden gözlem yapması sağlanıyor. Bizim de bu değerlere saygı göstermemiz gerekiyor” dedi.
Bölgedeki insan hareketliliğinin zaman içinde kaya yüzeyleri üzerindeki aşınmayı artırabileceğini savunan Tokmak, araç trafiğinin de hassas alanlardan uzaklaştırılması gerektiğini belirtti. Tokmak, “İnsan hareketliliğini sınırlamamız gerekiyor. Araçların mümkün olduğunca uzak noktalarda park etmesi, hassas alanların yakınından geçirilmemesi önemli. Hâlihazırda açılmış yollar varsa bunların riskleri bilimsel olarak değerlendirilerek gerekli önlemler alınmalı; gerekiyorsa trafik bu güzergâhlardan kaldırılmalı. Kapadokya'nın geleceği için bazı kolaylıklardan vazgeçebilmeliyiz” ifadelerini kullandı.
Ulaşım mesafesinin uzaması ya da maliyetlerin artması gibi gerekçelerin koruma önlemlerinin önüne geçmemesi gerektiğini dile getiren Tokmak, “Siz bugünü, üç günü, beş günü düşünürsünüz ama burada milyonlarca yılda oluşmuş kayalar var. Bunlar yalnızca bizim değil, dünyanın mirası. Bir yolun uzaması ya da daha fazla yakıt harcanması mı önemli, insanların hayatı mı? Koruma konusunda ekonomik hesabın yanında toplumsal maliyeti de düşünmek gerekiyor” diye konuştu.
“Şu anda bir durdurma düğmesi olsa ve bütün faaliyetler durdurulsa, bu bile büyük bir kazanç olur"
Göreme'deki çöküşün ardından hasarlı alanların nasıl onarılması gerektiği sorusunu da yanıtlayan Tokmak, olay sonrasında gerçekleştirilen müdahalelerin sonuçlarını eleştirdi. Çöken kaya oluşumunun çevresinde yapılan çalışmalara değinen Tokmak, müdahale biçiminin mevcut yapının durumunu değerlendirmeyi zorlaştırabileceğini savundu.
Tokmak, “Oraya büyük, hidrolik bir iş makinesi getirildi ve yıkılan kayanın, peri bacasının etrafındaki alan da müdahaleyle değiştirildi. Sanki faili bulmuş ve cezalandırmışız gibi bir durum ortaya çıktı. Oysa burada asıl yapılması gereken, neden-sonuç ilişkisini araştırmak. Bilirkişiler gelip inceleme yapacaktı; fakat alanın mevcut durumuna müdahale edildiğinde neyin nasıl gerçekleştiğini değerlendirmek de zorlaşabilir. Önce ne olduğunu anlamak, bilimsel incelemeyi yapmak ve bundan sonra nasıl müdahale edileceğini belirlemek gerekiyor” dedi.
Bölgedeki turizm yatırımlarının ve ziyaretçi sayısını artırmaya yönelik politikaların gözden geçirilmesi gerektiğini savunan Tokmak, koruma çalışmalarının yeni yatırımlardan önce gelmesi gerektiğini ifade etti. Tokmak, “Şu anda bir durdurma düğmesi olsa ve bütün bu faaliyetler durdurulsa, bu bile büyük bir kazanç olur. Çünkü daha fazla turizm, daha fazla araç ve daha fazla yatırım anlayışıyla hareket ediliyor. Ekonomik gelir konuşulurken tarihin, kültürün ve mirasın geleceğini de düşünmek zorundayız. Koruma, bir felaket yaşandıktan sonra değil, o felaket yaşanmadan önce başlamalı” diye konuştu.
“Kapadokya taşıyabileceğinden fazla yüklenmemeli”
Kapadokya'nın korunması için bölgenin taşıma kapasitesinin dikkate alınması gerektiğini vurgulayan Tokmak, ziyaretçi sayısının ve turizm faaliyetlerinin doğal alanların özelliklerine göre düzenlenmesini istedi. Bir aracın taşıma kapasitesini aşan yük altında zarar görmesini örnek gösteren Tokmak, Kapadokya'nın da kaldırabileceğinden fazla insan ve araç yoğunluğuna maruz bırakılmaması gerektiğini söyledi.
Tokmak, “Bir araca taşıyabileceğinden fazla yük yükleyemezsiniz. Bir sınırı vardır; o sınırı aşarsanız bir yerinden patlar. Kapadokya da böyle. Doğanın ve bu alanların taşıyabileceğinden fazla yük yüklememek gerekiyor. En basit akıl ve mantık bunu gerektiriyor. Burayı korumak istiyorsak turizm faaliyetlerini, insan yoğunluğunu ve araç trafiğini buna göre düzenlemeliyiz. Aksi hâlde sonuçlarını hep birlikte yaşıyoruz” ifadelerini kullandı.
Kapadokya'nın doğal ve kültürel mirasının korunmasının yalnızca yerel bir sorumluluk olmadığını belirten Tokmak, bölgede yaşanan kayıpların gelecek kuşakları da etkilediğini dile getirdi. Tokmak, koruma politikalarının bilimsel bilgiye, yerel deneyime ve uzun vadeli planlamaya dayanması gerektiğini vurgulayarak, Kapadokya'da mirasın geleceğini güvence altına almak için turizm baskısının azaltılması, riskli alanların bilimsel yöntemlerle değerlendirilmesi ve koruma çalışmalarının öncelik hâline getirilmesi gerektiğini ifade etti.





