M. Ferhat Yüksel - 1970’lerin sonundaki baskı, yoksulluk ve sinema sektöründeki dönüşümü konu alan ‘Parçalı Yıllar’, 36. Ankara Film Festivali kapsamında seyirciyle buluştu. Filmin ekibi gösterimin ardından düzenlenen söyleşide hem dönemin ruhuna hem de kendi karakterlerine dair değerlendirmelerde bulundu.
Ekonomik sıkışmışlık ve ahlaki çözülme dönemi
Başrollerinde Yetkin Dikinciler, Mine Çayıroğlu, Bilge Şen ve Levent Özdilek’in yer aldığı film, tiyatrocu Aytekin’in sanat tutkusu ile aile sorumlulukları arasında sıkışıp kaldığı 1975–1980 dönemini anlatıyor. Yönetmen Hasan Tolga Pulat ve oyuncular, gösterim sonrası seyirciyle söyleşide bir araya geldi.

Filmin başrol oyuncusu Yetkin Dikinciler, hikâyenin Türkiye’de derin bir çöküş dönemini yansıttığını söyleyerek canlandırdığı karakteri şöyle anlattı. Aytekin Aktaş’ın idealleri olan, tiyatroda iyi işler başarmak isteyen bir oyuncu olduğunu belirten Dikinciler, “Ama ne yazık ki her şeyin içinin boşaldığı yıllar, ahlaki çöküşü de beraberinde getiren yıllar. İnsanları sokaklarda yürürken neredeyse çığırtkan şekilde sinemaya, o filmleri izlemeye davet eden büyük sesler. İnsanların iç sesinin de durulmadığı yıllar. Aytekin’in de bir iç sesi var. İdealleri uğruna düzgün yaşamaya çalışan, evde hasta karısıyla uğraşmaya çalışan, siyasi olaylara karışan oğluna mukayyet olmaya çalışan ama aynı zamanda kendini inşa etmeye çalışan bir insan” dedi.
“Hayatlar parçalandı… parçalarken aslında ön yargılar birikti”
Dikinciler, filmdeki dönem ruhunu anlatırken kendi yorumunu da paylaştı ve “İzleyecek olanlara çok renkli bir dünya vaat etmiyoruz. Çünkü benim kendi adıma siyah-beyaz yıllarımdı. Biz renklenmeye çalışıyorduk o sırada. Bazı renklerin biraz tonunu açtılar, araya parça koydular. Hayatlar parçalandı o yıllarda. İnsanlar siyasi olarak savruldu. Kendilerini bir ideoloji uğruna parçaladılar. Bununla yetinmediler. Birbirlerini parçalamaya çalıştılar. Ama filmin özünde anladığımız bir şey var ki parçalamamız gereken tek şey aslında ön yargılarımız.” dedi.

Yeşilçam’dan erotik furyaya geçiş: “Acı bir dönemi güldürerek anlatıyoruz”
Filmde rol alan usta oyuncu Bilge Şen, 1970’lerin ikinci yarısında Yeşilçam’ın zayıfladığı ve erotik filmlerin baskın hâle geldiği sürecin hem trajik hem de komik yönleriyle ele alındığını anlattı. Yeşilçam filmlerinin kenara çekilip yok olduğu ancak ardından başka filmlerin çekilmeye başladığı bir dönem yaşandığını söyleyen Şen, “Erotik dönem. Biz bunun acı tarafını da komedi tarafını da yani insanların işini yapmak için bazen gerçekten kılık kılığa girdiğini gösteriyoruz” dedi.
Şen, tiyatrocuların artık sinemada daha görünür olmasından memnun olduğunu da belirterek “Tiyatrocuların yavaş yavaş sinemacılar gibi ödül de sahibi olması benim tabii çok hoşuma gidiyor. Demek ki zaman içinde biz de bir yerlerde var olabiliyoruz.” ifadelerini kullandı.
Altın Portakal’daki sözlerine açıklık: “Beni fakir fukara gibi gösterip kampanya açmaya kalkmışlar”
Bilge Şen, Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde yaptığı konuşmanın yanlış anlaşıldığını söyleyerek kendisine yöneltilen eleştirileri yanıtladı. Bir kısmının kendisini fakir fukara durumuna koyup hakkında kampanya başlatmaya kalktığını belirten Şen, “Bu çok yanlış bir şey, öyle bir şey değil. Ben insanların emeklerine karşı aradaki uçurumu belirtmek istedim ki bu çok büyük bir uçurum var” dedi.
Açıklamasının neden çarpıtıldığını ise “Yoksulluk, açlık diye belirgin bir fiyat konuyorsa onun altında kazandığımız zaman kendimizi açlıkta olanlar açlıkta hisseder, yoksullukta görenler yoksulluk. Yani benim maaşım ilan edilen 88-90 bin denen yoksulluk sınırının altında kaldığı için maaşım yoksulluk sınırının altında dedim. Dedim çünkü öyle, yalan söylemedim. Ama bu yanlış anlaşıldı. Yoksul zannettiler, kampanya açmaya kalktılar. Çok teşekkür ediyorum, kampanya gerek yok, kira vermiyorum, küçücük bir evim var.” sözleriyle açıkladı.

Aile bağlarının sessiz gücü: “Asuman, fedakârlığın yüzü”
Aytekin’in eşi Asuman’ı canlandıran Mine Çayıroğlu, karakteri toplumsal dönüşümün ortasında ayakta kalmaya çalışan güçlü bir kadın olarak tanımlayarak “Fedakârlığın, aile birliğinin, aile içindeki dengenin sessiz bir yüzü, toplumsal yozlaşmanın getirdiği durumda bile hiçbir zaman ailesine ve eşine olan inancını kaybetmemiş ve sonuna kadar destekleyen bir karakter.” dedi.



