Türkiye İstatistik Kurumu'nun (TÜİK) açıkladığı "Türkiye Sağlık Araştırması, 2025" verileri, ülkede obezite ve fazla kilo probleminin her iki yetişkinden birini etkileyecek boyuta ulaştığını resmi olarak ortaya koyarken; bu artışın arka planında sağlıklı beslenmeye erişimin ekonomik şartlar nedeniyle zorlaşması ve hareketsiz kent yaşamı işaret ediliyor.
TÜİK verilerine göre, 15 yaş ve üzeri obez bireylerin oranı 2025 yılında yüzde 21,8’e, fazla kilolu bireylerin oranı ise yüzde 37,6’ya yükselirken; kadınların yüzde 24,8'inin, erkeklerin ise yüzde 18,7'sinin obez olduğu kaydedildi. Resmi verilere göre günde en az bir kez sebze veya salata tüketenlerin oranının yüzde 32,6’ya kadar gerilediği Türkiye, Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) raporlarında da alarm vererek Avrupa'nın obezite oranı en yüksek ülkesi konumunda bulunuyor.
Obeziteyle mücadele eden çocuklar, aşırı zayıf çocukların sayısını geçti
Dünya Obezite Federasyonu'nun güncel verileri ve özellikle çocukluk çağı obezitesine yönelik projeksiyonları içeren 2026 Dünya Obezite Atlası raporu ise obezitenin küresel ölçüde artışını içeriyor. Rapora göre, dünya genelinde obeziteyle yaşayan çocukların sayısı, yetersiz beslenme nedeniyle aşırı zayıf olan çocukların sayısını tarihte ilk kez geride bıraktı. Çocukluk çağı obezitesinin küresel yaygınlığı yüzde 20'ye yaklaşırken, bu tırmanışın en hızlı olduğu bölgeler sanılanın aksine gelişmiş Batı ülkeleri değil, endüstriyel ve ucuz gıdaların hızla yayıldığı düşük ve orta gelirli ülkeler olarak sıralanıyor.
Yüksek tansiyon artık sadece yaşlılara mahsus değil
Raporda, yüksek Vücut Kütle İndeksi'ne bağlı olarak çocuklarda ve ergenlerde (5-19 yaş) erken yaşta ortaya çıkan kronik hastalık göstergelerine dair ilk kez bu kadar net projeksiyonlar sunuyor. Aşırı kiloya bağlı metabolik fonksiyon bozukluğu kaynaklı karaciğer yağlanması yaşayan çocuk sayısının küresel ölçekte hızla tırmandığı belirtilen raporda hipertansiyon, yüksek kan şekeri (hiperglisemi) ve yüksek trigliserid vakalarının çocuk yaş grubunda alarm verici düzeyde artacağı; yalnızca bu trend nedeniyle milyonlarca çocuğun erken yaşta kalp ve damar hastalıkları belirtileri göstermeye başladığı vurgulanıyor. Dünya genelinde fazla kilolu ve obez kategorisinde yer alan 200 milyondan fazla okul çağındaki çocuk, dünyadaki sadece 10 ülkede yoğunlaşmış durumda. Rapora göre Çin, Hindistan ve ABD bu listenin başını çekerken; Türkiye, Avrupa bölgesindeki liderliğinin yanı sıra çocuk nüfusundaki riskli tırmanış hızıyla federasyonun radarına giren ülkeler arasında yer alıyor. Federasyonun 161 ülkeyi kapsayan makro-ekonomik etki modellemelerine göre, obezite ve buna bağlı gelişen diyabet, kanser türleri, kalp hastalıkları dahil olmak üzere 28 kronik hastalığın küresel ekonomiye maliyeti de ele alındı. Mevcut eğilimlerin devam etmesi halinde, obezitenin küresel bazda ülkelerin Gayri Safi Yurtiçi Hasılalarının (GSYH) yüzde 3'ünden fazlasını doğrudan eriteceği öngörülüyor. Bu ekonomik yükün, yüksek gelirli ülkelerde 4 kat artması beklenirken; altyapısı ve bütçesi yetersiz olan orta ve düşük gelirli ülkelerde 12 ila 25 kat arasında artış yaşanacağı öngörülüyor.
Obezite artık 'zengin ülke hastalığı' değil
Obeziteye neden olan sağlıklı besine erişme sorunu toplumları yeni bir kavramla tanıştırdı: "Çifte beslenme bozukluğu". Dünya Sağlık Örgütü’nün de küresel bir tehdit olarak işaret ettiği ‘çifte beslenme bozukluğu’ aynı ülkede, hatta aynı ailede yetersiz beslenme, gelişim geriliği, vitaminsizlik ile obezitenin aynı anda görülmesi olarak tanımlanıyor. Uluslararası araştırma kurumları ise küreselleşme ve endüstriyel gıda sistemlerinin etkisiyle obezitenin, eskiden "yüksek gelirli ülke sorunu" olarak görülürken artık düşük ve orta gelirli ülkelerde çok daha hızlı tırmandığını belirtiyor. Bunun başlıca sebebi ise kalitesiz ve ucuz ham maddeli gıdaların yaygınlaşmasıyla açıklanıyor.
Küresel bir salgın haline gelen obezitenin toplumsal arka planını ve çözüm önerilerini Ankara Tabip Odası Yönetim Kurulu Üyesi Dr. Emel Sakınç Çağlar ve Derin Yoksulluk Ağı kurucularından Hacer Foggo 24 Saat’e değerlendirdi.
Türkiye’de obezite artışının temel nedenlerinden birinin gıda ve çevre üzerindeki denetim yetersizliği olduğunu belirten Çağlar, uluslararası gıda firmalarının Avrupa ülkelerindeki katı mevzuatlar sebebiyle uyguladığı standartları Türkiye’de esnettiğine dikkat çekti.
Yapay şekere karşı yasal kotalar yetersiz
Avrupa genelinde gıdalarda glukoz şurubu kullanım kotasının yüzde 3 ila yüzde 5 seviyelerinde sınırlandırıldığını aktaran Çağlar, Türkiye’de bu oranın yüzde 10 ile yüzde 24’lere kadar çıkabildiğini vurguladı. Nişasta bazlı şekerler ve yapay tatlandırıcıların geleneksel tatlılardan paketli abur cuburlara kadar tüm gıda zincirine sızdığını ifade eden Çağlar, yasal kotaların yetersizliği nedeniyle halkın kalitesiz kalorilere maruz bırakıldığını belirtti.
"Hamur işi tüketmek kültür değil, ekonomik zorunluluk"
Yüksek enflasyon ve alım gücündeki düşüşün beslenme alışkanlıklarını doğrudan bozduğunu ifade eden Dr. Çağlar, vücudun temel yapı taşı olan hayvansal ve bitkisel proteine erişimin asgari ücretli aileler için lüks haline geldiğini kaydetti.
Dar gelirli kitlelerin çocuklarının karnını doyurabilmek adına karbonhidrat ağırlıklı ucuz gıdalara ve glukoz şuruplu paketli ürünlere yöneldiğini belirten Çağlar, hamur işi tüketiminin bir "kültür" değil, ekonomik yetersizliklerin dayattığı bir zorunluluk olduğunu vurguladı. Çağlar, çocuklarda gözlenen bodurluk, zayıflık ve bağışıklık sistemi hastalıklarındaki artışın bu protein eksikliğiyle doğrudan ilişkili olduğunu ekledi. Çağlar, çocukların anne karnından itibaren yetersiz beslenip, büyürken yüksek yağlı, şekerli ve mikro besini zayıf ucuz gıdalara maruz kalmasının bu durumun ana nedeni olarak gösterdi.
Hareket dostu şehirler obezite ile mücadelede önemli
Sağlıklı yaşamın iki temel şartından birinin hareket etmek olduğunu hatırlatan Çağlar, mevcut kentleşme modelinin fiziksel aktiviteyi engellediğini ifade etti. Şehirlerde yürüyüş alanlarının ve en önemlisi güvenli bisiklet yollarının bulunmadığına dikkat çeken Çağlar, altyapı yetersizliği nedeniyle insanların çok kısa mesafeler için bile araç kullanmak zorunda kaldığını söyledi. Çağlar, bu durumun kas erimesine, biyolojik yaşın hızla artmasına ve kalp-damar hastalıklarını ortaya çıkmasına neden olduğunu işaret etti.
Kentli nüfus artarken taze gıda pahalanıyor
Türkiye nüfusunun yaklaşık yüzde 80’inin kentlerde yığıldığına işaret eden Dr. Çağlar, üretimi desteklemeyen tarım ve hayvancılık politikaları nedeniyle tarım yapması gereken kitlelerin büyükşehirlerde işçileştiğini belirtti. Artan lojistik, işçilik ve akaryakıt maliyetleri yüzünden üreticinin tarladaki ürününü dahi toplayamadığını ifade eden Çağlar, bu durumun taze gıdayı pahalılaştırırken, raf ömrü kimyasallarla uzatılmış ucuz endüstriyel gıdaların pazar payını artırdığını dile getirdi.
Çağlar , toplumda sosyo-ekonomik düzeyi yüksek kesimlerde dahi sağlık ve beslenme okuryazarlığının düşük olduğunu, bu durumun kitleleri agresif pazarlama tekniklerine ve takviye edici gıda sektörünün manipülasyonlarına açık hale getirdiğini sözlerine ekledi.
Obeziteye karşı flukoz ve früktoz uyarısı
Obezitenin bireysel çabayla çözülemeyecek kamusal ve politik bir problem olduğunu vurgulayan Çağlar, acilen atılması gereken adımları şu şekilde sıraladı:
“Gıda ürünlerindeki glukoz ve fruktoz şuruplarına katı kotalar getirilmeli. Avrupa’da olduğu gibi çocuk yaş gruplarına yönelik zararlı gıdaların satışı yasalarla engellenmeli. Tüketici bir ürünün güvenliğini düşünmek zorunda kalmamalı, devlet zararlı gıdayı en baştan piyasaya sokmamalı. Büyüme çağındaki çocukların et, süt, yumurta gibi hayvansal protein içeren besinlere kesintisiz ve ucuz erişimi bir devlet politikası haline getirilmeli, yaygın beslenme eğitimleri verilmeli. Şehirler araç odaklı olmaktan çıkarılıp insan odaklı hale getirilmeli. Güvenli ve entegre bisiklet yolları yapıldığı takdirde, hem şehir içi trafik yoğunluğu büyük oranda azalacak hem de toplumun hareket kabiliyeti artırılacaktır.”
Hacer Foggo: “Bir çocuk hem obezite hem de gelişim geriliği yaşayabiliyor”
Derin Yoksulluk Ağı kurucularından Hacer Foggo, Türkiye’de tırmanışa geçen obezite ve fazla kilo oranlarının sadece bir "yaşam tarzı" sorunu olmadığını; derin yoksulluk, gıda enflasyonu ve gıda güvencesizliği ile doğrudan bağlantılı toplumsal bir kriz olduğunu vurguladı. Beslenme alışkanlıklarındaki dönüşüme de değinen Foggo, günde en az bir kez sebze veya salata tüketenlerin oranının 2010 yılında yüzde 69,4 iken, 2025’te yüzde 32,6’ya gerilediğini ifade etti. Foggo bu düşüşün, artan gıda enflasyonunun sofralar üzerindeki olumsuz etkisini gösterdiğini belirtti. Derin yoksulluk yaşayan ailelerin bütçelerini koruyabilmek için protein, vitamin ve taze gıdalar yerine ucuz, yüksek kalorili ama besin değeri düşük işlenmiş gıdalara yönelmek zorunda kaldığını belirten Foggo, saha gözlemlerini şu sözlerle aktardı:
"Gıda fiyatları arttıkça sebze, meyve ve süt ürünleri tüketimi azalıyor; daha doyurucu olduğu için makarna, patates ve ekmek gibi karbonhidrat ağırlıklı gıdalara yönelim artıyor. Bu durum, yetersiz beslenme ve obezitenin aynı anda görüldüğü 'çifte yükü' derinleştiriyor. Bir çocuk aynı anda hem demir ve vitamin eksikliği ile gelişim geriliği yaşayıp hem de obez olabiliyor. Sahada bir evde fazla kilosu nedeniyle akran zorbalığına uğrayıp okula gitmek istemeyen bir çocuk görürken, diğer evde aynı yoksulluk koşullarında bodurluk ve aşırı zayıflık yaşayan çocuklarla karşılaşıyoruz. İkisi de aynı yapısal eşitsizliğin farklı sonuçlarıdır."
“Türkiye’de çocukluk çağı obezitesi verileri izlenmiyor”
Dünya Obezite Federasyonu 2026 yılı raporuna göre, Türkiye’de 5-19 yaş arasındaki yaklaşık 6,8 milyon çocuğun obezite riski taşıdığı açıkladı. Ancak Foggo, raporda Türkiye adına dikkat çekici bir eksiklik olduğunun altını çizerek “Türkiye, okullardaki beslenme hedefleri, obezite stratejileri ve çocukların okul yemeği alıp almadığına dair kritik verileri uluslararası veri setlerine bildirmedi. Bu durum, çocukluk çağı obezitesiyle mücadelede okul temelli politikaların yeterince izlenmediğini gösteriyor” dedi.
Türkiye, okullardaki beslenme hedefleri, obezite stratejileri ve çocukların okul yemeği alıp almadığına dair kritik verileri uluslararası veri setlerine bildirmedi. Bu durum, çocukluk çağı obezitesiyle mücadelede okul temelli politikaların yeterince izlenmediğini gösteriyor” dedi.
Obezite ile mücadele sosyal politikalarla mümkün
Çocukluk çağı obezitesine karşı Türkiye Okul Yemeği Koalisyonu üyesi olarak, tüm çocukları kapsayan evrensel ve ücretsiz okul yemeği programları acilen hayata geçirilmesi gerektiğini belirten Foggo, yoksul hanelerin protein, süt ürünleri, sebze ve meyveye düzenli erişimini sağlayacak mekanizmalar kurulması gerektiğini vurguladı . Güvenli kamusal oyun alanları yaygınlaştırılması gerektiğini ifade eden Foggo, ücretsiz spor olanakları ve yerel hizmetler güçlendirilmesi gerektiğini savundu. Foggo, obezitenin “bir eğitim, gelir dağılımı ve insan hakları meselesi” olduğunu belirterek, “Çocukluk çağı obezitesiyle etkili mücadele, ancak sağlıklı beslenmeyi bir hak olarak gören ve bu hakkı tüm çocuklar için güvence altına alan bütüncül sosyal politikalarla mümkün olacaktı” dedi.



