Tarihi yazışmaları, mektupları hep merak etmişimdir.
Mektubun bir iletişim aracı olarak teknolojiye yenilmesini kabullenememişimdir. Siyasetçilerin ve edebiyatçıların mektupları zaman içinde çok tartışılmıştır.Nazım Hikmet ile Necip Fazıl mektupları,Sahatttin Ali'nin Mektupları,12 Eylül Zincirbozan Mektupları, Yassıada Mektupları...Uzar gider kimi zamanda bilinmeyen birçok olay tarihin tozlu raflarından mektuplar sayesinde indirilmiştir Okuyacağımız mektup bir yazarın ve aydının kaleminden bir dönemin anlatımıdır.Yazar Yaşar Kemal’in 18 Aralık 1972 tarihinde İstanbul’da kaleme aldığı bir mektup.Amerika’da bulunan arkadaşı Profesör İlhan Başgöz’e gönderilmiştir.Yaşar Kemal’in buram buram Anadolu ve bu topraklar kokan samimi , içten dili mektubun sayfalarında ortaya çıkıyor.Bilinmeyen birçok yazın olaylarını da Yaşar Kemal dostu Başgöz’e aktarmış.Bakalım neler kaleme alınmış.


Canım İlhan, Ağam Evliya,
Ulan mektubuna bir sevindim, bir sevindim ki dünyalar benim oldu. Sana İtalya’ dan bir telefon çakacak, belki sonra da oraya uçacaktım ama kursağımda kaldı, pasaport alamadım. Vermesinler be, canları sağ olsun. Ben de onlara ver yansın ediyorum. Onlar haksız. Bana pasaport vermemeleri için hiç bir sebepleri yok. Ben de ver yansın ediyorum. Dur bakalım ne olacak? Ben zaten siz oralarda olmasanız, hasretlik de cana tak etmese, Türkiye’den hiç ayrılmak istemem. Kuyunun dibindeki taş gibi burada oturup kalırım. Ne yapacağım gavur ellerinde… Eşek sıpaların hiçbirisi yüreğiyle, kanıyla bağlı değiller ki toprağa, anlasınlar senin derdini. Allah bin belalarını versin böylesi sıpa heriflerin. Eşek bile şu dünyadan bir şeyler çıkarır be. Şu bizimkiler sıpa olmuşlar da, gözlerini kör, kulaklarını sağır etmişler, şu dünyadan hiçbir şey anlamamaya da yemin etmişler, öyle dünyaya aval aval bakıp duruyorlar.
Bak arkadaş, sen eline neyi alırsan iyi yaparsın ya, şu masal işini iyi etmişsin. Biz dünyada çok yalnız bırakılmış, anlaşılmamış, şu eşekler yüzünden, bir milletiz. Ne yaparsak, nerede, ne için olursa olsun adımız geçerse kârdır. Yani kötülükle demek istemiyorum, anlarsın ya, iyilikle… Bu yüzyılda Anadolu toprakları üstünde böylesine unutulmuş olmak, dünyanın dışına düşsek utanç verici bir şey Evliyam. Bu bizim omuzlarımızı çökertiyor. Suç bizim değil ama bu sorumluluktan biz de kurtulamayız. İnsan kardeşlerimizin ellerini daha çok tutmaya gayret etmeliyiz. Sevgimizi, sıcaklığımızı insanlara daha çok daha çok anlata bilmeliyiz. Bizim toprağımızın sevgi dolu, büyük dost, muhabbet geleneği var. Bu yüzyıla bu sevgi, dostluk muhabbet geleneğimizden bir şeyler aktarabiliriz. Onun için Koman milletinin toptan masallara, tekerlemelere sarılmaları beni sonsuz kıvanca boğdu. Ha gayret ala gözlülerim, ha gayret bre. Şimdi arkadaş şu masalcı Yaşar amcadan da bir miktar bir şeyler isterseniz masal üstüne, can baş üstüne deyip derhal da derhal kolları sıvarım.
Şimdi arkadaş şu yengemiz Hatun bir iki Taçbaş bir iki geyik de bize yollasa da görsek ne olur yani.
Bak Evliya Allah senin o ela gözlerini kör etmesin, Türkiye’den bir eksiğin olur da neden bana yazmazsın be mendebur adam?
Şimdi arkadaş bugünden tezi yok seni Cumhuriyet’e abone ediyoruz. Öyle para mara sözü etme. Sen biliyorsun ki azıcık mangır tutuyoruz. Türk okuyucuları sağ olsunlar. Aslan gibi okuyorlar kardeşini, biz de mangırsız kalmıyoruz. Bak oğlum gazete, kitap, dergi ne istersen gönderirim. Sen de benden sana gerek olanları istemezsen şu vebalim boynuna olsun. Anlıyorum ne büyük vebal altına giriyorum.
Milliyete bir roman sattım. Koskocaman bir roman ki yalnız cildi 700 sayfayı aşkın. Adı da Demirciler Çarşısı Cinayeti… İyi oldu… Bak ben kül yutmam. İyi oldu dedimse azıcık iyidir.
Thilda hepinizi öpüyor. Beraat etti karı ki keyfine diyecek yok. Can 7,5 yıl içeri girdi. Benim cezamı aynı temyiz bozdu. Yalnız oğlanın mahkemesi var. Gelin de içerde. Bunada çok şükür. Can’a çok üzülüyorum. Bugünlerde gider hapiste onu görürüm. Şu kitaptan dolayı mahkumiyette bir rezalet. Ben Yargıtay’da bunun rezalet olduğunu çok çok sert konuştum.
Adana’dan yeni döndüm. Sevdalık üstüne çalışıyorum. Bol bol yazıyorum, sövüyorum.
Hepinizi candan kucaklar, hepinizi öperim… Be Evliyalar Evliyası ne yapayım yani, attığım taş dediğim kuşu vurmadı ki, senin şu ışıklı yüzünü, kara gözlerini göreyim… Aldırma, pasaportu almaya uğraşacağım… Hadi selamlar, canım Evliyalar Evliyası… Taşbaşcam mı deyim sana… Olmaz olmaz, sen gerçek bir evliyasın… Sağlıcakla kal…

