Kıbrıs sorununun çözümü için hareketlilik artmaya başladı. Bu temaslar yeni bir sürece evrilir mi? Şimdiden söylemek zor ancak BM Genel Sekreteri Antonio Guterres’in – belki ABD ve İngiltere’nin de talepleriyle – görev süresi dolmadan son bir çaba içerisine girdiği ortada.

Yusuf Kanlı

Sadece “Söylenecek yeni bir şey yok, yeni görüşmelere gerek yok” havasındaki Türk tarafındaki bazı önde gelen siyasi-teknokrat arkadaşların yanı sıra Rum ve Yunan tarafında da benzer şekilde diplomasiyi zaman kaybı görenler var. Kıbrıs Rum lider Nikos Hristodulidis gibi “2017’de Crans Montana’da bırakılan yerden başlayalım” romantizmini yaşayanlar da var tabii ki. Kısaca bu yeni sürecin başlamadan bitmesini dileyenler çok.

Yeni şeyler söyleme zamanı
Bir taraf federasyon adı altında kendi hükümetine Kıbrıs Türklerinin azınlık haklarıyla yama olmasını, diğer taraf ise iki devletli çözüm diyerek taksimi savunduğu bir ortamda çözüm için fazla bir alan kalmamış gibi görünse de, diplomaside “niyet varsa, bir yol da bulunur” ilkesini hatırlamak gerekir. Her iki tarafın yaklaşımları bir uzlaşıyı mümkün kılmıyor ise belki de ilk aşamada toplumları yakınlaştıracak, günlük hayatı geliştirecek, kolaylaştıracak bazı adımlar atılabilir, atılmalıdır.


Hep aynı şeyleri tekrarlayarak yeni bir sonuç elde etmek müğmkün olmadığına göre, yeni yaklaşımlar geliştirilmelidir. Önümüzdeki günlerde Kıbrıs Rum liderliğinin geçtiğimiz hafta yaptığı tek taraflı “insani” açılımı elimizin tersiyle reddedip, “tuzaklarla dolu” veya “anlamsız boş vaatler” gibi çeşitli klişe yada alışılagelen cevaplar vermemiz gayet mümkün. Bir anlamı olur mu bu açıklamaların? Maalesef hayır.


Kıbrıslı Türklerin "günlük yaşamlarını iyileştirmeyi" amaçlayan 14 maddelik karar, veya eğer alerjiniz yoksa terime, “güven artırıcı önlemlere” belki de en değerli yorum yine Rum kesiminde gazete haberlerine verilen okuyucu cevapları arasında karşılaştım: “Nihayet Kıbrıs Türklerinin de vatandaş olduğunu, hakları olduğunu hatırladık. Geç ama doğru bir adım.”

Yanlış soru
Hemen “Kıbrıs Türkleri onların vatandaşı değil ki!” diyorsanız eğer, yanılıyorsunuz. İster sağa eğilerek, ister sola yaslanarak oturun o güzel koltuklarda, Kıbrıs Cumhuriyeti vardır ve Kıbrıs Cumhuriyeti’ni Türkiye tanımakta değil, kurucularından birisidir de. Bakmayın arada bir diplomasiden, uluslararası hukuktan bihaber bazı arkadaşların feveranlarına, Türkiye ne 1963’de, 1964’de, ne de 1974’de veya 1983’de Kıbrıs Cumhuriyeti’ni öldürmedi, gömmedi, tanımasını resmen çekmedi. 


Evet, doğrudur, “1964’den bu yana Kıbrıs Cumhuriyeti hükümeti anayasal olarak ve kurucu anlaşmalara aykırı bir iktidardır, meşru değildir” diyebiliriz. Bu da tam doğru olmaz çünkü 8 Mart 1964’de “gereklilik kuralı” altında Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kurucu antlaşmalarına ve anayasasına rağmen Kıbrıs Türk kurucu ortağı içermeyen sadece Rumlardan oluşan Kıbrıs Cumhuriyeti hükümetini adanın tek meşru hükümeti olarak kabul etmiş, tüm işlemlerini o günden bu yana o ön kabule göre yapmıştır. Kıbrıs sorununun siyasi eşitlik ve egemenliği paylaşma temelinde çözümüne Kıbrıs Rumlarının ayak sürümesi de zaten bu acı gerçek nedeniyledir.

Çözüm iki devletli, ada gerçeklerine uygun olmalı
Yine, sadece bu durum bile Kıbrıs sorununun çözümünün Kıbrıs Türklerinin ve Türkiye’nin çıkarına olduğunu, ne ödün verilirse verilsin, herhangi bir yaşayabilecek çözüm rahmetli Kurucu Cumhurbaşkanımız Rauf Denktaş’ın hep vurguladığı gibi eşit egemenliğe, adanın fiili gerçeklerine ve ne kadar zorlanırsak zorlanalım 1968’den bu yana süren görüşme sürecinden süzülerek gelen BM parametrelerine uygun olmak zorundadır. Adada iki ayrı toplum, din ve demokrasi olduğu gerçeğini inkar edecek, Türkiye, Yunanistan ve İngiltere’nin gerek tarihi gerekse 1960 sisteminden kaynaklanan haklarını reddeden bir çözüm elbette ki mümkün değildir.


Oluşacak olan çözüm elbette ki iki devletli olma durumundadır. İki devletli çözüm ise bağnaz bir yaklaşımla sadece iki bağımsız devlet olarak algılandığı durumda başta Türkiye’nin doğu Akdeniz ve Kıbrıs çıkarları ve Kıbrıs Türk halkının adanın egemenliğinde, yönetiminde, toprağında ve denizinde, münhasır ekonomik çıkar alanında Rum halkıyla en azından 1960 sisteminde tarif edildiği  7/3 oranıyla eşitliğine uygun bir düzenlemeyle uygun olmalıdır.

Geniş düşünelim
İki devletli çözüm deyince biraz geniş düşünmekte yarar var. İki devletin AB içerisinde konfederasyonu, AB içerisinde iki güçlü devletin gevşek federasyonu ve hatta AB içinde ve dışarıda tek ama içeride ortak karar gerektiren konular hariç tüm alanlarda tam egemen iki devletten oluşacak kendine özgü bir Kıbrıs devletler birliği gibi birçok yaratıcı formülün bulunması mümkündür. Her halükarda bu formüllerden herhangi birinin hayata geçirilebilmesinin olmazsa olmazı gerek Kıbrıs Rumları gerek Kıbrıs Türkleri açısından hem fiziki hem de psikolojik güvenlik duvarlarının inşa edilebilmesi gereğidir.

Psikolojik duvar
Görmek ve anlamak gerekir ki Kıbrıs Rumları kuzey Kıbrıs’a baktığı zaman Kıbrıs Türk toplumunu değil, 85 milyonluk Türkiye’yi görmekte ve azınlık psikolojisi içerisinde kendini güvensiz, kırılgan, her an saldırıya uğrayabilir görmektedir. Kıbrıs Türkleri ise Rumlarla ilişkilerinde kendilerini azınlık psikolojisinde görmekte ve hele tüm adayı temsilen sadece Kıbrıs Rumlarının hükmettiği Kıbrıs Cumhuriyeti’nin AB üyeliği sonrasında Yunanistan ile bir anlamda birleşmeyi sağladığı algısını yaşamaktadır. Fiziki olduğu kadar psikolojik olan çözümün önündeki bu engellerin ortadan kaldırılabilme manivelalarından Rumlar açısından en önemlisi AB üyeliği iken, Kıbrıs Türkleri açısından ise Türkiye’nin adadaki varlığı, garantörlüğüdür. AB içindeki herhangi bir çözümde AB üyesi oluncaya kadar Türkiye’nin İrlanda-İngiltere arasında olduğu gibi Kıbrıs ile sınırlı olarak AB üyesi haklarına sahip olması güvenlik boyutunun olmazsa olmazıdır.
 
Rumların yeni “açılımı”
Tam da yeni bir sürecin “ön temasları” yapıldığı bir dönemde üzerinde oldukça uzun bir zamandır konuşulan ve anlaşıldığı kadarıyla gerek sendikalar, işverenler ve siyasi partilerle de görüşmeler tamamlandıktan sonra yapılan 14 maddelik Rum “günlük hayatı kolaylaştıran” adımlar, “bakın bir şeyler yapıyoruz” mesajını vermeyi amaçlıyor. 

Açılım mı, göz boyama mı?
Elbette, “palyatif, göz boyama paketi” gibi kınamak da zor. Bir dönemler Türkiye’de kullanılan slogan gibi “Yetmez ama evet” durumu var. 2007’de Tassos Papadopoulos hükümetinin aldığı vatandaşlıkla ilgili kararların sonuçları, o karar değiştirilmeden nasıl ortadan kalkacak? Rum yönetiminin tek taraflı olarak aldığı 14 maddelik Kıbrıs Türklerine yönelik “açılımın” ne sonuç getireceği, muhakkak ki, uygulama ile görülecek. Yine de Birleşmiş Milletler Genel Sekreterinin yeni bir temsilci ataması ardından ve o temsilcinin de önümüzdeki hafta adada yapacağı ilk temas öncesinde bu adımların atılması samimi açılımdan ziyade iyi niyet varmış gibi bir imaj çizmeyi amaçladığı yorumlarına yol açtı.

İyi niyet var mı? 
Niyet okumak belki hatalı olacak ama eğer Kıbrıs asıllı ana veya babadan olan ama anne veya babası Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan ve Kuzey Kıbrıs’tan adaya giriş yapan ya da orada yaşayan anne veya babaya sahip çocuklara vatandaşlık verilmemesi kararı maalesef kalkmadı. Kalkan, Papadopulos’un emri ile o gibi durumlarda başvurunun alınması, dosyalanması ve bekletilmesi uygulaması neredeyse 17 yıl sonra kaldırılıyor, o dosyalar da işleme alınıyor.


Esasa yönelik hiçbir değişiklik olmadığına göre anne veya babasının TC vatandaşı olan çocuklar ve evlilik yoluyla vatandaşlık alabilme hakkı keyfi uygulamalara mahkum halen, değişen bir şey yok. Tabii ki bu durum hem Kıbrıs Cumhuriyeti anayasasına hem de fiili olarak diğer ülke vatandaşlarına yönelik uygulamalarla uyumlu değil. Zaten gerek Avrupa Birliği gerekse de Avrupa kurumlarında Kıbrıs Rum yönetiminin sıklıkla karşılaştığı  tüm Kıbrıs’ın hükümeti iddiasına rağmen Kıbrıs Türklerine yönelik ayrım yapıldığı şikayetlerine yönelik bir adım bu.
Dahası, 2007’den bu yana bekletilen bu gibi vatandaşlık başvurularını işleme sokarken yine aynı 2007 bakanlar kurulu kararının, halen açıklanmayan, kriterlerine ve AB müktesebatına uygun davranılacakmış. Kıbrıs Rum lider Nikos Hristodulidis, “başvuruları inceleyeceğiz ve kararları yasallık, Kıbrıs Cumhuriyetinin yasa ve tüzükleri ile ab müktesebatı çerçevesinde verilecek"  diye ilan etti. Ne demek bu? Göreceğiz…

Doğuştan gelen haklar tanınmalı
Ancak, baba veya annesi Kıbrıslı ancak diğeri Türkiye hariç herhangi bir diğer ülkeden olan tüm çocuklar “ius sanguinis” yani “doğuştan gelen haklar” altında otomatik vatandaşlık hakkı kazanırken, niye anne veya babası Türkiye vatandaşı olan çocuklar 2007’den bu yana bu hak reddediliyor? Buna son verilecek mi? Belli değil. Ama, ısrarla vurgulamak gerekir, doğuştan gelen haklar tanınmalıdır.


Dul maaşının hak sahiplerine ödenmesi de keza uygulamada test edilmeli. Nöroloji ve genetik enstitüsü klinik hizmetlerinden Kıbrıs Türklerinin yararlandırılması da önemli bir adım. Acil sağlık ve ilaç ihtiyaçlarının tekrar başlaması önemli.


Avrupa Beceriler Yılı eylem planı çerçevesinde, insan kaynakları programlarına Kıbrıs Türk gençlerinin katılım hakkının sağlanması ve Verimlilik Merkezi’nin mesleki eğitim programlarına ve Avrupa Birliği müktesebatı gibi konularda eğitim seminerlerine Kıbrıs Türklerine katılım hakkının verilmesi de keza oldukça anlamlı.
Genç Kıbrıs Türklerinin 18 yaşını doldurdukları zaman 220 Euro tutarındaki Genç Kültür Kartı alma hakkının ve kültür etkinliklerine katılma imkanının sağlanması da önemli.
Yaşlı nüfusa iş bulma programı çerçevesinde geçil noktalarında yaşlıların görevlendirmesi geçişlerde ciddi sıkıntılar yaratıyordu. Paket içerisinde geçiş noktalarındaki personel sayısının artırılması öngörülüyor. Çare olur mu?

Metehan adımı önemli 
Keza, özellikle hafta sonlarında çok uzun kuyruklar oluşan Metehan (Ayios Dometios) Geçiş Noktasının genişletilmesi de pakette söz verildi. Gerçekleşirse önemli bir rahatlama sağlayabilir.
Rum kesimindeki okullarda okuyan Kıbrıs Türk çocuklarının okullarına ulaşımı için de Ledra Palas Geçiş Noktasında hem geçişi hem okula ulaşımı amaçlayan önlemler vaat ediliyor.
Lefkoşa Vatandaş Hizmet Merkezinde Türkçe bilen personel istihdam edilmesi de lisan nedeniyle yaşanan sıkıntıları gidermede önemli olabilir.

Arıtma tesisi, doğru yolda ciddi adım
Belki de en önemli adımlar ise son iki önlemde yer aldı. Arıtma adada ciddi bir sorun. Haspolat (Mia Milia) Atık Su Arıtma Tesisinin düzenli çalışmasının devamı çevre duyarlı herkes açısından büyük bir haber. Ayrıca, özellikle Hala Sultan Tekkesi olmak üzere Rum tarafındaki Müslüman kutsal yerlerine Kıbrıs Türk erişiminin sağlanması vaat ediliyor. Arıtma tesisi, doğru yolda ciddi adım, uygulanırsa önemli olabilir.


Açılım mı yoksa göz boyama mı sorusunun cevabı ancak uygulamada görülebilir. Yine de ısrarla söylenmesi gereken, uygulamada sıkıntılar görülse de insani temasların artmasını amaçlayan, günlük hayatı kolaylaştıran tüm önlemler, adada halkları yakınlaştırarak çözümü kolaylaştıracak adımlar olacaktır.