İkirciklilik işe yaramaz

Yusuf KANLI

Bir konuda sonuç alınması isteniyor ise hem nala hem mıha vurma siyaseti, ya da ikirciklilik, hiç de faydalı bir yöntem değildir.
Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun adaya yaptığı ve alışılmışın dışında oldukça uzun süren gezisi birçok açıdan Türkiye’nin Kıbrıs sorununun geldiği aşamayla ilgili görüşünü sergilerken, bir açıdan da sürmekte olan kafa bulanıklığının devam ettiğini gösterdi.
Öncelikle, Çavuşoğlu’nun halkla temas için seçtiği Yeni Erenköy köyü oldukça simgesel bir yer. Sadece Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’nın hani o BM kasasında saklanması kaydıyla verdiğini söylediği ama Rumlara da verdiği haritada Rumlara vermeyi kabul ettiği Karpas yarımadasında bir köy değil Yeni Erenköy. Orası aynı zamanda efsanevi bir mücadelenin kalelerinden birinin insanlarının 1974 sonrasında yerleştirildiği bir yer. Türkiye ve İngiltere’de üniversite eğitimi görmekte olan 400’ü aşkın genç Kıbrıs Türk’ü 1964’de  okullarını, derslerini, bırakarak ülke savunması için sandallarla Türkiye üzerinden Erenköy’e geçerek vatan savunmasına katıldı, kahramanca savaştı. Çok iyi donatımlı ve sayıca çok üstün Rum ve Yunan kuvvetlerini geri püskürterek Erenköy’ü düşmana teslim etmedi. Erenköy şimdi KKTC topraklarından ayrı, sadece özel izin veya deniz yoluyla ulaşılabilen ama vatanın ayrılmaz parçası, ve bir askeri bölge. Ağustos ayında Savunma Bakanı Hulusi Akar ve eşliğinde Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Güler, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Ümit Dündar, Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Hasan Küçükyüz ve Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Adnan Özbal Erenköy direnişinin 55’inci yıldönümü törenlerine katılarak Türkiye’nin bu konuda sürmekte olan duyarlılığı sergilemişlerdi.
Yeni Erenköy ziyareti ve konuşmasıyla da Çavuşoğlu Kıbrıs Türk cumhurbaşkanlığında ikamet eden arkadaşımızın cömertliğine inat toprak konusunda halkımızın hassasiyetinin Türkiye’de hangi düzeyde paylaşıldığını net bir şekilde sergiledi. Tabi ayrıca “garanti tabumuz değildir” ile başlayıp, kapalı kapılar ardında “biz evet dersek Türkiye’nin askeri de garantisi de kalmaz. Bu günkü dünyada garantiler çağ dışıdır” noktasına gelen bazı işgüzarlara net bir mesaj verdi. Gerçi Kıbrıs Türkleri arasında solculuğu Rum uşaklığı ve seviciliği zanneden bazı Stockholm sendromu mağdurları çok bozuldular ama, Çavuşoğlu’nun mesajı kulaklara küpe olacak tondaydı.
“Biz, Kıbrıs Türk halkı ve Türkiye Cumhuriyeti olarak çözümden yanayız. Ama siyasi eşitliği ve de aynı şekilde Kıbrıs Türk halkının tüm haklarını etkin katılım dahil, koruyan bir çözüm varsa biz buna varız. Yok efendim, ‘Sıfır garanti, sıfır güvenlik’. Ne dedik bunun için? ‘Rüya bile olamaz, hayal bile olamaz. Eğer böyle bir rüya gören varsa bundan vazgeçsin’. Böyle bir şey olmayacak. Neymiş efendim, modası geçmiş. Neyin modası geçmiş? Türkiye Cumhuriyeti olmasaydı Kıbrıs Türk halkının haklarını bu hidrokarbon zenginlikleri konusunda yiyip gidecektiniz. Her zamankinden daha fazla Türkiye Cumhuriyeti’nin güvenliğine ve garantörlüğüne ihtiyaç vardır. Etrafta sorun çok. Bu tarafta veya o tarafta kim bunun modasının geçtiğini söylüyorsa, özellikle Kuzey’de biri söylüyorsa bilin ki gaflet ve ihanet içindedir.”
Kim diyor “garantiler gereksiz” diye? Ben biliyorum, siz de gayet iyi biliyorsunuz, ama şimdi söylemek yakışıksız olacak. En azından makama saygı göstermek lazım. İnşallah yakında layık birisiyle doldurulacak.
Diğer yandan ise, Türkiye KKTC meclisinde 35 sandalyeye sahip ulusalcı, milliyetçi çoğunluğa rağmen, iktidarda “iki devletli çözüm” konusunu programına taşıyan bir hükümet olmasına rağmen ısrarla sadece Akıncı ve sol kesimin savunduğu federal çözüme kapı kapatılmasına, çözüm iki devletli olacak diye bir karar alınmasına uzak duruyor. Uzak durma ötesinde, “federasyonla birlikte tüm opsiyonlar masada” gibi abes bir terim kullanarak “yarı hamile” bir davranış içerisinde.
Bu ikirciklik niye? Çok mu zor Kıbrıs Türk halkının tercihine saygılıyız demek?
Masa mı devrilir, görüşmeler sona mı erer eğer KKTC meclisi “Görüşmelerin amacı iki devletli veya konfederasyon çözümdür” veya “Çözüm KKTC’nin devamını içermelidir” diye bir karar alıp, cumhurbaşkanının görüşmecilik mandasını “sadece federasyon” olmaktan çıkarması?
Kıbrıs’ta çözüm ancak ve ancak dik duruşla, net taleplerle gerçekleşebilir.
BM genel sekreterinin özel temsilcisi KKTC Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’ya, Rum lider Nikos Anastasiades’e yine mektup yazmış, durumdan ümitli olduğunu söylemiş.
Kolay gelsin. Defalarca başarısız olmuş bir formülü denemeye devam edip her başarısızlıktan sonra bir kez daha denendiğinde başarılı olabileceğine inanmak akılla, izanla izah edilebilir mi? Ya da, çözüm isteyen birisi aynı formülde ısrar eder mi?