Bir yere ait olamamak yalnızca yurdundan, doğduğun coğrafyadan ya da yaşadığın şehirden kopmakla mı ilgili? Aynı kentin içinde yaşarken de kendine ait bir alan bulamamak, toplumun giderek daha görünmez bir parçasına dönüşmek mümkün mü? Sanatçı Baran Kamiloğlu, “Haymatlos” serisiyle tam da bu soruların peşine düşüyor. Almanca kökenli “haymatlos” kavramını coğrafi yurtsuzluğun ötesine taşıyan Kamiloğlu, aidiyet, emek ve mülkiyet kavramları üzerinden modern kentte bireyin kendisine, çevresine ve yaşadığı topluma yabancılaşma hâlini ele alıyor. Sanatçının toplumcu gerçekçi bir çizgide şekillenen üretim pratiğinin yeni durağı olan seri, bir yere ait olamama duygusunu yalnızca fiziksel bir kopuş üzerinden değil, aynı şehirde yaşayan insanların birbirlerine ve kendi hayatlarına ne ölçüde yabancılaştıkları üzerinden tartışmaya açıyor.
Kamiloğlu’nun sergisi, haymatlos kavramını yalnızca yerinden edilme veya fiziksel bir yurtsuzluk hâli olarak okumuyor. Serginin çıkış noktası, aynı coğrafyayı paylaşan insanların dahi toplumsal sınıflar, emek koşulları ve mülkiyet ilişkileri nedeniyle birbirlerinden uzaklaşabileceği fikrine dayanıyor. Bir başka deyişle sergi, yurtsuzluğu yalnızca sınırların, göçün ya da zorunlu yer değiştirmelerin yarattığı bir durum olarak değil; insanın doğduğu, çalıştığı ve yaşamını sürdürdüğü yerde bile kendisine ait bir alan bulamaması üzerinden düşünüyor. Modern kentin yapısının giderek keskinleşen sınıfsal ayrımları, bireyin yaşadığı yere duyduğu aidiyeti de dönüştürüyor. Kent büyüdükçe ve farklı yaşam biçimleri arasındaki mesafe arttıkça, aynı sokakları paylaşan insanların birbirlerinin hayatlarına temas etme ihtimali de azalıyor. “Haymatlos”, bu görünmez sınırların içinde kalan bireyin kendisine ve toplumuna yabancılaşmasını, giderek anonimleşmesini ve yaşadığı kentin içinde bile yersiz yurtsuz kalmasını görünür kılmaya çalışıyor.

"Haymatlos kavramını coğrafi değil aidiyet anlamı üzerinden incelemeye çalıştım"
Toplumcu gerçekçi bir çizgide üretmeye çalıştığını söyleyen Baran Kamiloğlu, çalışmalarında toplumsal bir sorun teşkil ettiğini düşündüğü konulara yöneldiğini belirtiyor. “Haymatlos”un da bu meselelerden biri olan aidiyet kavramıyla kurduğu ilişkiden doğduğunu ifade eden Kamiloğlu, kavramı alışılmış anlamının dışına taşımayı tercih ediyor.
Kamiloğlu, serinin ortaya çıkışındaki düşünsel zemini şöyle anlatıyor:
“Genel olarak çalışmalarıma toplumcu gerçekçi bir çizgide yön vermeye çalışıyorum. Toplumsal bir sorun teşkil ettiğini düşündüğüm konulara yöneliyorum. Aidiyet meselesi de bu konulardan biri. Sanatçının bir derdi olmalı bence. Haymatlos da coğrafi anlamda kopuşun da ötesine işaret ediyor ve aidiyet meselesini açıklayan bir kavram. Kavramı asıl anlamından ziyade daha geniş bir çerçevede ele alıp çalışmaları da o çizgide üretmeye çalışıyorum. Üretimlerimden herkesin farklı çıkarımlar yapmalarını istiyorum, bu sebeple haymatlos kavramını herkes tarafından bilinen coğrafi anlamıyla değil de aidiyet kavramı üzerinden incelemeye çalıştım.”

"Modern kent insanları birbirinden uzaklaştırıyor"
Serginin açıklamasında, aynı coğrafyada yaşayan insanların dahi toplumsal sınıflar nedeniyle birbirlerine yabancılaşabileceğine dikkat çekiliyor. Kamiloğlu’na göre modern kentin bugünkü yapısı bu yabancılaşmayı daha da derinleştiriyor:
“Neoliberal çağda modern kentin katmanlı yapısı insanları birbirinden uzaklaştırıyor” diyen Kamiloğlu, farklı toplumsal sınıfların karşılaşma ve kesişme alanlarının giderek ortadan kalktığını belirtiyor. Ona göre bu durum, yalnızca fiziksel bir ayrışmayı değil, insanların birbirlerinin hayatlarına temas etme ihtimalinin de azalmasını beraberinde getiriyor.

Kamiloğlu bu düşüncesini, “Bu sebeple farklı sınıfların kesişme noktaları yok oluyor veya hiç var olamıyor” sözleriyle ifade ediyor.

“Kendine ait bir oda” bulamamak
Serginin kavramsal dünyasında öne çıkan ifadelerden biri de “kendine ait bir oda” fikri. Ancak Kamiloğlu için bu oda, dört duvardan oluşan fiziksel bir mekânı karşılamıyor. Sergideki diğer unsurlar gibi bu ifade de bireyin toplum içerisindeki konumuna dair daha geniş bir metafor olarak ele alınıyor.
Kamiloğlu, “Plastik olarak çalışmalarımdaki elemanlar nasıl ilk anlamlarını temsil etmiyorsa ‘kendine ait bir oda’ ifadesi de fiziksel bir mekâna atıfta bulunmuyor” diyerek odanın sergideki sembolik karşılığına işaret ediyor.
Böylece “oda”, yalnızca sahip olunan bir evin veya kişisel alanın değil, bireyin kendisini güvende, görünür ve ait hissedebileceği bir yaşam alanının karşılığına dönüşüyor.

Aidiyet, emek ve mülkiyet aynı hikâyede buluşuyor
“Haymatlos”un temel kavramlarından olan aidiyet, emek ve mülkiyet ise Kamiloğlu’nun çalışmalarında birbirinden bağımsız başlıklar olarak değil, birbirini tamamlayan ilişkiler içerisinde ele alınıyor.
Sanatçı, bu kavramları aynı çerçevede değerlendirme biçimini şöyle açıklıyor:
“Aidiyet, emek ve mülkiyet kavramlarına aynı çerçevede bakmaktansa, bunları birbirlerini tamamlayan şeyler olarak ele aldım. Ayrıca bu kavramların aralarındaki ilişkileri görünür kılmaya çalıştım.”
Bu yaklaşım, serginin “bir yere ait olmak” fikrini yalnızca duygusal bir mesele olmaktan çıkarıp bireyin yaşadığı kent, verdiği emek ve sahip olabildiği alanlarla birlikte düşünmesine imkân tanıyor.

Kentte görünmezleşen hayatlar
Modern kentin kıyısında kalan ve zamanla anonimleşen gruplar da serinin önemli meselelerinden birini oluşturuyor. Kamiloğlu, bu kesimlerin görünmezliğinin tesadüfi olmadığını, sıradanlığın içine yerleşen yaşam döngüsünün onları giderek daha fazla görünmez kıldığını düşünüyor.
Sanatçı, bu görünmezliği eserlerinde doğrudan görünür kılmaya çalıştığını belirterek şöyle diyor:
“Anonimleşen kesimlerin toplumsal bir soruna işaret ettiğini düşünüyorum. Çünkü sıradanlık içindeki bir yaşam döngüsü bu grupları mecburi bir görünmezliğe itmekte. Bu grupları da resimlerin ana konusu yaparak, görünür kılmaya çalıştım.”
Böylece sergide anonimleşen birey, yalnızca bir figür olmaktan çıkarak kentin içerisinde var olduğu hâlde görünmeyen insanların ortak temsiline dönüşüyor.

Gerçek kişilerden çok kavramların izinde
Kamiloğlu, seriyi üretirken belirli insanlar, mekânlar ya da kentte karşılaştığı tekil durumları doğrudan resmetmekten ziyade kavramın kendisine yoğunlaştığını söylüyor. Sanatçı, eserlerde karşılaşılan insan, mekân ve durumların gerçek hayattan birebir karşılıklar olmaktan çok metaforik bir işlev taşıdığını belirtiyor.
“Durumlar, insanlar ve mekânlardan çok kavram üzerine yoğunlaşmaya çalıştım” diyen Kamiloğlu, sözlerini şöyle sürdürüyor:
“Buradaki insan, mekân veya durumlar tamimiyle metafordan ibaret. Eserin ardındaki duyguya herkesin farklı şekilde yaklaşması benim için en ideali.”
Bu nedenle sergi, izleyiciye tek bir okuma biçimi dayatmıyor. Kamiloğlu’nun amacı, eserlerin karşısında duran kişinin kendi deneyimi ve kendi aidiyet duygusu üzerinden başka bir anlam kurabilmesi.

Fiziksel değil, duygusal bir yoksunluk
“Haymatlos” kelimesi bugün göç, mültecilik ve zorunlu yer değiştirme gibi fiziksel yerinden edilme deneyimlerini de çağrıştırıyor. Ancak Kamiloğlu’nun serisinde kavram, bu anlamın ötesinde daha içsel bir hâle dönüşüyor.
Sanatçı, “Haymatlos kelime olarak daha çok fiziksel yoksunluğu anlatırken ben bu sergide daha çok bu kavramı duygusal bir yoksunluk olarak değerlendirmeye çalıştım” diyor.
Bu yönüyle sergi, fiziksel olarak yerinden edilmemiş bir insanın da yaşadığı kent içerisinde kendisini yurtsuz, dışarıda veya ait olmadığı bir hayatın içinde hissedebileceği fikrine alan açıyor.

Serginin son sözü izleyicide
Kamiloğlu, “Haymatlos”ta izleyiciye kesin cevaplar vermekten ya da serginin sınırlarını baştan belirlemekten özellikle kaçınıyor. Onun için eser, sanatçının üretim sürecini tamamladığı anda bitmiyor, izleyiciyle karşılaştığında ise yeniden oluşmaya devam ediyor:
“Bu ve daha önceki sergilerimde izleyiciye keskin sınırlar koymayı amaçlamadım. Daha ziyade, resimlerimin yapıldıktan sonra da izleyici ile oluşum sürecine devam etmesi benim için daha önemli.”
Belki de bu nedenle “Haymatlos”un asıl sorusu, yalnızca “Nereye aidim?” değil. Aynı zamanda insanın kendi yaşadığı kentte ne kadar yer bulabildiği, emeğinin ve varlığının ne kadar görünür olduğu ve bütün bu ilişkilerin içerisinde kendisine gerçekten ait bir alan açıp açamadığı.
Kamiloğlu’nun serisi, haymatlos olma halini bir coğrafyadan kopuşun ötesine taşıyarak şehrin içinde yaşanabilen bir yurtsuzluk hâli olarak yeniden düşünmeye çağırıyor.

Ressam Baran Kamiloğlu’nun “Hay-Mat-Los: Aidiyetsizlik Üzerine” adlı sergisi, 8-25 Eylül tarihine dek Çankaya Belediyesi Zülfü Livaneli Kültür Merkezi’nde sanatseverlerin ziyaretine açık olacak.




