Hastalandığımızda,hemen doktorun kapısına düşeriz.
“Aman doktor, canım doktor” yalvarmaları ile çaresizliğe derman olmalarını isteriz. Doktorların çaremize merhem olmalarını bekleriz.
Oysa…
Sağlıklı yaşantımızda doktoru ve hastalığı hiç düşünmeyiz.
Buradan yola çıkarsak,103 yıllık Gençlerbirliği’ne geldiğimizde, futboldaki hastamızın başına gelen sıkıntılarda son aşamaya gelinmişti.
Bir ara “Düşmeyiz” mantığı ile maçları savsaklayanlar, sonunda küme düşme tehlikesi ile burun buruna geldi.
4 Genel Kurul ve 5 teknik direktördeki acaiplikleri ile futbol piyasasında olan Gençlerbirliği bu kaostan çıkışın yollarının arayıp dururken, kaostaki Arap saçını bir türlü çözemedi.
Eğer, bir ailede sıkıntılar varsa, önce kafamızı baba tarafına döner ve çare bulmasını isteriz.
Çare bulunmazsa sonuç ayrılışlara kadar gider.
İşte böyle durumda olan Gençlerbirliği’ndeki mevcut durumun ortaya çıkmasında tek hatalı Yönetim Kurulu’ndan başkası değildi.
Takımın düzlüğe çıkması doktor (!) olduğu söylenenler, göreve gelince, verdikleri ilaçlar ters tepki göstermeye başladığında yönetim iki elin arasına başının ne yapacağının şaşkınlığı içinde bulunuyor.
Süper Lig teknik adamlıkta tecrübesinden yoksun ve sadece Fenerbahçe’deki faal futbolculuğundaki başarısı ile ön plana çıkan Volkan Demirel Gençlerbirliği’nde sınıfta kaldı.
Sonra ne oldu sorusunun cevaplayalım:
Gençlerbirliği sınıfının teknik patronluğunda yöneticiyi ayakta karşılamadığından işine son verilen Metin Diyadin 2’nci kez koltuğa oturtuldu.
Ben, ikinci defa göreve getirilen Metin Diyadin’in ve Gençlerbirliği’nin başarılı olmasını dilerim.
Ama..
Dilim söylemeyip, elim yazarken, bu kaostan çıkılma konusunda iyimser değilim.
Aksi olursa…
Sonunda, tükürdüğümü yalamaya hazır olacağımı söylerken, özür dileme şansımı da kullanacağım.