Toplumların kaderini belirleyen yalnızca ekonomik koşullar değildir; aynı zamanda iktidarın kaosu nasıl yönettiği, bireylerin özgürlük ve güven arayışının ne ölçüde karşılandığı da belirleyicidir. Bugün yaşanan derin mutsuzluğun gölgesinde, bir kesimin refah ve memnuniyet içinde olması, bu çelişkinin rastlantısal değil, planlı bir düzenin parçası olabileceğini düşündürüyor.
Thomas Hobbes, “Leviathan”da kaosu devletin varlık gerekçesi olarak görür. Ona göre insanlar, kaostan kaçmak için güçlü bir otoriteye boyun eğerler. Ancak Hannah Arendt, modern siyasette bu kaosun bazen bilinçli biçimde yeniden üretildiğini; böylece bireylerin özgürlük alanlarının daraltıldığını vurgular. Günümüz bağlamında “plana uygun kaos” kavramı, bu ikiliği yeniden hatırlatır: Kaos, kimi için yıkım, kimi için ise iktidarını pekiştirmenin aracıdır.
Zygmunt Bauman ise modern toplumların “akışkan korkular”la yönetildiğini söyler. Belirsizliklerin sürekli kılınması, bireylerin güven arayışını otoriteye teslim etmelerine yol açar. Bu, mutsuzluğu kalıcılaştıran en tehlikeli süreçtir. Çünkü mutsuzluk olağanlaştığında, yurttaşlık bilinci, ortak iyilik ideali ve toplumsal sözleşme zayıflar.
Dolayısıyla bugünkü tabloyu yalnızca geçici bir kriz olarak değil, etik ve siyasal açıdan ciddi bir uyarı olarak okumak gerekir. Eğer mutsuzluğu kanıksarsak, kaos gerçekten plana uygun biçimde işler hale gelir. Eğer dayanışmayı ve özgürlüğü talep edersek, kaos yalnızca iktidarın değil, toplumun da yeniden yapılanmasının başlangıç noktası olabilir.