Yayla köylerinde hayat, şehrin alıştığı ritimden çok uzakta akıyor. Evler arasındaki mesafeler, yolların uzunluğu, kışın kapanan geçitler ve temel ihtiyaçlara ulaşmanın güçlüğü, burada yaşayanların gündelik hayatının bir parçası. Çocuklar içinse bu koşullara bir de eğitim meselesi ekleniyor. 12 yaşındaki Aleyna’nın hikâyesi de tam burada başlıyor. Aleyna için okul yolu, henüz 12 yaşındayken köyün sınırlarında sona eriyor. Bir yayla köyünde yaşayan Aleyna, dördüncü sınıftan sonra eğitimine devam edemeyince okul sırasından uzaklaşıp ailesine yardım ettiği gündelik hayatın içine çekiliyor. Onun hikayesi, tek bir çocuğun yarım kalan eğitiminden ibaret değil. Aleyna, aynı dağların, aynı yolların ve aynı imkansızlıkların içinde büyüyen çocukların, ailelerin ve koca bir coğrafyanın hikayesini taşıyor.
Yönetmen Muhammet Beyazdağ’ın Her Şey Yolunda belgeseli tam da bu noktada, uzaktan bakıldığında sıradan görünen bir hayatın içine yaklaşıyor. Bir çocuğun gündelik yaşamından yola çıkarak eğitime erişimden ulaşıma, sağlıktan iletişime ve beslenmeye kadar temel ihtiyaçların ne kadar uzağında kalındığını gösteriyor. Üstelik bunu büyük cümlelerin, dışarıdan kurulmuş hükümlerin peşinden gitmeden, Aleyna’nın kendi sesi, kendi bakışı ve yaşadığı yere dair anlatısı üzerinden yapıyor.
Beyazdağ’ın başlangıçta üç kız çocuğunun hikâyesini takip etmek üzere yola çıktığı film, çekim ve kurgu sürecinde Aleyna’nın anlatım gücüyle başka bir biçim kazanıyor. İlk başta filmin karakterlerinden biri dahi olmayan Aleyna, sade ve özgüvenli anlatımıyla hikâyenin merkezine yerleşiyor. Çünkü onun anlattığı yalnızca kendi hayatı değil, yaşadığı mezranın, oradaki çocukların, gençlerin ve büyüklerin ortak hikâyesi.
2022’de başlayan festival yolculuğunda Vancouver’dan Diyarbakır’a, İstanbul’dan Kayseri’ye uzanan çok sayıda gösterimle izleyiciyle buluşan Her Şey Yolunda, 15 ödülle de bu hikâyenin farklı coğrafyalarda karşılık bulduğunu gösterdi. Filmin adı ise belki de bütün bu hikâyeyi tek başına anlatıyor, Aleyna’nın da söylediği gibi, “Uzaktan her şey yolunda görünüyor.” Muhammet Beyazdağ ise kamerasını tam da o uzaklığın kapattığı yerlere çeviriyor.

“Aleyna’nın anlatım gücünü zedelemek istemedim”
Filmin başlangıçta üç kız çocuğunun hikâyesi üzerinden ilerlediğini belirten Beyazdağ, Aleyna’nın aslında ilk karakterlerden biri olmadığını söylüyor. Aleyna’nın kendi isteğiyle yapılan deneme çekiminin ardından hikâyeye dahil olduğunu anlatan Beyazdağ, filmin yönünü değiştiren süreci şöyle aktarıyor:
“Her Şey Yolunda belgeseli proje aşamasındayken, hatta çekim aşamasında bile hikâye temelde üç kız çocuğu üzerinden ilerleyecekti. Hatta çekimler yapılmıştı bile. Aleyna karakterlerden biri değildi. Kendisinin isteğiyle deneme çekiminden sonra karakterlerden biri oldu. Kurgu aşamasında film Aleyna’nın hikâyesiyle başladı. Aleyna’nın tüm hikâyeyi çok sade ve minimal biçimde anlatmasıyla diğer iki karaktere yer vermedik. Çünkü film hem kendini tekrar edecekti hem de diğer karakterler Aleyna’nın anlatım gücünü zedeleyebilirdi.”
Aleyna’nın kendi hikâyesini anlatırken aynı zamanda yaşadığı coğrafyanın koşullarını da görünür kıldığını ifade eden Beyazdağ, karakterin filmin merkezine yerleşmesini de buna bağlıyor:
“Kendisini, yaşadığı yeri çok açık, sade ve özgüvenli bir biçimde anlatabiliyor olması onu filmin tek karakteri yaptı diyebilirim.”

Bir çocuğun hikâyesinden bir coğrafyanın gerçeğine
Filmde Aleyna’nın yalnızca bireysel bir hikâyenin kahramanı olarak konumlandırılmadığını vurgulayan Beyazdağ, onun yaşadığı mezranın koşullarını da anlatabilmesinin filmin sınırlarını genişlettiğini düşünüyor. Yönetmen, bu noktada karaktere sınır çizmek yerine ona daha fazla alan açtığını söylüyor:
“Kendi bireysel hikâyesinin yanında yaşadığı mezranın da koşullarına hâkim olması hem hikâyeyi genişletti hem de bireysel bir hikâye olmaktan çıkardı. Artık sadece karakterin hikâyesini değil, orada yaşayan toplumun hikâyesini anlatıyorduk. Böyle bir durumda karaktere sınırlar çizmek yerine ona daha çok alan açmış oldum. Yaşadığı yerin hikâyesini de anlatınca kendi hikâyesini de daha konforlu bir yerden aktarmaya başladı.”
Beyazdağ’ın yaklaşımında Her Şey Yolunda, tek bir çocuğun yaşadığı mağduriyet üzerinden kurulmuş bir hikâyeden ziyade, aynı koşulları paylaşan çocukların ortak deneyimine açılıyor.

“Önce sosyal ve ekonomik adaleti sağlamak gerekiyor”
Filmin temel meselelerinden biri olan eğitime erişim konusunda Beyazdağ, yaşananları yalnızca yoksulluk kavramıyla açıklamanın eksik kalacağını düşünüyor. Kendisinin de aynı coğrafyadan geldiğini belirten yönetmen, filmde karşılaştığı koşulların kendisi için şaşırtıcı olmadığını söylüyor:
“Maalesef yaşadığımız coğrafyada bu tür hikâyeler fazlasıyla var. Bunun önüne geçmemizin temel koşulu da sosyal ve ekonomik yatırımların bölgelerin ihtiyaçlarına göre adaletli dağıtılmasıyla mümkün olabilir. Hatta bu tür bölgelerin öncelikli bölge olması gerektiğini düşünüyorum ki sosyal adaleti sağlamaya yaklaşabilelim. Aksi takdirde yıllar önce ve bugün yaşadığımız hikâyeleri bundan çok yıllar sonra da duymaya devam edeceğiz.”
Kırsalda yaşayan kız çocuklarının eğitim hakkını yalnızca ekonomik yoksulluk üzerinden okumamak gerektiğini söyleyen Beyazdağ, aynı bölgede daha iyi ekonomik koşullara sahip insanların da benzer sorunlarla karşılaşabileceğine dikkat çekiyor:
“Bir yoksulluk söz konusu fakat bu yoksulluğun nasıl oluşturulduğuna odaklanmak gerekiyor. Aynı bölgede yaşayan ve daha iyi ekonomik koşullara sahip birileri de yine aynı hikâyeyi yaşamak zorunda. Çünkü fiziksel ve sosyal şartlar sağlanamamış bir alandan bahsediyoruz. Durum böyle olunca sadece yoksulluk üzerinden hikâyeyi okumamız sağlıklı olmayacaktır. Önce sosyal ve ekonomik adaleti sağlayabilecek koşullar oluşturmak gerekir.”

"Söz konusu bir çocuk hikâyesi ise ebeveynlerinin de rızasını almak gerekiyor"
Bir çocuğun hayatına kamerayla yaklaşmanın beraberinde etik bir sorumluluk getirdiğini belirten Beyazdağ, bu sınırın yalnızca kurgu aşamasında değil, çekim sırasında da gözetilmesi gerektiğini söylüyor. Yönetmen, etik açıdan sorun gördüğü durumlarda kayda girmemeyi ya da kaydı durdurmayı tercih ettiğini ifade ediyor.
“Karakteri veya çevresini ‘sömürmeye’ başladığınız anda filmin duygusu ve samimiyeti değişmeye başlıyor. Orada sınırlarımızı açık bir şekilde bilmemiz gerekir. Söz konusu bir çocuk hikâyesi ise ebeveynlerinin de rızasını almak gerekiyor. Fiziksel ve psikolojik olarak zarar görmemesine dikkat etmek, onu utandıracak bir durumdan, istemediği bir alandan veya etik olmayan bir yerden kayıt yapmaktan kaçınmak gerekir.”
Beyazdağ’a göre etik sorumluluk, yalnızca görüntüyü kaydetmekle sınırlı değil. Filmin nerede ve hangi koşullarda gösterileceğini karaktere aktarmanın da bu sürecin bir parçası olduğunu belirten yönetmen şöyle konuşuyor:
"Karşılıklı sınırları korumak, kişisel mahremiyete özen göstermek ve karakterin rızasının olması önemli bir nokta. Her Şey Yolunda’da bunları sağladığımızı söyleyebilirim”

“Yerel bir hikâyenin globalde karşılık bulması hoş bir duygu”
Her Şey Yolunda Türkiye’deki festival yolculuğunun yanı sıra farklı ülkelerdeki izleyicilerle de buluştu. Vancouver Türk Filmleri Festivali’nde Seyirci Ödülü alan film, farklı coğrafyalardan izleyicilerin de ilgisini çekti.

Beyazdağ, bu karşılaşmaların filmin anlatmak istediği meseleyi değiştirmediğini ancak yerel bir hikâyenin farklı coğrafyalarda da karşılık bulmasının kendisi için önemli olduğunu söylüyor:
“Başka coğrafyalarda, bizden veya hikâyenin geçtiği yerden çok farklı insanların da bu filme dair bir duygusunun ve ilgisinin olması beni mutlu etti. Yerel bir hikâyenin globalde de karşılığını bulması ve takdir edilmesi hoş bir duygu.”

“Uzaktan her şey yolunda görünüyor”
Filmin adı ise hikâyenin kendisiyle kurduğu tezat nedeniyle ayrıca dikkat çekiyor. Her Şey Yolunda adının ilk olarak kendisi tarafından düşünülmediğini belirten yönetmen, filmin isminin Aleyna’nın bir cümlesinden doğduğunu anlatıyor.
“Proje ve çekim aşamasında filmin başka bir adı vardı. Aleyna’nın ‘uzaktan her şey yolunda görünüyor’ demesi filmin isminin konulduğu yer oldu. Bu ironik cümlenin filmin hikâyesine katkı sunduğunu düşündüğüm için buna karar verdik. Hem ironik bir yerden yaklaştı hem de her şeyin yolunda olduğunu düşünen insanlara aslında birçok şeyin yolunda olmadığını gösterdi. Bu da benim anlatmak istediğim hikâyeydi. Bu cümle, filmin yalnızca ismini değil, bakışını da özetliyor. Uzaktan bakıldığında sıradan görünen bir köy hayatının içinde eğitim hakkına erişemeyen çocuklar, temel ihtiyaçlara ulaşmakta zorlanan insanlar ve yıllardır değişmeden devam eden sorunlar bulunuyor."

“Seyircinin yanında götürmesini istediğim şey empati”
Beyazdağ’ın filmden seyircinin yanında götürmesini istediği en önemli kelime ise “empati”. Yönetmen, filmin çekildiği yerde yaşayan insanların kendi hayatlarını olağan görmesiyle, başka bir coğrafyadaki seyircinin bu hayatlara şaşırması arasındaki tezatın belgeselin asıl meselesini ortaya koyduğunu düşünüyor:
“Filmi çekerken o köydeki insanlara bu hikâyeyi çekmem garip gelmişti. Çünkü bu hayat onların normaliydi. Çok başka bir yerde ise film gösteriminde bir seyirci ‘Hâlâ böyle hayatlar var mı?’ diye şaşırmıştı. Bence bu iki tezat duruma tanık olduğumuzda birbirimizle empati yapabileceğiz ve biraz daha birbirimizi anlayacağız.”
Beyazdağ için belgeselin asıl amacı da görünmeyeni görünür kılmak. “Belgeselde görünmeyen, kimsenin duymadığı bir yeri ve hikâyeyi görünür kılmak istedim” diyen yönetmen, seyircinin yalnızca filmi izleyip salondan çıkmasını değil, hikâyenin zihninde devam etmesini istiyor:
“Uzaktan dahi olsa insanlar tanısın, tanık olsun, empati yapsın ve anlasın isterim. Seyircinin yanında götürmesini istediğim bir başka şey ise; zihinlerinde hikâyenin devam edebiliyor olması....”




