Tiyatro, bütünüyle “an”da yaşanan bir sanat dalı. İzleyicinin sahnedeki sanatçıyla doğrudan iletişim kurduğu, yalnızca seyircinin aklında ve kalbinde var olduğu sürece kalıcılığını koruyabilen bir alan. Nitekim Muhsin Ertuğrul, tiyatro için “Tiyatro heykel gibi taşa yontulmaz; bir nefeslik sanattır. Perde indiği an o temsil ölmüştür, ertesi gün oynanan bambaşka bir canlıdır” derken; performans teorisyeni Peggy Phelan da bu durumu “Tiyatro sanatının doğasında ölüm vardır. Her oyun başladığı an ölmeye başlar ve bittiğinde tamamen yok olur; tiyatroyu bu kadar canlı ve vazgeçilmez kılan da tam olarak bu faniliktir” sözleriyle ifade eder.
Tiyatroyu böylesine eşsiz kılan bu fanilik, madalyonun diğer yüzünde derin bir belleksizliği de beraberinde getirebiliyor. Kişisel çabalarla oluşturulan kısıtlı arşivler, Türkiye tiyatrosundaki bu hafıza kaybına karşı durmaya çalışsa da güncel oyunları, prova aşamalarını ve sanatçıların üretim süreçlerini kayıt altına almak, geleceğe nitelikli bir kültürel miras bırakmak adına hayati bir önem taşıyor.
Bu hafızayı diri tutma yolunda en kıymetli adımlardan birini, gazeteci Aslı Atasoy yönetmenliğini üstlendiği ‘Hadi Anlatsana Canikom’ belgeseliyle attı. Aziz Nesin’in kaleminden çıkan ‘Hadi Öldürsene Canikom’un ilk okuma masasından prömiyer gecesine uzanan mutfak serüvenini kayda alan belgesel, ilk gösterimini 33. Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali’nde yaptı.
Vigor Sanat bünyesinde, Serdar Akkaya’nın yapımcılığında hayata geçirilen çalışma; Barış Dinçel’in yönettiği, başrollerini Günay Karacaoğlu, Zeynep Kankonde ve Bülent Alkış’ın paylaştığı yapımın Ocak 2026’da başlayan hazırlık sürecine odaklanıyor. Perdenin açıldığı üç aylık serüveni mercek altına alan belgesel, tiyatroseverler için adeta bir ders niteliğinde. Rejisörün yaklaşımından oyuncu seçimine, dekor ve ışık tasarımından özgün müziklerin bestelenmesine kadar sahne arkasındaki tüm yaratıcı dinamiği gözler önüne seren yapım, izleyicinin sahnede gördüğü performansların ardındaki kolektif emeği ve disiplini hatırlatıyor.
Üstelik çalışma, yalnızca prova odasında gezinen bir kameradan ibaret değil. Yönetmen ve oyuncuların yanı sıra besteci Çiğdem Erken, kostüm tasarımcısı Başak Özdoğan, ışık tasarımcısı Osman Aktan, afiş tasarımcısı Galip Aksular ve uygulayıcı yapımcı Serdar Tuncer gibi sahne arkasındaki gizli kahramanların üretim süreçlerine de alan açıyor. Belgeselin en değerli sürprizi ise Aziz Nesin’in oğlu Ali Nesin ve oyunun ilk afişini tasarlayan Mengü Ertel’in oğlu Murat Ertel’in tanıklıklarıyla anlatının dünü ve bugünü buluşturması.
Tiyatronun yalnızca yetenekle değil; sıkı bir çalışma, uyum ve disiplinle var olduğunu gösteren “Hadi Anlatsana Canikom”u, yönetmeni Aslı Atasoy ile konuştuk.

Provalar izleyici için her zaman bilinmezler taşır, sahne "büyüsünü" bozmamak adına da izleyicili gerçekleşmez. Aziz Nesin’in “Hadi Öldürsene Canikom” metninin mutfağına girme fikri nasıl doğdu? Sizi ilk okuma masasından itibaren kamerayı çalıştırmaya iten temel motivasyon neydi?
Evet bu tip sanatsal üretimlerin mutfağını belgelemek çok sık rastlanan işlerden değil. Özellikle tiyatro oyunlarının yaratım süreçleri ülkemizde pek belgelenmiyor. Proje, Serdar Akkaya’dan geldi. Kendisi ülkenin en çok üreten tiyatro ve sanat organizasyon firmalarından biri olan Vigor’un kurucusu ve sahibi. Bu projenin sahnelenme sürecini belgesele dönüştürüp dönüştüremeyeceğimi bana sorduğunda hemen kabul ettim. Nasıl yapabileceğimi düşündüm ve bir akış, izlek belirledim. Kamerayı salt adım adım tanıklık eden bir araç olarak görmedim. Tarihe not bırakan, sürecin en anlamlı, göz alıcı ve sanatsal yerlerini kayıt altına alan ve kurgusuyla fark yaratan bir iş bırakmak en büyük motivasyonum oldu.
Belgeselci olarak prova odasında bulunmak hassas bir denge anlamına da geliyor. Kamera oradaki yaratıcı akışı bozabilir ya da manipüle edebilir. Oyunun yönetmeni Barış Dinçel ve ekiple bu mahremiyet sınırını nasıl çizdiniz? Kamera prova odasında ne kadar görünmez ne kadar katılımcıydı?
Söz konusu bu kadar profesyonel bir ekip olunca bu dediğinizin gerçekleşmesi pek mümkün değil. Hayatlarını kamera önünde geçirmiş, ülkenin en popüler isimlerden oluşuyor. Belki bazı yerlerde kamera etkisi olmuş olabilir ama manipüle etmek gibi bir durum istesek de olamazdı. Kendi alanlarının sınırları çok iyi çizdiler. Biz de buna dikkat ettik. İlk toplantılara, okuma provalarına girdikten sonra bir ara verdik. Daha sonra tekrar provalara katıldık. Ayrıca oyunla ilgili hazırlık sürecinde farklı aşamalarda da kamera kayıttaydı. Kostüm, peruk, teknik hazırlıkları çok önemsedim. Doğal bir atmosferde çektim. Kimseyi yönlendirmedim, hatta mümkün mertebe iletişim kurmamaya çalıştım.

Elinizde üç aya yayılan 70 saatlik ham görüntü vardı. Bir oyunun metin analizinden prömiyer alkışına kadar geçen organik ritmini 55 dakikaya sığdırırken dramaturjik ve kurgusal açıdan neleri feda etmek zorunda kaldınız? Kurgu masasında pusulanız ne oldu?
Belgesel doğası gereği uzun sürelerde çekilmesi gereken bir üretim. Ancak biz 3 aylık prova sürecini çekmek için yola çıktık. Uzun uzun yaptığımız çekimleri yaklaşık 2 ay boyunca izleyip kaba kurgusunu yaptım. Bu da yaklaşık 4 saate tekabül etti. Daha sonra da 1 ay boyunca onu 55 dakikaya indirdim. Elbette çalıştığım kurgu editörlerinin yardımıyla yaptım bunu. Duygunun olduğu yerleri aldım. İşin ruhunu aktaran, gelişimini ve doğallığını gösteren yerleri seçtim. Oyunun işini yapan titiz bir rejisörü ve akışı vardı ben de kendi bağlamımı kurdum. Ortaya çıkan şey onların emeğini benim bakış açımla gösteren bir iş oldu. Oyun elbette çok uzun zaman oynanacak. Ancak zamanı gelip bu ekip yaptığı gösterimlere son verince, belgesel o oyunu ve emeği aktarmaya devam edecek. Bu gerçekten etkileyici bir şey. Kurmaca filmde herkes filmde anlatılanların gerçek olmadığını bilir ama belgeselde her şey gerçektir. En azından hakikatle bağı ve derdi olan yönetmenler için bu böyledir. Sanırım belgeselin sihri ve gücü de burada yatıyor.

Günay Karacaoğlu, Zeynep Kankonde ve Bülent Alkış gibi güçlü oyuncuların rollerine adım adım bürünüşünü belgelediniz. Oyuncuların metinle yüzleştiği, tıkandığı veya rolü keşfettiği kırılma anlarını kaydetmek bir belgeselci gözüyle size oyunculuğa dair neler düşündürdü?
Oyuncular o kadar profesyonel ki dokundukları tüm işleri değiştirip dönüştürebilecek yeteneğe sahipler. Rejisörle, metinle ya da kendi aralarındaki iletişimde farklı aşamalardan geçtiler ve nihayetinde istedikleri sonuca ulaştılar. Elbette adım adım örülen çok büyük bir emek söz konusu. Ve bu emek sahnede 3 kişilik gibi dursa da başta rejisör olmak üzere, yapımcının ve yapım ekibinin uzun soluklu özverili çalışmasından oluşuyor. Bu açıdan çok güçlü bir enerjiye tanıklık ettiğimi söyleyebilirim.
Belgeselde Ali Nesin ve Murat Ertel’in anlatımları da yer alıyor. Güncel bir oyunun prova sürecini anlatırken anlatıyı tarihsel köklere ve Mengü Ertel gibi sahne tasarımının büyük ustalarına bağlama kararı belgeselin omurgasını nasıl dönüştürdü?
Söz konusu metin Aziz Nesin’in olunca oğlu Ali Nesin’in tanıklığı benim için çok önemliydi. Çok anlamlı şeyler anlattı. Babasının tiyatro yazarlığı konusundaki üretimlerini, kişiliğini, metinlerinin gücünü ondan dinledik. Ali beyden bunları dinlemek belgesele güç kattı. Yine tasarım sanatçısı Mengü Ertel’in sanatçı oğlu Murat Ertel’in tanıklığı da başka açıdan önemliydi. Aziz Nesin’in kitaplarının kapaklarını çizmiş efsane grafik sanatçısı Mengü Ertel’i, Murat Ertel’den dinledik. Belgeselin anlamını derinleştiren tanıklıklar olması açısından önem taşıyor.
Aziz Nesin metinlerinin günümüz tiyatro diliyle yeniden yorumlanması hem sosyolojik hem sanatsal bir katman taşıyor. Nesin'in kara mizahı ve yalnızlık teması, 2026'nın sizin kameranızda nasıl bir karşılık buldu?
Metni işleyen, yorumlayan ekibin çalışmasını aktarmaya çalıştım. Bu süreçte Aziz Nesin’in mizah anlayışının sağlam bir toplumsal analizden kaynaklandığını bir kez daha görmüş oldum. Bu metin nerdeyse 75 yıl önce yazılmış ancak tazeliğinden hiçbir şey yitirmemiş. Ve zamansız bir metin olarak her dem oynanacak bir niteliğe sahip. O zaman da insan ilişkileri, kadın olmak, iletişim zorluklar taşıyormuş şimdi de. Aziz Nesin bunu ince bir mizahla aslında çok da dokunaklı bir yerden anlatıyor. Bunu da bazı sahnelerde paralel kurguyla göstermeye çalıştık.
Bu proje Türkiye’de bağımsız tiyatroların ve yapımcıların kendi arşiv süreçlerini kayıt altına almaları adına bir emsal teşkil edebilir mi? Gazeteci ve belgeselci kimliğinizle sahne sanatları belleğine dair yeni projeleriniz olacak mı?
Umarım böyle bir yol açar. Ancak biliyorsunuz sinema sanatı çok büyük bütçeler gerektiriyor. Genellikle çok usta ve ünlü oyuncuların portre belgeselleri çekiliyor. Bunun dışında oyunların hazırlık süreçlerinin çekilmesi sık rastlanan bir durum değil.
Bu arada, yeni projelere başladım. Çünkü çekimler bittikten sonra benim için film de bitmiş oluyor. O nedenle hızla yeni bir işi çekmeye başladım.
Film ilk gösterimini Adana'da yaptı. İzleyicilerin yorumları, tepkileri ne yönde oldu? Filmi ileride izleyecek kişilerin hangi duygu ve düşünce ile salondan ayrılmasını aklınızda umarsınız?
Güzel bir gösterim oldu. Adana’da tutkulu bir festival izleyicisi var. Tüm filmlere ilgi büyük. Belgeselim de ilgiyle izlendi. Filmin sonundaki soru-cevap kısmında sorularla belgeseli konuştuk. Benim için çok güzel bir buluşma oldu. Filmi izleyenlerin oyunlardan çıktıktan sonra bir tiyatro oyunundaki devasa emeği fark ederek kolektif çabanın gücüne tanıklık etmelerini istiyorum. Bu ve benzeri filmler, tarihe bırakılan izler olarak emeklerin sonsuzluğunu vurgulayacak.




