AB’NİN KRİTİK SEKTÖRLERİ KORUYAN GÜVENLİK STRATEJİSİ İLE 800 MİLYAR EURO TOPLUMLA BULUŞURKEN TÜRKİYE’DE BİLİM İLETİŞİMİ NEREDE DURUYOR?
AB Komisyonu ile Brüksel’de 12 Haziran 2025 tarihinde düzenlenen Bilim ve İş Politikaları Forumu’nda, AB'nin güvenlik ve savunma mimarisini 2030 yılına kadar kökten yenilemeyi hedefleyen yeni AB güvenlik inisiyatifi ve savunma stratejileri olan ReArm Europe ve Readiness 2030 tanıtıldı. Bu planlarda Türkiye gibi kilit ortakları da doğrudan etkileyen enerji, teknoloji, dijital güvenlik, tedarik zincirleri ve AR-GE alanlarında güvenlik ve yatırım yol haritası çizildi. Zirvede stratejik güvenlik, enerji altyapısı ve dijital tehditleri içeren yeni politikaların kamuoyuna doğru ve zamanında anlatılması ihtiyacı vurgulandı. Bilim gazetecileri artık bilgi aktarırken toplumsal hazırlığa da şekil veriyor; sadece laboratuvar buluşlarını değil, Avrupa’nın ortak güvenlik politikalarının içeriği ve etkilerini de kamuya açıklama sorumluluğunu da taşıyor.
Yeni ticaret savaşlarıyla güvenlik mimarisi sarsılan Avrupa kritik bir döneme girdi. “Tasarla ve hazırlan” ilkesiyle tüm kurumlarda temel politikalar, araçlar ve programlar acilen ele alındı. Avrupa Savunmasının Beyaz Kitabı Readiness 2030 (eski adıyla ReArm Europe), Avrupa’nın uzun vadeli savunma kapasitesini güçlendirmek amacıyla 2030 yılına kadar yaklaşık 800 milyar Euro'luk bir finansman sağlamayı hedefleyen kapsamlı bir strateji ve finansal adımlar öneriyor. Avrupa Yatırım Bankası (EIB) savunma ve güvenlik sektörlerinde büyük bir yatırımcı olmaya hazırlanırken, Avrupa Yenilik Konseyi (EIC) de çift kullanımlı teknolojileri geliştiren şirketleri destekliyor.
AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, AB savunma ve yatırım stratejisini “Bu yatırım, Avrupa’nın stratejik egemenliğini inşa etme planıdır” diyerek özetledi. Finlandiya Eski Cumhurbaşkanı Sauli Niinistö, jeopolitik güvenlik perspektifini; Avrupa İnovasyon Konseyi, Yatırım Bankası IC & EIB Temsilcileri, çift kullanımlı teknoloji ve finansman desteğini dile getirdiler. Sektör uzmanları enerji, dijital, ulaşım, sağlık, yarı iletken, kritik altyapı ve siber güvenlik konularında proaktif olmayı önerdiler. EIC’den bir yetkili ise “Bu yatırımlar sadece koruma sağlamakla kalmayacak, Avrupa’nın küresel inovasyon liderliğini sürdürmesini de sağlayacak” dedi.
Hem Sivil Hem Askeri Amaçlarla Kullanılabilen Çift Kullanımlı Teknoloji Ön Planda:
Finlandiya Eski Cumhurbaşkanı, Sauli Niinistö “hazırlıklı olmak tasarımla başlar” ilkesi etrafında şekillenen 2024 raporunda, AB’nin askeri ve sivil alanlarda bütünsel bir kriz yönetimi modeli geliştirmesini talep etti; bürokratik gecikmelerle prosedürlere takılıp kalmak yerine hızlı ve koordineli eylem çağrısı yaptı. Yeni güvenlik stratejilerinde sivil ve asker arasındaki duvarın yerine “360 derecelik bir güvenlik yaklaşımı” gerektiğini ifade etti.
Bazı sektör temsilcileri AB'nin enerji ve ulaşım altyapısında dışa bağımlılık gibi fiziksel risklerinin yanı sıra siber saldırılar, IP hırsızlığı, dijital casusluk gibi dijital tehdit boyutlarına dikkat çekti. Enerji, dijital, ulaşım, sağlık ve yarı iletken sektörlerinden gelen uzmanlar, enerji ve ulaşım altyapılarını hedef alan siber saldırılar, ilaçta ve yüksek teknolojide tedarik zinciri kesintileri, dijital casusluk ve fikri mülkiyet hırsızlıkları gibi sorunları vurguladılar. Yarı iletken (çip) üretiminde Avrupa’da bir teknoloji güvenliği açığı olduğu belirtildi.
Toplantıda AR-GE Güvenliği de masaya yatırıldı. Avrupa Savunma Fonu (EDF) ve Horizon Europe gibi AB programlarının araştırma ve inovasyon altyapısını ne ölçüde koruyabildiği sorgulandı. EDF programlarının bu tehditlere karşı daha etkili olması istendi. Avrupa Yatırım Bankası (EIB) ve Avrupa İnovasyon Konseyi (EIC) temsilcileri, sivil ve askeri alanlarda kullanılabilecek hem sivil hem askeri amaçlara yönelik çift kullanımlı teknolojilere yatırım yapmanın önemini vurguladılar. Özellikle siber güvenlik, yapay zekâ ve yeni nesil mikroçipler gibi stratejik alanların desteklenmesine dikkat çekildi.
Readiness 2030 Toplantısı Türkiye için ne Anlama Geliyor?
AR-GE ve İnovasyon Güvenliğinde öne çıkan bazı başlıklar, Türkiye’nin TÜBİTAK ve savunma sanayii kuruluşlarıyla AB projelerinde oynayabileceği potansiyel rolü artırıyor. Uzmanlara göre Türkiye ortaklı Ar-Ge projeleri, karşılıklı güvenlik için büyük fırsatlar sunuyor. Türkiye, hem enerji koridoru olarak AB’ye doğalgaz ve elektrik geçişi sağlıyor, hem de teknoloji tedarik zincirlerinde önemli bir aktör. Ayrıca, Türkiye’nin savunma sanayii ve AR-GE faaliyetleri, AB’nin inovasyon ekosistemleriyle daha fazla entegre oluyor. Bazı konular ise Türkiye ile doğrudan ilişkili, örneğin: 1) Enerji Koridorlarında İş Birliği: AB'nin tedarik güvenliği arayışı, Türkiye ile enerji projelerini yeniden gündeme taşıyabilir ve Türkiye’nin AB’ye doğalgaz ve elektrik geçişindeki rolü daha da önem kazanabilir. 2) Siber Güvenlik ve Dijital Altyapı Uyumu: Siber tehditlere karşı artan iş birliği ile Türkiye’nin regülasyon ve teknoloji politikaları AB’ye daha uyumlu hale getirilebilir. Ortak güvenlik protokolleri ve uyumlu düzenlemelerle yeni iş birlikleri gelişebilir. 3) AR-GE Fonlarına Katılım: Avrupa’nın savunma ve teknoloji fonlarına Türk araştırmacıların ve girişimlerin erişimi artabilir. Türkiye’nin üretim yetenekleri Avrupa için stratejik destek sağlayabilir. 4) Yarı İletken & Çip: Türkiye’nin üretim ve girişimci yetenekleri Avrupa için stratejik destek sağlayabilir.
Büyük harcamalar büyük değişimler getirir. Özel sermayenin mobilize edilmesi için yeni mekanizmalar gelişir mi? Sektörlerden gelen alarm zilleri AB bütçe kurallarının gevşetilmesini gündeme getirir mi?
Readiness 2030 sadece AB’nin bir güvenlik planı değil; aynı zamanda komşu ülkelerle daha derin stratejik ortaklıkları da gündeme getirdi. Türkiye'nin enerji geçişi, teknoloji üretimi ve siber güvenlik kapasiteleri göz önüne alındığında, Brüksel’deki bu toplantının Ankara’da da karşılık bulması kaçınılmaz gibi görünüyor.
Readiness 2030’un ardından YÖK’ün “BİLİM VATAN” Projesine Yeni Bir Bakış
12 Haziran 2025’te Brüksel’de düzenlenen Avrupa’nın “Readiness 2030” üst düzey toplantısı, AB’nin stratejik güvenlik hedeflerini yeniden tanımlayan önemli bir eşik oldu. Toplantının odağında; enerji, yarı iletkenler, sağlık, ulaşım ve dijital altyapı gibi kilit sektörlerin korunması; bu sektörlerde teknolojik ilerlemenin güvence altına alınması ve toplumsal direncin artırılması yer aldı. Toplantının bazı başlıkları Türkiye’nin bilim ve güvenlik gündemi ile örtüştü. Örneğin, enerji güvenliği, yarı iletken üretimi, dijital altyapı yatırımları, sağlık sistemlerinin dirençliliği ve ulaşım ağlarının korunması gibi kritik sektör liderlikleri; fiziksel tehditler, siber saldırılar, IP hırsızlığı ve dezenformasyon kampanyaları gibi dijital tehditler spektrumu; Avrupa Savunma Fonu (EDF) gibi programların inovasyon ekosisteminde beliren AR-GE güvenliği öne çıktı.
Ancak, tüm bu teknik ve jeopolitik konuların arasında bilim iletişiminin rolü hayati önem kazandı. Geliştirilen stratejilerin sadece siyasiler veya diğer karar alıcılar arasında değil, toplumun tüm kesimlerinde anlaşılır ve sahiplenilir hâle gelmesi, bilim iletişiminin asli görevlerinden biri oldu. Bu stratejilere yalnızca devletlerin değil, akademi, özel sektör ve toplumun da ortak olması gerektiği ve toplumun hazırlanması vurgusu yapıldı. Avrupa toplumu, bilimsel gelişmelerin yanı sıra bilimin güvenlik politikaları ile nasıl iç içe geçtiğini de sorgulamakta.
Türkiye, coğrafi konumu, enerji geçiş noktası olması, büyüyen AR-GE altyapısı ve yüksek teknolojiye yönelik stratejik yatırımlarıyla bu tablonun doğal bir aktörü. Ancak sadece teknoloji üretmek yetmiyor; bu teknolojilerin kamuoyunda doğru anlaşılması, sahiplenilmesi ve güvenlik ve gelişim dengesi içinde değerlendirilmesi gerekiyor.
Bu bağlamda, Türkiye’de YÖK’ün öncülüğünde başlatılan Bilim Vatan Projesi, bu uluslararası gündemle güçlü biçimde örtüşmekte. Üniversiteleri yalnızca bilgi üreten değil, aynı zamanda bu bilgiyi toplumla buluşturan yapılar hâline getirme hedefiyle başlayan bu Proje, Türkiye’nin kalkınma öncelikleriyle bilimsel üretimi senkronize etmeye çalışmakta. Toplumda güvenlik refleksleri ve inovasyon becerileri geliştirmek ve kamuoyunda farkındalık yaratmak noktasında ise bilim iletişimi devreye girmekte. Bilim Vatan Projesi'nin sürdürülebilirliği, karmaşık teknik bir bilgiyi halkın anlayacağı, sahipleneceği ve destekleyeceği bir şekilde anlatabilmekten geçer.
YÖK’ün Bilim Vatan Projesi akademiden kamuya doğru giden bir bilim iletişimi eylemidir. Bu proje Türkiye’nin ulusal yükseköğretim vizyonunu yeniden şekillendirmeyi amaçlarken, bilimin sadece üniversite koridorlarında kalmaması gerektiği fikrini de merkezine alır. Projenin ana eksenleri şunlardır: 1) Akademik üretimi yerli ve milli hedeflere yürütmek; 2) Bilimsel bilgiyi toplumla doğrudan paylaşmak; 3) Araştırmacıları ülkeye katkı sağlayacak stratejik alanlara yönlendirmek. Tüm bu amaçlar, AB’nin Readiness-2030 öncelikleriyle doğrudan örtüşüyor. Enerji bağımsızlığı, dijital güvenlik, sağlık altyapısı gibi konularda Türkiye’nin bilimsel kapasitesinin artırılması, yalnızca teknik bir hedef değil; aynı zamanda toplumsal farkındalık ve destekle büyüyebilecek bir misyondur.
Mart 2016’da katıldığı bir TV programında "Türkiye'nin geleceği için cahil nesil lazım" diyen İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi’nde Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Bülent Arı, 2016 –2019 yılları arasında YÖK Başkanlığı, Denetleme Kurulu Üyesi idi. Prof. Dr. Bülent Arı, Türkiye'deki en tehlikeli kesimin “okumuş kesim” olduğunu dile getirmiş, okuma oranı arttıkça kendisine afakanlar bastığını söylemiş ve eğitimsiz, cahil halkın feraset sahibi olduğunu ve bu yüzden onlara daha çok güvendiğini söylemişti. Bu sözler, 2016’da kamuoyunda büyük tartışmalar yaratmıştı. Bilim Vatan Projesi açısından üniversitelerden halka doğru giden bilim akışında geri besleme döngüsü önem taşır. Bu sıra dışı Türkiye örneği acaba halktan üniversiteye doğru giden yeni bir bilimsel anlayış akışı sağlama potansiyeli mi öngörmekte? Bütünsel bir güvenlik anlayışını temel alan 800 Milyar Euroluk bir AB güvenlik stratejisi, savunma sanayine ve sivil altyapılara ortak finansman çerçevesi getirirken veya sivil ve askeri alanlarda kullanılabilecek çift kullanımlı teknolojilere yatırım yapmanın önemi artarken acaba halkın feraseti bilimi ne ölçüde önceler?
Avrupa’nın ve Türkiye’nin bilimsel ve stratejik hedefleri, yalnızca siyasiler veya teknokratlar tarafından değil, bilim gazetecileri, eğitmenler ve iletişimciler tarafından da her yönüyle anlaşılmalıdır. YÖK ’ün Bilim Vatan Projesi medya ve toplumsal iletişim vizyonuna stratejik bir katkı sağlamalıdır. Bilim Vatan akademik üretimin medya aracılığıyla kamuoyuna anlatılmasını da içermelidir. Avrupa örneklerindeki gibi Türkiye’nin bilimsel kapasitesi kadar bilim iletişimi altyapısının da geliştirilmesi gerekir. YÖK’ün “Bilim Vatan” gibi projeleri yalnızca akademik değil, topluma açık iletişim kanallarını da kapsamalıdır. Lakin “kopyala-yapıştır, önünü kes, alanını kap” diyen okumuşlar veya ferasetli olduğu sanılan cahil kurnazlar nerden bilinir?
Bilim Gazetecilerine Yeni Görev: Kamuoyunu Stratejik Güvenlik Konularında Bilgilendirmek
Brüksel’deki Readiness 2030 toplantısı yalnızca savunma, enerji ve teknoloji sektörleri için değil; bilim iletişimi ve kamunun bilgilendirmesi açısından da bir dönüm noktasıdır. Avrupa İnovasyon Konseyi (EIC) ve Avrupa Komisyonu temsilcileri, özellikle sivil ve askeri amaçlı çift kullanımlı teknolojiler hakkında toplumsal farkındalık oluşturmanın önemine vurgularken, toplantıda dile getirilen siber saldırılardan yarı iletken bağımlılığına kadar açılan tehdit yelpazesi yalnızca askeri stratejileri, politik karar mekanizmasını değil, tüm toplumu doğrudan etkilemektedir.
Bilim gazetecileri ve bilim iletişimcileri, çift kullanımlı teknolojilerde stratejik güvenlik konularının karmaşık yapısını anlayarak kamuoyuna doğru ve zamanında bilgi aktarma sorumluluğunu taşımaktalar. Bilim iletişiminin üç yeni temel görevi var: 1) Karmaşık politikayı sadeleştirmek: Yatırım fonları, teknolojik riskler ve savunma stratejileri gibi alanlarda halkın anlayabileceği bir anlatım dili geliştirmek, AB Stratejik belgelerini daha sade ve anlaşılır kılmak. 2) Risk iletişimi ile kamuoyunu hazırlamak ve kriz öncesi farkındalık yaratmak: Riskler ve fırsatlar konusunda kamuyu zamanında bilgilendirmek. Siber tehditler, nükleer tehditler, enerji krizleri gibi riskleri topluma önceden anlatmak; olası enerji kesintileri, veri ihlalleri ya da altyapı zafiyetleri gibi durumlar gerçekleşmeden önce toplumu hazırlıklı hale getirmek. 3) Güvenlik ve inovasyon arasında denge kurmak, yani gelişmenin hızına uyumlu bir toplumsal bilinç oluşturmak. 4) Bilimsel özerkliği korumak: AB fonlarıyla desteklenen araştırmaların şeffaflığını ve etik denetimini takip etmek. AB ve Türkiye iş birliklerini kamuoyuna şeffaf şekilde aktarmak.
Teknolojiye yatırım kadar, o yatırımı anlamlandırma süreci de stratejik önem taşır. Bilim gazeteciliği, bu anlamlandırma görevini üstlenen en kritik halkadır. Geleceğe hazırlık, alanda öncül olan kişilerin bilgileriyle başlar. Bilimsel birikimini halka aktarma çabasıyla medyada "çığlık atmak" zorunda bırakılan uzmanlara sivil toplum, devlet kurumları ve uluslararası yapılarla iş birliği içinde, kurumsal kapasitenin sürekliliği ve toplumun bilimsel bilinçlenmesi hedefiyle YÖK etiği adına aktif roller sunulabilir. Bilim iletişimi ve bilim gazeteciliği alanında öncül olup ta akademik alın teri dışlanan uzman kişilerin sistem dışına itilmesi stratejik kayıplara yol açabilir.
200 TL’de resmi olan Yunus Emre, medrese eğitimi almış; Arapça ve Farsça öğrenmiş, İran ve Yunan mitolojisini çalışmış ve tasavvuf tarihini incelemiş, Anadolu’da gezerek ilmini halka yaymış bir Türkmen dervişidir. Tapduk Emre'nin dergâhında odun keserek yetişen Yunus Emre der ki:
Gezdim Halep ile Şam’ı, Eyledim ilim talep; meğer ilim bir hiçmiş, İllâ edep, illâ edep.
Girdim ilim meclisine, eyledim kıldım talep; dediler ilim geride, İllâ edep, illâ edep.