Narin’in cansız bedeninin bulunmasının üzerinden bir yıl geçti. Bir yıl…
Bir insan ömründe kısa sayılabilecek bu süre, adalet arayışında tarifsiz bir boşluğa dönüştü. Çünkü aradan geçen zamanda Narin’in hayatını kaybetmesine yol açan karanlık, hâlâ tam anlamıyla aydınlatılamadı. Hiçbirimiz neden öldürüldü sorusunun cevabını bilmiyoruz.
Yargılama süreci, olması gerektiği gibi şeffaf, hızlı ve titiz ilerlemedi. Delillerin karartılmasına açık önlemsizlikler, kaybolan izler, göz göre göre ertelenen duruşmalar… Ve her geçen gün, toplumun hafızasında büyüyen bir yara: Cezasızlık.
Bu yalnızca Narin’in davası değil. Bu, Türkiye’de her gün şiddete maruz kalan, öldürülen, kaybolan kadınların ve çocukların ortak hikâyesi. İstatistikler, raporlar, çığlıklar… Hepsi aynı gerçekle yüzleştiriyor bizi: Kadına ve çocuğa yönelik şiddet karşısında etkin korunma sağlanmadığında, adalet geciktiğinde, aslında hepimiz kaybediyoruz.
“Geciken adalet, adalet değildir.” Bu söz, bu coğrafyada her gün daha da yakıcı bir gerçeklik kazanıyor. Çünkü cezasızlık yalnızca suçluları korumakla kalmıyor, yeni suçların da zeminini hazırlıyor. Bir kez daha görüyoruz ki, önlem alınmadığında, failler cesaret buluyor; mağdurların ise sesi kısılıyor.
Oysa adalet yalnızca mahkeme salonlarında aranmaz. Adalet, bir ülkenin vicdanında, toplumsal düzeninde, kurumlarının işleyişinde vücut bulur. Narin’in davasında yaşanan belirsizlikler, bu vicdanda büyük bir boşluk yarattı.
Bugün hep bir ağızdan sorulması gereken soru şudur:
Kaç Narin daha kaybolmalı, kaç çocuk daha susmalı, kaç kadın daha öldürülmeli ki bu düzen değişsin?
Adalet, toplumun en kırılgan kesimlerini –kadınları ve çocukları– koruyamadığında, devletin temel varlık sebebi sorgulanır. Bu yüzden Narin’in sessizliği, aslında hepimize yöneltilmiş bir çığlık.
Ve o çığlık, biz sustukça, biz görmezden geldikçe, daha da büyüyecek.
Bugün bize düşen, bu davanın ve benzerlerinin takipçisi olmak; cezasızlığı kanıksamak yerine adalet talebini en yüksek perdeden haykırmaktır. Çünkü adalet, ancak talep edildiğinde ve ısrarla istendiğinde gerçek anlamına kavuşur.
Unutmayalım: Narin’in suskunluğunu adaletin sesiyle buluşturmak bizim elimizde.
Bu yüzden birlikte ses yükseltirsek kötülük sessizleşir.