14 Mart 1923… Ankara’nın Cumhuriyet’le yaşıt asil ruhlu Gençlerbirliği, Ankara’mızın en eski liselerinden olan Taş Mektep’te (şimdiki adıyla Atatürk Lisesi) doğmuş, gerek camia kültürüyle gerekse de ülke futboluna kazandırdığı yüzlerce genç oyuncusuyla bu “mektepli” kimliğinin hakkını verdi.

103 YILLIK KULÜBÜ KUTLAYALIM

Bir rivayete göre Ankara gelinciğinden esinle, bir başka rivayete göre o sırada Karaoğlanoğlu Hanı’ndaki dükkânlarda başka renk kumaş olmadığından, kırmızı-siyahı seçtiler.
Bir asrı geçen mektepli Gençlerbirliği’ni kutlarım. Kutlamanın yanı sıra birde yönetimdeki istikrar ortaya çıkarsa, mutluluk dört dörtlük olmaz mı?..

İLHAN CAVCAV’LI MAMAKSPOR

Görev yaptığı dönemlerdeki çalışması ve Türk futboluna katkısı nedeniyle, rahmetli İlhan Cavcav’ı unutmamız mümkün değil. Undan ve futbolcudan çok anlayan merhum İlhan Cavcav, gençliğinde Mamakspor’da yer aldı. Rahmetli Cavcav (Ayakta sağ baştaki), 19 Mayıs dış sahasında takım arkadaşları ile birlikte.
Bu fotoğrafta ayrıca İlhan Cavcav’ın dayısı Necati Bey de Mamakspor forması altında yer alıyor. Gençlerbirliği’ne hem para, hem de modern tesis kazandıran İlhan Cavcav’ı bugünlerde de anmak için bu tarihi fotoğrafı kullandım. (Atilla Güvenç’ e teşekkür ederim)...

A.GÜCÜ SEVGİSİ OLAN DİPLOMAT

Belçika Büyükelçisi Hendrik Van de Velde ile arkadaşımız Burç Tuna'nın yaptığı röportajda Ankaragücü sevgisi dile geldi. Başarılı diplomat “Bir diplomat bir yerde kendini evinde hissediyorsa, o şehri kalbinde kazanmış demektir. Ben Ankara’da kendimi evimde hissediyorum. Hollanda ve Lüksemburg büyükelçileri ile Ankaragücü maçına gitmek istiyorum” diyor. Belçika Büyükelçisi Hendrik Van de Velde, Ankara’ya duyduğu sevgiyi, spora olan ilgisini ve başkentteki yaşamını anlattı.
Ankara’da herhangi bir spor müsabakasına gittiniz mi? Yerel atmosferi deneyimlediniz mi? sorularına şöyle cevap verdi: “ Ankara takımlarını özellikle Ankaragücü’nü takip ediyorum. Hiç maça gitmedim ama Hollanda Büyükelçisi Joep Wijnands ve Lüksemburg Büyükelçisi Daniel Da Cruz yakın arkadaşlarım. Birlikte bir Ankaragücü maçına gitmek isterim. Tribünde küçük bir Benelüks taraftar grubu oluşabilir. Sporun güzel tarafı şu: Stadyumda unvanlar dışarıda kalır, sadece taraftar olursunuz.”

VOLEYBOLUMUZDA EKSİKLİKLER

Kadın voleybolumuzun başarıları hepimizin göğsünü kabarttı.
Erkek voleybolcularımız da toparlanma döneminde…
Buraya kadar her şey güzel…
Ama…
Bu 2 başarılı takımlarımızın başında neden kadın Başantrenör olmadığını merak edip, öğrenmeye çalıştım. Voleybolu kendisine uğraş ve meslek olarak seçen duayenlerden bu konuda olumlu cevap bulamadım. Zamanında başarılı olan kadın voleybolcuların, faal sporculuktan sonra kenara çekilip, eski günlerle avunduğunu öğrendim.
Doğrusu, halen başarılı olan milli takımların yanı sıra kulüp takımlarının sorumlulukları bilhassa yabancıların omuzlarına yüklenmiş, kadınların esamesi bile yok.
O bakımdan başarımızın daha yukarılara çıkması için kadınlarımızın bu konuda ön plana çıkması gerekmez mi?
Hem de gecikmeden…

Unutulmayanlar: RUHİ SARIALP

Türkiye'nin olimpiyatlarda atletizm branşında elde ettiği ilk madalyanın sahibi olan Ruhi Sarıalp’in vefatının üzerinden 25 yıl geçti.
15 Aralık 1924’te Manisa’da dünyaya gelen Sarıalp, atletizme Konya Askeri Lisesi’nde başladı. Yurt içinde gösterdiği başarılı performansların ardından 1948 Londra Olimpiyatları’na katılan Sarıalp, üç adım atlama branşında bronz madalya kazanarak Türkiye’ye olimpiyatlarda atletizm dalındaki ilk madalyayı getirdi.
Sarıalp’in kazandığı bu madalya, 2004 Atina Olimpiyat Oyunları’nda Eşref Apak’ın çekiç atmada elde ettiği bronz madalyaya kadar 56 yıl boyunca Türkiye’nin olimpiyatlarda atletizm branşındaki tek madalyası olarak kaldı.
Başarılı atlet, 1950 yılında Brüksel’de düzenlenen Avrupa Atletizm Şampiyonası’nda da bronz madalya kazanarak Türkiye’nin bu organizasyondaki ilk madalyasını elde etti. Bu madalya ise, Süreyya Ayhan Kop’un 2002’de 1500 metrede kazandığı altın madalyaya kadar 52 yıl boyunca Türkiye’nin Avrupa Atletizm Şampiyonası’ndaki tek madalyası olarak kayıtlara geçti.
ABD’de bulunan Coast Guard Academy’de eğitmenlik yapan ve bazı uzay programlarına katılan Sarıalp, Türkiye’ye döndükten sonra İstanbul Teknik Üniversitesi Spor Bölümü’nde “Spor Tarihi” ve “Denizcilik” dersleri verdi.
Ayrıca Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi, İstanbul Yelken Kulübü ve Fenerbahçe Kulübü’nde çeşitli görevlerde bulunan Sarıalp, “Fizik Kondüsyon”, “Deniz Güvenliği” ve “Cankurtarma” adlı kitapları kaleme aldı.
1945 yılında üç adım atlamada 14,77 metrelik derecesiyle ilk Türkiye rekorunu kıran Sarıalp, 1948’de bu derecesini 15,75 metreye yükseltti.
Askerlik döneminde Ordu Milli Takımı’nda da yer alan Sarıalp, 21-23 Eylül 1951’de Roma’da ve 12-14 Eylül 1952’de Kopenhag’da düzenlenen Dünya Ordular Arası Atletizm Şampiyonaları’nda iki altın madalya kazandı.
Spor yaşamı boyunca birçok ödüle layık görülen Sarıalp’e, Fahri Korutürk’ün cumhurbaşkanlığı döneminde şeref madalyası verildi. Ayrıca Uluslararası Olimpiyat Komitesi tarafından da “özel şeref madalyası” ile onurlandırıldı.
Türk atletizminin öncülerinden Ruhi Sarıalp, 3 Mart 2001’de İzmir’de hayatını kaybetti.