Türkiye bir süredir uyuşturucu ve fuhuş soruşturmalarında adı geçen isimleri konuşuyor. Çok sayıda spiker, gazeteci, iş insanı, ünlü şarkıcı, sanatçı yapımcı ile spor dünyasından isimler gözaltına alınıyor tutuklanıyor.

Elbette uyuşturucu ile mücadele edilmesi gerekiyor. Özellikle artan kullanımı ve ulaşım kolaylılığı ile mücadele edilmesi şart. Kullananlara yönelik operasyonlar kadar ülkeye sokan, üreten kesime yönelik operasyon da şart. Son operasyonlarda tutuklu ela Rümeysa Cebeci, tutuklu Mehmet Akif Ersoy ile Fenerbahçe Başkanı Sadettin Saran başta olmak üzere özel hayat ve kişisel yazışma ve belgelere dair her türlü bilgiyi okumamız ne kadar doğru? Biz bunları neden bilmek durumundayız?

Bazı ifadelerin hiçbir süzgeçten geçmeden birebir ekranlarda gazetelerde yer alması da ne kadar doğru? Kaynakların bunu sızdırması sorunu kadar gazetecilerin de bir süzgeçten geçirme sorumluluğu yok mu? Elbette “uyuşturucu mal temin etmek”, “uyuşturucu dağıtmak”, “kamu görevlilerine şantaj” gibi başlıklar kamu çıkarı gereği soruşturmalarda haberleştirilebilir. Bu gazetecilik faaliyeti ile hiçbir süzgeçten geçirilmemiş tamamen özel hayata ilişkin verilerin her yerde yer alması arasındaki fark “hukukun kimi nasıl koruması gerektiğine” yönelik sorunun da yanıtı.

Adli emanetten çalınan altınlar ile adaletin emanetine bırakılan telefondan özel hayata dair sızdırılan yazışma ve fotoğraflar arasında ne fark var? Gözaltına alınan isimler, telefonlarını, dijital evraklarını savcılığa teslim ediyor. İçerisinde bir suç unsuru tespit edilirse elbette işlem yapılacaktır, yapılmalıdır da. Ancak tamamen iki kişi arasındaki özel yazışmalar, fotoğraflar daha gözaltı devam ederken medyada yer alıyorsa, bu da özellikle belli bir medya organında yer alıyorsa, burada bir problem var demektir. Önemli soruşturmalara, “Türkiye bir hukuk devletidir” mottosuna en fazla zarar verecek olan uygulamalar da aslında bu adımlar haline geliyor. Yargı, hukuk, adalet her şeyden önce kişilerin insanlık onurunu da mutlaka korumalı.

Türkiye Barolar Birliği haklı bir açıklama yaparak, “Soruşturma ile ilgisi olmayan ve yayınlanması özel hayatın gizliliğine açıkça aykırı olan yazışmaların ortaya dökülmesi ise soruşturmanın gizliliğinin ihlali olmasının ötesinde suç teşkil etmekte olup, toplumda yargısal süreçlerin adaletin tesisi için değil başka amaçlar için kullanıldığı algısını yaratmaktadır” diyor.

İddianame çıksa dahi mahkemedeki yargılamalar sona erene kadar herkes masumdur. Elbette somut iddialar, somut veriler varsa bunlar tartışılacaktır, değerlendirilecek ele alınacaktır. Ancak burada sızdırılanların veya ulaşılan ifadelerin, yazışmaların, fotoğrafların hem hukuk açısından hem de gazetecilik meslek etiği açısında süzgeçten geçirilerek ve en önemlisi somut suç unsuruna dair belgeler varsa bu çerçevede analiz edilmesi gerekiyor…