“Ilımlı İslam” kavramı FETÖ’nün ABD’den aldığı emrin gereğini uyguladığı proje idi. “Alnı secdeye varan”ların emperyalizm adına dini duyguları sömürerek kamufle ettiği “plan”ın aslında yeşil kuşak “çalışmaları”nın bir parçası olduğunu vurguladığımız için de başımıza gelmeyen kalmadı!
Bırakınız İslamı, dinin sıcağı-soğuğu, ılığı-serini olamayacağını ısrarla vurguladığımızda yakın çevremizden bile tepki ile karşılaştığımız günlerin bariz anılarını paylaşarak kafaları karıştırmaya ve kıymetli vakitleri çalmaya niyetim yok.
“Hoşgörü” sloganını bilmem kaç kişi hatırlar.. “Dinlerarası diyalog” değil Kuleli’den sınıf arkadaşım Sevgili Bahadır Berk’in “Dinlerarası Diyalog” adını verdiği kitap yüzünden uğradığı “yargısız infaz”a da değinmek niyetinde değilim. Tarihe geçti… Gerçeklerle yüzleştik 15 temmuz hain darbe girişiminden halen ders almamışlara söylenecek şey kalmadı!
Kendi, adıma gençlik yıllarımın önemli bölümünü “komünizm ile mücadele” ile geçirmiş biri olarak; “Din bir toplumun afyonudur insanları uyuşturur” tespitine hep karşı çıktım. Lakin; din adına hipnotize edilen, uyuşturulan kişilerin kendi halkına bomba attığına tanık olduktan sonra “vayy be!” diyebildim. Aralarında tanıdığım insanlar da vardı. Hakkımda verilen “Kafir!” ve de “katli vaciptir” fetvasına boyun eğenleri de tanıdım. Cidden psikiyatri biliminde ya “hipnotize” edilmişler ya da “düşmanın askeri” olarak devşirilmişlerdir…
Lafı uzatmayalım… “Ilımlı islamcılar” kullanıldı; kağıt parçası gibi silinip atıldılar.. Pişmanlıkları da fayda etmedi.
“Uyumlu İslamcılar”a gelince… Bukalemun gibi bulunduğu duruma göre renk değiştiren sürüngen bir yaratık vardır. Ilıman ve sıcak havayı sever… Kış ve soğuk iklim şartlarını sevmez; yaşayamaz sanıyorduk, hiç de öyle değilmiş. Malum “İklim değişikliğine karşı uyum serumları” ile her koşulda yaşam hakkı tanınmış. Hem de bizim gibi yıl içerisinde dört mevsimin yaşandığı ülkemizde “uyumlu” olmaları da laboratuvar ortamında kullanılabilir hale dönüştüler…
“Ilımlılar ile uyumlular” arasındaki çatışmanın aslında tamamen “duygusal” olduğunu inkar edenlere selam olsun!... Yetki ve çıkar çatışmasından doğan girişimlerden kimin kazançlı çıktığını tartışmanın da anlamı yok!
Benim asıl merakım ılımlılardan sonra sahneye çıkan “uyumlular”ın “buz kütlesi” olarak nitelendirdiği “Grönland” gibi yeni sömürü coğrafyalarına karşı iklim açıklamalarına karşı dini fetvalarına taktım kafayı…
Kafamıza çuval geçirildiğinde “müzik notası” değil diyen uyumcuların İran konusunda tıpkı Turgut Özal gibi “Onlar Şii, Biz Sünniyiz. Bizi değil İran’ı ilgilendirir.” Anlayışının farklı söylemlerle dillendirilmesinden şüphe duyduğumu ifade etsem, acaba yargılanır mıyım?
Sevgili okuyucularım; “Tecrübe yediğiniz kazıkların manzumesidir” derler. Yazdıklarım ve konuşmalarım yüzünden 50’den fazla davadan yargılanıyorum. Sadece emekli maaşım olduğu için milyonluk tazminat davaları yüzünden tabiri caiz ise “ucuz” yırtıyorum. Milyonluk davadan 50 ile 100 bin arası tazminat cezasını daha ikinci celsede çakıyorlar. İstinaf ve yargıtay aşamasını beklemeden “ihtiyati tedbir” adı ile “mal kaçırır, kaçar” diye anında haciz konuyor.
Hiç abartmıyorum, 20 yıldan fazladır ödediğim tazminatlar yüzünden bugünkü fiyatlarla 3 daire parası kaybetmişimdir. Helal olsun diyemiyorum. Kursaklarından helal para geçmiştir. Zehir olsun!..