Osmanlı’dan bu yana yakın tarihimizde “Vali”ler ile ilgili olumlu izler yoktur. 1514 Çaldıran Savaşından sonra devrin Erzincan Valisinin Alevi-Türkmen kıyımı yaptığına dair iddialar günümüze kadar nakledilir. Kavalalı Mehmet Ali Paşa’nın Mısır Valisi iken Osmanlı’yı tehdidi dahası o bozulma…

Çöküş döneminde liyakat olmadığı için rüşvet ve halka baskılarla ilgili çok olay yaşanmıştır. Son derece önemli olan Valilik makamına Osmanlı Padişahları erkek çocuklarını görevlendirip, devlet yönetiminde tecrübe kazanmalarını istemişlerdir.

Batı kültüründe de “Vali”lik önemli makamdır. Başta Azerbaycan olmak üzere Türk Dünyası coğrafyasında “Vali” yerine “İcra Başçısı” terimi kullanılır. Kendi adıma bu deyimi benimsemişimdir.

Yüzyılı geride bıraktığımız Cumhuriyet tarihinde de “Vali” makamı, başkent Ankara’nın hükümetin hatta Cumhurbaşkanının temsilcisi sayılır. Her ne kadar idari olarak İçişleri Bakanlığına bağlı olsa da “Devlet Baba”nın o ildeki gölgesi sayılır.

İstiklal Harbi esnasında Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşlarına suikast düzenlemeye kalkışan Valilerin yanında Padişah’a rağmen Atatürk’ün saflarına katılanlarında örneği çoktur.

Konumuz Cumhuriyetin Valileri değil. Detaya girmek yerine bir kaç örnek ile konuya ışık tutmaya gayret edelim;
O devrin iletişim şartları malum. Gazi Paşa, görevlendirdiği bazı Valilerin icraatlarını beğenmeyip derhal görevden aldığına dair çok olay var. En belirgini Cumhuriyet ilkelerinden taviz vermeyen bir öğretmeni şikayet eden Vali’yi derhal uzaklaştırmasıdır.

Vali anektodlarından bana göre en önemlisi devrin Ankara Valisi Nevzat Tandoğan’ın genç üniversite öğrencilerine: “Bu memlekete komünizm gelecekse biz getiririz” cümlesi unutulmaz. Olay da, kaynak da çok. Meslek hayatımda 40 yılı doldurmak üzereyim. Bizzat tanık olduklarımdan örnekler vererek günümüze geleceğim.

Yıl 1992… Acar muhabirlik günlerim. 13 Mart 1992... 6.8 şiddetindeki depremde 653 vatandaşımız hayatını kaybetmişti. 8057 bina hasar gördü ve yıkıldı. Ertesi günü Erzincan’a ulaştım. Enkazların arasında cenazeler defnediliyor. Çadırlar kurulmuş, sıcak yemek hazırlanmış faciaya rağmen son derece disiplinli ortam vardı. Devletin binaları da yıkıldığı için Valilik makamı çadıra taşınmıştı. Merhum Recep Yazıcıoğlu kriz yönetiminin başında başta asker olmak üzere belediye ve devletin diğer birimleri ile oluşturduğu koordinasyon ile tarihe geçmiştir.

8 Eylül 2003 yılında şüpheli bir trafik kazasında hayatını kaybeden Recep Yazıcıoğlu adına sinema filmi, tv dizisi ve onlarca kitap, binlerece makale yazıldı. Belki de yüz değil binlerce yıl unutulmayacak…

Bir güzel örnek de şüphesiz Malatya’da 1986’da yaşanmıştır. İktidarının en kudretli günlerinde memleketi Malatya’da miting düzenleyen Turgut Özal halka hitap ederken izleyiciler Özal’ı göremediği için otobüsün üzerindekileri protesto eder. Kısa boylu olan Özal seçmenlerinin kendisini görmesi için bakan, milletvekili ve Parti yöneticilerine “Çökelim…” der. Talimat üzerine çökerler. Özal, bakan olan yeğeni Hüsnü Yusuf Özal’a; “Hüsnü sen de çök” der. O da çöker. Ayakta bir tek Vali Naim Cömertoğlu kalmıştır. Turgut Özal elinde mikrofon, kendisinden son derece emin: “Vali Bey, sende çök!” Der…

Merhum Cömertoğlu, “Sayın Başbakan ben devletin Valisiyim. Vali çökerse devlet çöker. Müsadenizle ben aşağı iniyorum” sözleri açık mikrofondan duyulunca vatandaşlar alkışlar… Ve Vali seçim otobüsünden iner. Bir süre sonra merkeze çekilir ama tarihe geçer!

Cumhuriyetin gerçek valilerden birisi de Nuri Okudan’dır. Kocaeli ve Isparta gibi bir çok illerde görev yapan Okudan’ı Sevgili Yılmaz Özdil: “Vali” başlıklı yazısı ve “Adam” isimli kitabı ile tarihe geçmiştir. Bir dönem milletvekili seçilip İYİ Parti kuruculuğu yapan Okudan, ikinci defa aday bile olmamıştır. Nuri Okudan’ı en iyisi Yılmaz Özdil’den okuyunuz… Tanımaktan ve dostluğundan onur duyduğum Nuri Okudan gibi sahi kaç Vali vardır?

Tunceli'de katledilen ve üzeri 6 yıl boyunca örtülen Gülistan Doku cinayeti ile 81 vilayetimiz arasında benim için çok farklı olan Tunceli’de malum validen sonra bütün memleketin bağrına bastığı bir Vali daha var. Şehit polisimizin oğlu, öğrencilik yıllarından beri tanırım. Canım memleketimin en önemli ilçelerinden, Selçuklu’nun göz bebeği, Anadoluya açılan kapı olan Ahlat İlçemizdeki kaymakamlığında konuğu oldum. İcraatlarını gördüm. Vatandaşların sevgilisi olmuştu. Kırıkkale’ye Vali oldu. Başkentin yanıbaşında olmasına rağmen ihmallerden “Taşra” durumuna terk edilen kenti ayağa kaldırmaya çalışırken 70 bin insanımızı kaybettiğimiz K.Maraş- Hatay merkezli asrın faciasında devlet alenen sınıfta kalmıştı. Vaziyeti kurtarmak için “Koordinatör Vali” olarak bölgeye atandı. Gece-gündüz çalıştı. Devlet kuruluşları ile Sivil Toplum ve gönüllü diğer kuruluşlar ile koordinasyonu sağlayarak milyonlara umut verdi. Vali Bülent Tekbıyıkoğlu, bir dönem terörle anılan Tunceli’ye atandı. Terör örgütlerinin kökü kazınırken kendi kültür-sanat ve turizme dünya kamuoyunun dikkatini kazandırdı.

Şehitlerimizin katili olan bir teröristin anma toplantısına iktidar baskısına rağmen izin vermedi. Siyasi dayatma devam edince “Beni görevden alın” dedi. Merkeze çekildi. Devletten umudunu kesenlerin umudu olmaya devam ediyor…
Bir Vali örneği daha var ki evlere şenlik… Hüseyin Avni Coş… Kaymakamlık ve Mülkiye Müfettişliği yaptı. İstanbul Büyükşehir Belediyesinde başta “Akbil yolsuzluğu” olmak üzere çeşitli soruşturmaların üzerini kapattığı iddiası ile gündeme geldi. AKP iktidarında Bingöl, Aksaray, Kırklareli, Aydın, Adana ve Sakarya Valisi makamlarında oturdu. Görev yaptığı yerlerde vatandaşa “İllallah” dedirtmekle ünlendi Adana Valiliği esnasında bir vatandaşın şikayetine tahammül edemeyerek “Gavat” diye azarladı. Ertesi günü “Gavat” diye hakaret etmediğini “Kavas” sözcüğünü sarf ettiğini vurgulayarak inkar etti. 15 Temmuz malum darbe girişimi gecesi olaylar bastırılıp sükunetin sağlandığı sabah makama gelip asayişi tesis eden başta askerler olmak üzere yetkilileri haksızca suçlayarak tutuklanmalarını ve ağır ceza almalarının müsebbibi olarak tarihe geçti. Bir kaç yıl sonra da öldü gitti. Hayır ile yad edilmiyor. Akıllarda Adana Demirspor taraftarlarının ünlü tezahüratı kaldı.

Gelelim tutuklanan eski Tunceli Valisi Tuncay Sonel’e… Hukuken “masumiyet karinesi”ne inanırım. Şu ana kadar 12 kişinin tutuklandığı dava dosyasında lağım değil irinler akıyor. Devletin gücü adına Kaymakamlık görevlerinden Valiliklerine kadar tüm icraatları şaibeli…

Sözü uzatmayalım… Sahiden: “Vali kim?”…