Geçenlerde Gölbaşı’na gittim. Bu vesileyle şehrin girişindeki spor tesislerini yakından görme fırsatı buldum.

G Ü R A Y-8BAŞKENTTE SPORUN MERKEZİ GÖLBAŞI

Gölbaşı’ndaki geniş arazi üzerine spor yapılabilmesi için neredeyse her şey düşünülmüş. Bilardo salonu, kapalı spor salonu, Rauf Denktaş Yüzme Havuzu, buz sporları ve tırmanma duvarı salonu; ayrıca zemini sentetik futbol sahası ve Türkiye’de ilk kez yapılan çim hokeyi sahalarını yerinde inceledim. Tesislerin bakımlı ve düzenli olduğunu görmek sevindiriciydi.
Buraya kadar her şey güzel.
Ancak bu tür yatırımların asıl anlam kazanması, içlerinin sporcularla dolmasıyla mümkün. Tesisler ne kadar modern ve donanımlı olursa olsun, yeterli katılım ve aktif kullanım olmadığı sürece hedefe tam anlamıyla ulaşılamaz.
Bu konuya da gereken önem verilirse, başkent Ankara’nın spor alanında gerçek bir nefes alma imkânı yakalayabileceğini düşünüyorum.

G Ü R A Y2-2KALEDE TEK BAŞINA…

Sunay Akın’ın Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları’ndan çıkan kitabını okudum ve çok beğendim.
Tavsiye ederim.
Lafı uzatmadan, kitabın satır aralarına birlikte bakalım…
“Yerdeydim ve avuçlarım kızgın kömür parçalarını tutmuşum gibi yanıyordu. Sağ yanıma gelen şutu hâlâ nasıl olduğunu anlayamadığım bir refleksle kurtarmıştım. O an Lefter’in sözü duyuldu: ‘Tamam, bulduk! Kaleye Sunay geçecek.’”
Henüz 10 yaşındayken, Lefter Küçükandonyadis’in şutunu kurtaran Sunay Akın’ın hayatında o an bir dönüm noktası olur. Kaleci kazağını çıkarıp kalemi eline aldığında ise bu kez “kaleci öyküleri” biriktirmeye başlar.
Bu öykülerde kimler yoktur ki…
Aziz Sancar; Berlin Kaplanı Turgay Şener ve jübile maçına katılan efsanevi Sovyet kaleci Lev Yashin; antrenmanlara Zonguldaklı madencilerin gönderdiği eldivenlerle çıkan Şenol Güneş; Yaşar Kemal’e İstanbul’daki ilk evinin kapısını açan Abidin Dino’nun yeğeni kaleci Sabri Dino; düğün davetiyesinde gelinin şutunu karşılayan damat Yılmaz Vural; en renkli kalecilerimizden Varol Ürkmez ve ona el uzatan Hakkı Yeten…
Ayrıca Nâzım Hikmet’in dizelerindeki kaleci, Albert Camus ve Luciano Pavarotti de bu hikâyelerde kaleci forması giyer.
Hepsinin sırtında aynı numara vardır: 1.
(Atilla Güvenç’e teşekkürlerimle…)

G Ü R A Y3BU TAKIMI TANIDINIZ MI?

Yer, Fransa’nın Strazburg kenti. 1968 yılının Nisan ayında burada Avrupa Demiryolları Futbol Şampiyonası düzenlenir. Turnuvaya Türkiye’yi temsilen Ankara Demirspor futbolcuları da katılır.
Maç günleri dışında Ankara Demirsporlu oyuncular kenti gezme fırsatı bulur. O dönem kadroda yer alan isimlerden bazıları şunlardır:
(Soldan sağa ayaktakiler) Gürcan Erden, Şener Özkan, Bülent Karpat, Ayhan Alnıaçık; (oturan) Serdar Ersözlü.
Demek ki 1968’de böylesi uluslararası demiryolu şampiyonaları da düzenleniyormuş.
Bugün ise bu tür organizasyonlar pek hatırlanmıyor.
Biz de elimize geçen bu fotoğraflarla o günleri anımsayalım istedik.

Hasan GüngörUnutulmayanlar: HASAN GÜNGÖR

5 Temmuz 1934’te Denizli’nin Acıpayam ilçesinde doğan Hasan Güngör, Türk serbest stil güreşinin önde gelen isimlerinden biridir. Güreşe küçük yaşlarda Acıpayam’da başladı ve kısa sürede yeteneğiyle öne çıktı. Uluslararası alandaki ilk büyük başarısını 1957’de İstanbul’da düzenlenen Dünya Şampiyonası’nda orta sıklette üçüncü olarak elde etti. Bu turnuvada, 1956 Olimpiyat şampiyonu Bulgar rakibini yenmesi büyük yankı uyandırdı. 1958’de Sofya’da düzenlenen Dünya Kupası’nda altın madalya kazanarak dünya çapında başarısını pekiştirdi.
1960 Roma Olimpiyatları’nda 79 kiloda mücadele eden Güngör, güçlü rakiplerini geride bırakarak finale yükseldi. Finalde Amerikalı rakibini tuşla mağlup ederek altın madalyaya ulaştı ve olimpiyat şampiyonu oldu. 1966’da Karlsruhe’de düzenlenen Avrupa Güreş Şampiyonası’nda da altın madalya kazanarak Avrupa şampiyonluğunu elde etti. 1967 yılında aktif sporculuk kariyerini noktaladı.
Sporculuk yaşamının ardından uzun yıllar antrenörlük yapan Hasan Güngör, Genç ve A Millî takımlarla önemli uluslararası dereceler kazandı. Türk güreşine hem sporcu hem de antrenör olarak önemli katkılarda bulundu. 13 Ekim 2011’de Denizli’de vefat etti.