İstanbul’un çağdaş sanat sahnesinin önemli duraklarından Summart, yeni sezonu disiplinlerarası üretimleriyle dikkat çeken Seda Gazioğlu’nun “Kitab-ı Nazar” sergisiyle karşılıyor. 17 Eylül- 21 Kasım tarigleri arasında gerçekleşen sergi, Foucault’nun gözetleme kulesi Panoptikon’dan Anadolu coğrafyasının köklü inanışı “nazar”a uzanan geniş bir düşünsel zeminde, görme ve görülme biçimlerini mercek altına alıyor.

Seda Gazioğlu-1

Seda Gazioğlu sergide geleneklerin günümüze yansımasını da hatırlatıyor

Gazioğlu, bu sergisinde geleneği çağdaş pratiklerle harmanlıyor. Sanatçı, yağlıboya, metal heykel ve dijital sanatı bir araya getirdiği üretimlerinde, bakışın sadece pasif bir görme eylemi olmadığını, aksine bir “müdahale” ve dönüştürme biçimi olduğunu vurguluyor.

Kuantum fiziğinden Anadolu halılarına bakışın arkeolojisi

“Kitab-ı Nazar”, izleyiciye hakikatin sabit olmadığı, bakana ve zamana göre değiştiği bir evren sunuyor. Gazioğlu, kuantum fiziğindeki "gözlemin gerçeği dönüştürdüğü" ilkesi ile nazarın "varlığı etkileyen gücü" arasında şaşırtıcı bir paralellik kuruyor. Bilim ve inancın kesiştiği bu noktada sanatçı, belirsizlik karşısında insanın kontrol arzusunu temsil eden ritüelleri ve batıl inançları görünür kılıyor.

Sergideki eserlerde, sanatçının imzası haline gelen antika Türk halıları ve yaşanmışlık taşıyan objeler başrolde. Halıyı geçmişin bir belleği, üzerine basılan bir hafıza olarak tanımlayan Gazioğlu, bu nesnelerin dokusuna sinmiş inanç izlerini ve görünmeyen hikâyeleri yeniden boyayarak bugünün bakışıyla yorumluyor.

Serginin kavramsal omurgasını oluşturan eserlerden biri olan Koruyan Eller, geleneksel nazar inancını Michel Foucault’nun modern iktidar analizleriyle beklenmedik bir düzlemde buluşturuyor. Gazioğlu bu eserinde, kaynağı belirsiz bir bakışın birey üzerinde yarattığı oto-sansürü ve davranış değişikliğini irdeliyor. Eser, annenin çocuğunu nazardan korumak için kırk gün evden çıkarmaması ritüelini, bir tür “görünmezlik stratejisi” olarak okuyor. Sanatçıya göre nazar inancı, tıpkı Panoptikon’daki görünmez gardiyan gibi, bireye görünür olmamanın bir hayatta kalma stratejisi olduğunu öğretiyor; çünkü bu bağlamda bakış pasif bir seyir değil, doğrudan bir tehdit olarak yöneliyor.

Koruyan Eller

Koruyan Eller

Sergide dikkat çeken bir diğer yapıt olan 2025 tarihli 'Kolektif Bakış', modern toplumun en büyük nevrozlarından biri olan “başkalarının gözü” olgusuna odaklanıyor. Sanatçı, “Doğrudan birine baktığımızda bizde neler tetiklenir?” sorusundan yola çıkarak, kalabalık bir bakışın hedefi olmanın yarattığı paranoya, performans kaygısı ve sosyal baskıyı (Social Pressure) görselleştiriyor. Eserde yer alan metinler ve figüratif anlatım, gözden kaçınmanın ya da bakışların odağında olmanın yarattığı gerilimi, izleyiciye doğrudan hissettiren bir atmosfer kuruyor.

Kolektif Bakış

Kolektif Bakış

Gazioğlu, serginin anlatısını sadece tuval ve tekstil yüzeylerle sınırlamayıp mimari bir boyuta da taşıyor. Mimar Alican Taylan ile gerçekleştirdiği Bakışın Tarihinden Üç An isimli işbirliği, bakışın tarihsel süreçte nasıl bir denetim mekanizmasına dönüştüğünü araştırıyor. Cam vitrin altında sergilenen mimari maketler ve çizimler, farklı dönem ve coğrafyalardaki gözetim düzeneklerini görsel bir diyaloğa sokarak, insanların birbirlerini yönetme ve denetleme biçimlerine dair eleştirel bir "açık uçlu yorum" sunuyor

Bkışın Tarihinden Üç An

Bakışın Tarihinden Üç An

Bakışın tarihini ve etkisini bir nevi kayıt altına alan “Kitab-ı Nazar”, izleyiciyi sadece eserlere bakmaya değil, kendi bakışıyla yüzleşmeye ve sessiz bir iç yolculuğa davet ediyor. Sergiye paralel olarak Gazioğlu'nun tasarladığı ve bizzat yaptığı 500 kitap da sanatseverleri bekliyor.

Seda Gazioğlu ile serginin kavramsal çerçevesini, batıl inançların modern insan üzerindeki etkisini ve sanat pratiğindeki dönüşümü konuştuk.

Serginizde bakışın pasif olmadığı gerçeğini araştırıyorsunuz. Bu bakış açısını sanatınıza nasıl yansıtıyorsunuz ve bakışın bir eylem olarak ele alınması sanat pratiğinizde nasıl bir dönüşüm sağladı?

Benim için bakış yalnızca görmek değil, dönüştürmek demek. Bir şeye baktığında onu olduğu haliyle değil, kendi geçmişin, inançların ve korkularınla birlikte görüyorsun. Bu farkındalık, sanat pratiğimde bakışı hem bir araç hem de bir konu haline getirdi. Artık resmettiğim şey kadar, bakanın konumu da eserin bir parçası.

Güç Haritası

Güç Haritası

Sanat yolculuğunuzda, özellikle batıl inançlar ve kültürel öğeler üzerine yoğunlaşmaya nasıl karar verdiniz?

Bu konulara yönelmem bir karar değil, bir fark edişti. Kültürel kodların, ritüellerin ve batıl inançların gündelik hayatı ne kadar yönettiğini görmeye başladım. Aslında bunlar, insanın belirsizlik karşısındaki kontrol arzusunun aynaları. Ben de bu aynalara yakından bakmak istedim.

‘Kitab-ı Nazar’ başlığını seçmenizde özel bir anlam var mı? Nazarın kelime anlamından hareketle, bu tema üzerine kurduğunuz düşünsel yapıyı nasıl geliştirdiniz?

“Nazar” hem bir bakış hem de bir etki biçimi. Bu yüzden “Kitab-ı Nazar”, hem bakışın tarihi hem de etkisinin kaydı gibi düşündüğüm bir yapı oldu. Nazarın görünmeyen ama hissedilen gücü, benim için hem Foucault’nun Panopticon’una hem de kuantum fiziğine bağlanıyor — bakış her zaman bir müdahaledir.

Koruma1

Koruma

Serginizde, kuantum fiziği ve nazar arasında bağlantılar mevcut. Bu iki alan arasında nasıl bir ilişki buldunuz? Serginizde bu ilişkiyi nasıl betimlemeyi tercih ettiniz?

Kuantum fiziği gözlemin gerçeği dönüştürdüğünü söylüyor. Nazar da tam olarak bunu yapıyor: bir bakış, varlığı etkiliyor, hatta yönlendiriyor. Bilim ve inanç aslında aynı noktada kesişiyor. Bu sergide o görünmez kesişimi görünür kılmak istedim.

Eserlerinizde özellikle Türk halılarını ve antika objeleri kullandığınızı biliyoruz. Nazar gibi batıl inançların içselleştirilmiş olduğu bir kültürle bu unsurlar arasındaki bağ nasıl şekilleniyor?

Halı, geçmişin belleğini taşır; üzerine bastığın şey aslında bir hafızadır. Antika objeler de görünmeyen hikâyeleriyle birlikte gelir. Nazar gibi inançlar da bu eşyaların dokusuna sinmiştir. Ben o belleği yeniden boyayarak, inancın izlerini bugünün bakışıyla görünür kılıyorum.

Denizli Opera ve Bale Günleri'nde "Kuğu Gölü" ve "Zorba" baleleri sahnelenecek
Denizli Opera ve Bale Günleri'nde "Kuğu Gölü" ve "Zorba" baleleri sahnelenecek
İçeriği Görüntüle

Large 10136 8860D80DaeGökyüzü Benim

Serginizin ana temasına paralel olarak, ‘hakikat’ fikri sizin sanatınızda nasıl şekilleniyor? Gözlemlerinizde ya da çalışmalarınızda hakikatin sabit olmayan, değişken bir kavram olduğunu düşündüren herhangi bir deneyiminiz oldu mu?

Hakikat sabit değil; bakana, zamana ve bağlama göre değişiyor. Aynı objeye her seferinde farklı bir anlam yükleyebiliyoruz. Bu değişkenlik bana göre hakikatin doğasında var. Belki de hakikat dediğimiz şey, sadece ortaklaştığımız bir yanılsama.

Günümüzde hâlâ batıl inançlar ve nazar gibi eski öğeler birçok kişi için önemli bir yer tutuyor. Bu durum sanatçı olarak sizin bakış açınızı nasıl etkiliyor? Modern bilim ve eski inançlar arasındaki gerilimden nasıl bir yarar sağlıyorsunuz?

Ben bu gerilimi bir çatışma değil, bir zenginlik olarak görüyorum. Bilimle açıklayamadığımız şeyleri inançla anlamlandırıyoruz. Bu durum, insan zihninin nasıl işlediğini gösteren güçlü bir gösterge. Ben de bu iki alan arasındaki o ince aralıktan sızan anlamlarla ilgileniyorum.

10255 A5Ef7Eea27

'Kitab-ı Nazar’ sergisini izleyenlerin bu temalarla ilgili nasıl bir düşünsel yolculuğa çıktıklarını hayal ediyorsunuz?

İzleyicinin yalnızca eserleri değil, kendi bakışını da fark etmesini istiyorum. Çünkü bakmak, aynı zamanda görünmeyi de kabul etmektir. Sergi, bu farkındalıkla başlayan sessiz bir iç yolculuk olsun istiyorum.

Bir sanatçı olarak, insan bilişi, ritüeller ve doğaüstü ile gündelik yaşam arasındaki ilişkiyi sorgulamanın sizin için en anlamlı yönü nedir? Bu anlam arayışı sizi nasıl dönüştürüyor?

Benim için anlam, görünmeyenle görünen arasındaki o ince hatta saklı. O aralıkta çalışmak, bana insanın hem kırılgan hem büyülü doğasını hatırlatıyor.

Muhabir: Ahmet Çağatay Bayraktar